Salat’ın Esas anlamı, “İleri düzeyde bir Toplum yaşamı için; Bireylerin Maddi Manevi katkılarını içten duygularla yapmalarıdır. Namaz ise Salat’ın “Dua / Yakarış” Boyutudur. İslam Toplumlarında, Salat Gerçek Anlamından soyutlanarak “Şekilsel Namaza” İndirgenmiştir. Namaz’da “Anlamadığın bir Dille, Ezbere okunarak yapılmaya” mahkum edildiği için, “Bir Dua / Yakarış olma” ruhunu da kaybetmiştir.
Gerçekte, Salat, Toplum Hayatının “Geri Vitesi olmayan Yaşam Motoru” olabilecekken, “Namaz” adı ile uygulanan şekli ile “Uyutma İlacı” haline getirilmiştir. Bunların açıklamaları yazımızda görülecektir kanısındayız.

Doğrudan Namaz’la ilgili görülmeyen bazı konulara da girmek zorunluluğu duyduk. Örneğin, “İslam’da Hükümlerin Konulması” Prensipleri ortaya konulmadan; ve “Ayetlerin Saptırılması” konusunda, Namazla ilgili olmayan tipik örnekler üzerinde durulmadan, bazı noktalar, “İstenilen Netlikte” açıklanamayabilirdi. 

-----------------------------
NOT: 1- KAYNAKLAR:   [k1]  [k2]… [k14] olarak verilmiştir.    Gönderme: [k2.32]  Kaynak [k2]  Sayfa:32 Anlamındadır.
          2- DİPNOTLAR:    [1]  [2]  [3]  ….Olarak verilmiştir.
----------------------------------

İSLAM’A  VE  KONUYA  GENEL BAKIŞ AÇIMIZ :


***  ..... dini yalnız Allah'a özgüleyerek O'na kulluk / ibadet et!  (Zümer/2)   (ve Yunus/22  Ankebut/65)
*** 
De ki: "Bana, dini yalnız Allah'a özgüleyerek, O'na ibadet / kulluk etmem emredildi."  (Zümer/11)
***  Yalnız sana kulluk / ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.  (Fatiha/5)
 ***  "......Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir"  (Bakara/181 224 244...)
***
  "......Allah'ın her şeye gücü yeter"   (Bakara/106 Ahzab/27 ....)
***  "Kıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiç bir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız......"  (Enbiya/47)

***  "Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz, ......."   (Nisa/40)

***  "Dinde zorlama yoktur; ....."   (Bakara/256)
***  "Allah hiçbir benliğe, yaratılış kapasitesinin üstünde bir yük yüklemez..... "  
(Bakara/286)
***  Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et.….
(Nahl 125)
***  Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi.  ….. yönetim konusunda da onlarla şûraya git. …. (Aliimran 159)
***  "..... sana düşen sadece tebliğ etmektir....."  (Ali İmran/20)
***  "......tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer."  
(Rad/40)

Tekrar edelim; Dinin Yalnız Allah'a özgülenmesi, Yalnız O'na kulluk edilmesi... Yani, Katıksız bir Tevhid inancı... Kuran'ın / İslam'ın Allah'ıHer şeyi bilir, Her şeye gücü yeter, Mutlak adalet sahibidir. İslam'da zorlama yoktur. Elçisinin yetkisi dahi  "Güzel sözlerle Tebliğ / Davet etmek; Danışmaya dayalı bir Yönetim kurmaktır."  
(Başka birine bunun da üstünde bir yetki tanımak, söz konusu olamaz)
Yaratılanlara Gücünün üstünde Yük yükletilmez. Ve "Hesap sormak, Allah'a aittir."
Allah’ın istediği kulluk ve Toplum bireyliği; bu Prensipleri özümsemiş bir Kişilik olduğu kanısındayız.
Değerlendirmelerimiz Bu Ana Prensiplere göre olacaktır. 

GİRİŞ

--  “Namaz” sözcüğü Hintçeden Farsçaya, Farsçadan da Selçuklular döneminde Türkçeye geçmiştir. Farsçada önceleri “ateş önünde saygıyla eğilmek”  daha sonra “eğilerek saygı ile dua etmek”  anlamlarında kullanılmıştır.  [k5]  Kuran’da Salat olarak geçer. “Salat’ın Kökü Anlamı” Başlığında geniş olarak açıklanacağı gibi, Salat’ın çok geniş anlam yelpazesi vardır. Namaz, Salat’ın anlamlarını kapsamadığı gibi;  “Namaz-Salat”  Anlamları arasında tam bir paralellik yoktur. Bu yazıda; Namaz ifadesi, Salat’ın; “Kulun Yaratan’ına; Duasını, Yakarışını, Hamd’ini Şükrünü, Dileklerini arz ettiği” bir boyutu / İbadeti anlamında kullanılmıştır.

İslam
’a İnanan ve Dinini Yaşamak isteyen Kişinin yapması gereken ilk şey, Kitabının;
***  Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik.  (Yusuf 2 …)
***  …Kur'an'ı ağır-ağır, düşüne-düşüne oku!  (Müzzemmil 4)
Ve benzeri Ayetleri gereğince, Kuran’ı, Ana Dili ile Anlayarak, Ağır-ağır ve Düşünerek okumasıdır. Yine Kuran’ın emri olarak; Aklını / Mantığını çalıştırıp okuduklarını Değerlendirmektir. Yani Dinini Kitabından öğrenmesi ve Ana Dili ile Yaşamasıdır.

Konuya girerken, önce şu Altı noktanın altını çizelim.
1-  Tüm Peygamberler Ümmetlerine Salatı Tebliğ etmişlerdir.  (Maide 58 Hud 87 Lukman 17 Enfal 35)
Peygamberliğin başlangıcında; İlk inen Sure’de Salattan bahsedilmektedir.
***  Gördün mü bir kulun Salatına / Namazına engel olanı? (Alak/9,10)
(Namaz-Miraç ilişkisine ayrıca dönülecektir.)
2- 
Genel kapsamlı bir ifade ile, Esas olan; Aklını kullanarak, Ana Dilinden Kuran’ı okumak ve Kuran’daki Gerçek İslam’ı Yaşamaktır. Bu Tanımın neticesi; Kuran’a Muhatap olmak için; Önce  “Aklın varlığı ve Kullanılması” Sonra da  “Kuran” gelir.
***  Kitap'tan sana vahyedileni oku! Salatı ayakta tut / Namazı da kıl! Çünkü Salat  çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Elbette ki Allah'ın zikri / Kur'an'ı daha büyüktür! ….  (Ankebut 45)
Geniş kapsamlı anlamını dikkate alarak; Salat için, "İslam'ın Ana İbadeti"  denilebilir. Salat’ın “Dua / Yakarış…” boyutu olan Namaz, her gün tekrarlanan bir İbadet olması yanında; diğer İbadetlere göre, Kuran'da, çok daha fazla ve kapsamlı olarak geçer. Kişi Namaz kılarken, kendisini, “Yaratan’ının huzurunda, O’na Doğrudan Hitap ediyor, Dileklerini arz ediyor olarak hissedebilir.
3-  Namaz; İslam Tarihi boyunca; Bir taraftan daima Zorlaştırılmış, Zamlandırılmış ve Detaylara boğulmuş; Diğer yandan Özünden uzaklaştırılmış, içi boşaltılmış ve Yozlaştırılmıştır. (Açıklaması yapılacaktır.)
4-  "Kuran'a Göre Namaz'ın Kesin Sınırlarını ve Detaylarını"  Belirlemek / Ortaya Koymak iddiasında değiliz. Zaten, Namaz’ın / Dua’nın kesin bir formu / Sınırları olduğunu düşünmek, gerçekçi bir yaklaşım olamaz.
Kuran Ayetleri ışığında, bazı sorular ortaya koyarak, bunlardan bazılarının, bize göre cevaplarını vereceğiz.  Amacımız, Yazıyı Okuyanların;  Bu Soru ve Cevaplar üzerinde Düşünmesini ve Düşünülmesi gereken yeni Sorular ortaya koymasını sağlamaktır. Öze dönüş, ancak bu yolla olabilir.
İlmihallerdeki Detaycılık, Namaz’ın / Duanın  “Özünden Saptırılmasıdır.”
5-  Salat / Namaz, Bir çok Ayette, Zekat ve/veya İnfak’la birlikte geçer. Namaz, bu kadar, Zamlandırılıp Detaylara boğularak öne çıkarılırken, Zekat’tan / İnfak’dan bu kadar uzaklaşmış olmamız, Toplum olarak Tek Ayakla yürümeye, Tek kanatla uçmaya kalkmamızdır. Ve bunun farkında olduğumuzu sanmıyorum.
6-  Şu Soru sorulabilir:
"Ağır ve Ciddi bir konudur. Bu konuda konuşabilecek Yetenek ve Çapta mısınız?"
Soruyu açalım:  "İslam'da, diğer ibadetler gibi,  Namaz da, Büyük İslam Alimleri tarafından,  Kuran,  Hadis ve (....)'a dayanılarak ve İnce elenip sık dokunarak,  Kurallara / Detaylara bağlanmıştır. Herkesin bu konularda konuşması doğru mudur?"
Soruya Cevabım:  Bir "Çap ve Yetenek"  iddiasında değilim. ... 
Fakat: Yüce Yaratan, 200'den fazla Ayetinde; Çeşitli örnekler vererek; "Akıl etmez misiniz? Düşünmez misiniz?.."  anlamlarında Sorular soruyor. Ve "Aklınızı kullanın, Düşünün?..." anlamlarında Emirler veriyor;
Kendi Varlığını / Birliğini dahi; " Düşünerek, Akıl Gözü ile Görmemizi / Bilmemizi"  İstiyor.  
Ve Neticeyi bildiriyor:
".....Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.”  (Yunus/100)

Bunu Sadece  "Alimler mi yapmalı?"  Hayır!  Hitap Herkesedir.
Herkes yapabilir mi?  Sorusunun Cevabı:  (Kamer/17 22 32 40) Ayetleridir.

***  And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Bu Ayet, Bu Sure içinde, Dört kez tekrarlanıyor...
Buradan Çıkan sonuç:  İslam'da Kişiler,  "Tek-Tek ve Doğrudan"  Yaratana muhataptır.

Ve İslam'la ilgili her konuda  "Aklını Kullanma / Düşünme / Konuşma"  hakları vardır.

Dikkat edilmesi gereken tek prensip; Kişinin, "Kendi düşüncesine Kuran'dan Destek aramak yerine, Yaratan Ne Diyor?"  Onu anlamak, anlatmak çabasında olmasıdır.

SALAT’IN KÖKÜ - ANLAMI :  

Hakkı YILMAZ, [k5] Makalesinde, özet olarak; Salat ifadesinin,(Sad.Lam.Vav = SLV) Kökünün bir türevi olduğunu, (SLV) Fiilinin; “Uyluklarını hareket ettirme, (maddi-manevi) Ağırlığı / Yükü kaldırmaya omuz / Destek verme;  Ayağa kalkma / kaldırma, Yürüme, Çabalama, Şirke ve Tâğûta karşı çıkma, Çok çalışma, Çok gayret etme, Destek olma, Sosyal yardım yapma” Anlamlarına geldiği açıklanmaktadır. [1]
Bunun Toplumsal uygulamasını şu şekilde ifade edebiliriz.
--  “Kendi Toplumundan başlayarak, tüm İnsanlığın; Huzurlu ve Geniş imkanlar içinde, İleri bir düzeyde yaşayabilmesi için; Toplum Bireylerinin; Maddi Manevi tüm Katkısını, İçten bir Duygu ile yapmasıdır” 

Sayın YILMAZ, [k4] Kevser/2 Açıklamasında;
[…Namaz anlamına gelenالصّلوة- es-salât ile ilgili olarak, gerek es-salât'ın ifası, icrası, namaz kıl/ kılınız emirleri, gerekse namaz kılmakla ilgili diğer cümleler Kur'ân'da صلّ- salli şeklinde değil de اقامة- iqâme fiili ile birlikte اقم الصّلوة- eqımi's-salâte,   قيموا الصّلوا- eqîmu's-salâte şeklinde kullanılmıştır. Bu ikili kavram Kur'ân'da toplam 67 yerde geçmektedir. …] demektedir
Sanırım sonraki araştırmalarında; “Salat’ın, Namaz’ı kapsamadığı; Namazın, 39.sırada inen, Araf/55 Ayeti ile emredildiği, Hud/114 ve İsra/78 Ayetleri ile bildirilen vakitlerinin de, Namaz’ın değil Salat’ın vakitleri olduğu”  kanısına varmışlardır. ([1a] Video kaydında açıklanıyor) Araf/55 Mealleri;
***  Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin.
(Tebyin-ül Kur’an / İşte Kur’an)
***  Rabbinize alçala-alçala ve gizlice / açıkça göstererek dua edin; namaz kılın. (Necm-Necm Kuran Meali)

 Ben, Salat’ın, bu geniş anlam yelpazesi içinde “Namazı da kapsadığını” düşünüyorum. Ve Râgıb el-İsfehânî'nin Müfredât’ında, Salat’a “dua…” karşılığı vermesini “geçiştirme” olarak nitelemenin doğru olmadığı kanısındayım.
Peygamberlik gelmeden önce de, Namaz anlamında yapılan bir ibadet vardı.
***  Ve onların Beyt'in yanındaki salâtları, sadece, ıslık çalmak ve el çırpmaktır. (Enfal/35) [k4]

İlk Surelerde de Salat İfadesi / Emri vardır. Ve ilk zamanlarında da  Namaz anlamında ibadet yapılmıştır.
***  Salat ettiği / Namaz kıldığı zaman bir kulu engelleyen kişiyi gördün mü? (Alak/9 10) [k4]
***  …
O hâlde ondan kolay geleni okuyun! Salatı ikame edin! Zekâtı verin …. (Müzzemmil/20) [k4]
--  Tehlike / Korku durumlarındaki  “Salat” dan bahsedilen Ayette;
***  .... bir grup seninle Salatı / Namazı ikame ederken;…..  Bunlar Secdeye varınca, ….. (Nisa/102)
“Secde”den söz edilmektedir. Bu ifade, buradaki “Salat”ın Namaz’ı da kapsadığı anlamına gelmez mi?
--  Bireylere yüklenilen bu kadar geniş kapsamlı “Destek”  görevinin; “Yaratanına, Duasını / Yakarışını / Hamd’ini Şükrünü / Dileklerini”  Arz etme boyutunun olmaması düşünülemez. Tagut’a karşı çıkarken başarılı olmak için, Yaratan’ından “Yardım Dileyecek”  Karşı çıkışında başarılı olduğunda, O’na “Hamd’ini Şükrünü”  sunacaktır.
--  Salat’ın Namaz’ı kapsamadığını,
Hud/114 ve İsra/78’de bildirilen, “Gündüzün iki ucunda ve Gecenin ilk saatlerinde” vakitlerinin, sadece Salat’ın Destek boyutunun vakitleri olduğunu varsaydığımız da;
Kişilerin, Toplumuna yapacağı desteğin; bu zamanlarla “Belirlenmiş / Sınırlanmış” olması ne ölçüde uygundur?
Maddi destek, “İmkanların hazır olması vb.” başka şartlara bağlıdır. Savaş vb. olağan dışı durumlarda yapılacak olan yardımlaşmanın; şartların elverdiği ya da yardımın acil olduğu zamanlarda yapılması zorunluluğu vardır.
***  Salatları ve Orta Salatı koruyun. ….  Bir korku ve endişe duyarsanız yürüyerek veya binit üzerinde yerine getirin. Güvene kavuştuğunuzda …. (öğretildiği) şekilde Allah'ı zikredin. (Bakara/238,239)
Savaş ve korku ortamları; “Duanın / Nidanın en çok duyarak yapıldığı” ortamlardır. Namazı / Duayı kapsamayan Salat’ın / Yardımlaşmanın; “Yürüyerek, Binit üzerinde” yapılması; “Orta Destek …vb”  kısımlara ayrılması ne ölçüde uygundur?  “Salat’ın, Dua / Namaz boyutu yoktur” dediğimizde,  bu soruların mantıklı bir açıklamasının kolay olmadığı kanısındayım.

(SLV) Kökü Türevleri; (37) Surenin  (90) Ayetinde, -Tekrarları ile birlikte- (99) kez geçer. Bu Ayetlerin (50) adedinde; (Kaf.Vav.Mim = QVM) Kök ve Türevleri ile birlikte geçer. [2]
(QVM) Kök ve Türevleri; "Kıyam /  (Ayakta) Durmak / Dikilmek / Ayağa kalkmak ..."  Anlamlarına geldiği gibi; (İqaam = “ayağa kaldırmak / dikmek / ayakta “tutmak”   Anlamları da vardır.  Bulundukları yere göre;  “Salat’a / Namaz’a kalkmak, Durmak...”   “İqami’s-Salat...” şekliile, “Salat’ın Desteklenmesi, Ayakta tutulması...”  anlamlarına de gelir. [k5]

İSLAM'DA HÜKÜMLERİN KONULMASI :


Bu ve bazı ara başlıkların, ilk bakışta konumuzla doğrudan ilgili olmadığı düşünülebilir.
Yazılanların daha rahat anlatılabilmesi için; bazı prensiplerin açıkça ortaya konulması uygun olacaktır.
Bilinen klasik usulde Hüküm Kaynakları: (Kuran, Hadis, İcma, Kıyas …) olarak sıralanır. Görünürde, Kuran başta geliyorsa da, Hadislerle Ayetlerin dahi Nesih edildiği (Hükümlerinin kaldırıldığı); her konuda rahatça uydurma hadisler bulunduğu için, tatbikatta, Hadisler(!) çoktan Kuran’ın önüne geçmiştir.
Bu kaynaklara dayanılarak, İslam’a ait her konuyu kapsayan Fıkıh hükümleri inşa edilmiştir.
Bu Hükümlerin, Mezhep içi ve Mezhepler arası çelişkileri bir tarafa; Söz konusu kaynaklara dayanması ve asırlar öncesinin sorunlarına cevap olmaları nedeni ile bu gün için, -hala doğru olanlar olabilir.- “Bağlayıcı / Geçerli”  olması düşünülemez. [3]
--  Olması gereken Nedir…?
Kuran’ın, “Açık hükümlü Muhkem Ayetleri Esas alınacak…” Bunlarla çelişkiye izin verilmeyecek.
--  Muhkem Ayetler, her konuyu kapsar mı?
--  Hayır… Doğal olarak kapsamaz…
--  O halde, Sonrası…? 
Sonrası için, “Yine Kuran’a Gidilecek…”
Kuran, pek çok Ayetinde;  “Düşünmez misiniz…?  Aklınızı kullanmaz mısınız…?” anlamında sorular Sormuş;  “Düşünün…  Aklınızı kullanın…”  anlamında Emirler vermiştir.
“Bilime / Bilene, Her şeyde Adalete / Dengeye”  Çok büyük değer verildiği, yine birçok Ayette ifade edilmiştir.
Bu Ayetler Çerçevesinde Çözümler bulunacak, Hükümler Konulacaktır,.
Bir “Görüş / Öneri / Hüküm”; Muhkem Ayetlerle Çelişmiyorsa; İlmi verilere ve Toplumdaki Adalet Dengelerine paralelse; Yapılan Tüm Eleştirilere Tutarlı cevaplar verilebiliyorsa; bu Görüş / Öneri /Hüküm, “Objektif Akıla”  uygundur.  Bu özellikleri taşıyan Tüm  “Görüş, Öneri ve Hükümler” Kuran’a da, Kuran’daki Gerçek İslam’a da uygundur.
İslam’da “Hükümlerin Konulmasının” Gerçek Metodu bu olmalıdır.
Konu; bu prensiplere uygun olarak işlenmeye çalışılacaktır. Bu bakımdan, Eleştiriler; “Fıkıh Literatüründe olmadığı ya da Onlara uymadığı”  Açısından değil; “Objektif akla göre, Tutarlı Olup / Olmadığı”  Açısından yapılmalıdır.

Bir Dinin;  “Hak Din” olup olmadığının; en önemli Göstergesi; O Dinin Kitabında yapılan Yaratan Tanımı’nın; Objektif Aklın sorabileceği sorulara “Tutarlı Cevaplar”  verebilmesidir. Ya da, Objektif Aklın ortaya koyacağı Yaratan Tanımı [4] ileçelişmemesidir. Kuran’ın Yaratan Tanımı’nda bu çelişkinin olmadığını rahatça söyleyebiliriz.


NAMAZ, MİRAÇ’TA MI FARZ OLDU…?


Yukarıda ifade edildiği gibi; “Tüm Peygamberler Ümmetlerine Salatı Tebliğ etmişlerdir.”  Peygamberimiz, Peygamberliğinden önce de Namaz kılıyordu. Hanifler de Müşrikler de Namaz kılıyordu. (Enfal/35)
İlk inen Surede (Alak/9-10) “Gördün mü o yasaklayanı, Bir kulu Salatı / Namazı İkame ederken” İfadesi; Üçüncü sırada inen Surede (Müzzemmil/20) “…Salatı / Namazı İkame edin! Zekâtı verin.…”  Emri vardır.
Miraç’ın, Kurandaki dayanağı olarak, 23.Sırada inen Necm/1-18 ve  50.Sırada inen İsra/1 Ayetleri gösterilir.
Rivayetlere göre, Miraç’ın oluş tarihi, Hicret'ten 12-16 ay öncedir. Yani peygamberliğin gelişinden, en az 10-11 yıl sonradır. Ve bu Ayetlerin inişinden yıllarca sonradır.
Ayetlerin İniş ve Rivayet Tarihlerindeki Çelişki bir yana; “Miraç Hadisleri” Akıl-Mantık ve Kuran’a uygunluk açısından incelendiğinde, tutarlı bir tarafı görülemez.  Örn. Hz Musa’nın ısrarları üzerine, Peygamberimizin defalarca Rabbinin huzuruna çıkarak,  -haşa- “Namazın 50 Vakitten 5 Vakide indirme pazarlığı yapması…” gibi.
***  Andolsun, Rabbinin Âyetlerinin en büyüğünü gördü.  (Nec/18)
***  Kulunu, bir gece, bazı Âyetlerimizi gösterelim diye, Mescid-i Haram'dan bir kenarını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüten …
(İsra/1)
İsra/1’deki, “Mescid-i Aksa”  En uzak secde yeri anlamındadır. Kudüsde, Peygamberimizin ölümünden yıllarca sonra yapılan, “Mescid-i Aksa” ile hiç bir ilgisi yoktur. [5] Mescide, bu Ayetin anlamını saptırmak için “Mescid-i Aksa” adı verilmiştir. Peygamberimize Gösterilen “…Ayetler…”  Olağanüstü Yüceliklerdir. Bunların “Neler Olduğu” konusunda, yapılan ve yapılacak tüm yorumlar hatalı olmaya mahkumdur.

Hadisler, Toplumun İnancını şekillendiren etkenlerin -belki- en önde gelenidir. Hadislerdeki Uydurma boyutu, Akıl-Mantık ve Kuran’la çelişkileri ilk bakışta göze batacak düzeydedir.
Tevhid İnancında yapacakları tahribatı tahmin etmek zor değildir. “Uydurma Hadisler” Konusu  [k12] deki Makalemizde detaylı olarak incelenmiştir.
--  “Namaz Mümin’in Miracı mıdır?” İfadesi…  Kafamızdaki Miraç İnancı, Hadislerde anlatılan miraç ise, Namazı da karalamış oluyoruz. Sonraki başlıkta açıklanan “İbadetin / Namazın Ana Rüknü” yerine getirilerek yapılan bir ibadet ise…? O dakikaları “Allah’a daha Yakın olduğumuz” bir zaman dilimi olarak düşünebiliriz.

İBADETİN,  BİR İBADET VE DUA OLAN NAMAZIN ANA RÜKNÜ:


***  Onlar namazda huşu içindedirler. (Müminun/2)
***  İnananlar için hâlâ vakti gelmedi mi ki, kalpleri Allah'ın anarken … ürpersin… (Hadid/16)
***  İnanmış olanlar ancak o kişilerdir ki, Allah anıldığında yürekleri ürperip titrer ve onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda, bu onların imanlarını artırır. Ve onlar yalnız Rablerine güvenip dayanırlar. 
(Enfal/2)
***  Onlar öyle insanlardır ki, Allah anıldığında kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namazı gözetirler. Ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler (Hac/35)
***  Rabbinize alçala-alçala ve gizlice / açıkça göstererek dua edin; namaz kılın. (Araf/55)


“ Genel Bakış Açısı” ara başlığındaki ve yukarıdaki Ayetler dikkate alınarak;
İbadetin ve bir İbadet olarak Namazın Ana Rüknü;
[Kişinin; Yaratan’ının Huzurunda, O’na Teslim olduğunu... Söyledikleri ve Okudukları ile O’na doğrudan hitap ettiğini...  -yapabildiğince- Tüm Benliği ile Duyabilmesi / Seslendirebilmesidir.]
diye Tanımlayabiliriz.
Tabii daha güzel Tanımlar da yapılabilir.

Tüm İbadetlere “Allah Rızası İçin…” Niyeti ile başlarız. Fakat İbadet süresince bu Niyetimizi ne ölçüde hatırlarız, yaşarız, sorgularız? Bilhassa Namaz İbadetinde, bu sorunun cevabı hiçte iç açıcı değildir. Yapılan hareketler kadar, okunanlar da Ezbere / Otomatiğe bağlanmıştır.
Ve “Anlamını bilmeden, Ezbere Okumak…?”  Bu Sorunu sonraki ara başlıkta inceleyeceğiz..
Ne kadar, “Namaz kılıyorum, Hep Allah’ı düşüneyim” gibi bir niyetle başlasanız da, ezberiniz bilinçsiz olarak dudaklarınızdan kayarken Beyin “Bom-Boştur” Tamamen yapılandan bağımsız ve başka şeyler düşünebilir. Bu, ancak okumayı biraz yavaşlatabilir.
Yukarıdaki ve benzeri ayetleri her Namazınızda okusanız da, anlamadığınız için, anlamlarından hiç birisini duyamayacaksınız. Fakat Ana dilinizdeki Mealini okursanız bu anlamları yaşayacaksınız.
Bu Ana Rüknün yaşanmasıdır. Bu durumda Beyin boş değildir. Söylediklerinizi takip eder. “Yaratanımın Huzurundayım, O’na bunları söylüyorum” duyguları ile doludur. Tabii, ezbere okumalarda, kafadan yine de başka şeylerde geçebilir. Anladığı bir ifadeyi okuyorsa,  Kişiyi “Olmak istediği yere” geri döndürecektir. Hele birde;  “
Vay haline o namaz kılanların ki, Onlar Namazlarından gaflet içindedir.”(Maun/4-5) anlamında uyarıcı bir Ayetl okuyorsa…?  Bu dönüş, “Benliğinde bir titreme hissederek” olacaktır.

İbadetlerde “Ana Rüknü” yerine getirebilmenin, Olmazsa olmaz Tek Şartı; Söylediğini / Okuduğunu Anlamaktır. Bunun da tek Formülü, Ayetlerin Ana Dilindeki Çevirisini / Mealini okumak, Dinini Ana Dili ile Yaşamaktır. Aşağıdaki Ara Başlıkları okurken, bu Tanımın Hatırda Tutulması, yerinde olacaktır.
(İyi derecede Arapça bilenlerin, Kuran’ın orijinalini okumaları konumuzun kapsamı dışındadır.)

NAMAZ’IN / İBADETİN,  “ANLAMINI BİLMEDEN / EZBERE OKUNAN”  BİR DİLLE YAPILMASI…?

Bu konunun önemli olduğuna İnananların, konu üzerinde Enine-Boyuna Düşünmesi gerektiğine inanıyorum.
Kişi, “En İyi Bildiği Dille, Ana Dili İle Düşünür”
Ve Doğal olanı; Dinini Ana Dili İle Yaşamasıdır.
Araplar dışındaki İslam Toplumlarının, bu “En Doğal Hakları” hiçbir haklı gerekçeye dayanmadan, uydurma nedenlerle; gerçekte baştakilerin çıkarları uğruna gasp edilmiştir. Bu hakları ellerinden alınmasaydı, İslam Toplumlarının düzeyi bu günkü durumlarının çok üstünde olurdu diye düşünüyorum.
Kişinin, Yaratan’ına, “Hamd’ini Şükrünü Duasını”, Anlamını bilmediği bir dille, Ezbere okuyarak arz etmesi…?
Bu durumda, “Hatalı okunan Sözcükler”; Anlamsız Söz gurubuna, Başka ya da Ters Anlamlı kelimelere dönüşecektir. “İyi öğrensin, Hatasız okusun” denilebilir mi? Bu Sorusunun Cevabına dönülecektir.

“--  Teravih Örneğinde” verilecek senaryonun bir benzerini düşünün. Çok saydığınız sevdiğiniz bir büyüğünüze; Anlamadığınız ve ezbere hatalı okuduğunuz bir dille, “Saygınızı” arz edeceksiniz. Konuşmanızın yarısına gelmeden, o dili bilen birisi kolunuzdan çekiyor; “Sen Ne Yapıyorsun? Bir sürü Anlamsız laf ettin, bir de Şunları söyledin” diyor! Ne duruma geldiğinizi, Mantıksızlığın / Anlamsızlığın boyutunu düşünebiliyor musunuz?
Yaratan’ın karşısında benzer duruma düşmek, Kişinin karşısında düşmekten daha mı önemsizdir?  
Bu Mantıksızlığa; Akla-Mantığa her şeyin üstünde değer veren Kuran’da bir yer bulamazsınız.

Şimdi de Konuya Kuran açısından bakalım. Kuran’da; “Namaz’da ‘Kuran’ın Orijinalini’ Okuyun”  diye bir kayıt olmadığı gibi, doğrudan, “Namazda Kuran Okuyun” Anlamında bir ifade de yoktur. Fıkıh açısından bakılmak istenirse; Namazda “Kuran okumanın Farz olmadığı” konusunda büyük müçtehitlerin içtihadı vardır. [k8.486]
Kuran’ın “Arapça” olduğunu bildiren tüm ayetlerinde;  “Anlayasınız, 
Düşünesiniz, İbret alasınız, Öğüt alasınız … diye”  Anlamlarında, “Neden Arapça olduğunu Açıklayan”  Gerekçeler vardır.
***
  Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik.  (Yusuf/2)  Ve [6]
Tek başına bu Ayet, Kişinin “Dinini Ana Dili ile Yaşaması için” yeterli bir dayanaktır.
Yaratan; her Topluma kendi içlerinden Elçiler, Kendi Dilleri ile Mesajlar göndermiştir.
***   Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancakkendi toplumunun diliylegönderdik ki, onlara açık seçik beyanda bulunsun. ….(İbrahim 4)
***  Biz,öğüt alırlar diye,Kuran'ısenin dilindeindirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.….(Duhan/58)
Toplumlara Mesajlar “Anlamadıkları bir Dille” gönderilebilir mi?
*** Eğer Kur'ân'ı yabancı bir dille meydana getirseydik, elbette derlerdi ki Ayetleri Arapça olarak açıklansaydı da anlasaydık olmaz mıydı?...(Fussilet/44)
Araplar: “Arapça konuşan bir Topluma, başka dille seslenilir mi...?”  Sorusunu sorma hakkına sahipse; Yaratan’ın Mutlak Adaleti gereği tüm dilleri konuşan Toplumlar da aynı hakka sahiptirler.
*** 
O(Kur’an),şüphesiz öncekilerin kitaplarında da var.(Şuara/196) 
Kuran’daki “Öncekilerin Kitaplarında olan Ayetler”  -bir anlamda-  O Ayetlerin Arapçaya çevirisidir.
***  …  göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, aklını ve gönlünü işletenler için çok ibretler vardır.  Aklı ve gönlü işletenler o kişilerdir ki, ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah'ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin-derin düşünürler: "Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın… (Aliimran/190-191)
Peygamberimiz, bu ayeti anımsattıktan sonra; “Kuran’ı Anlamadan, Düşünmeden Okuyanlara Yazıklar olsun.” Demiştir. [k9.43] Anlayabilmenin olmazsa olmaz şartı, Anladığın dilde Çevirisini okumaktır.
Nisa/43 ve Maun/4-5 Ayetleri de bu konunun devamıdır. Kendi başlıklarında incelenmişlerdir.
Bu Ayetlere rağmen, “Hayır” diyebilenler! “Şu Hadise / Şu Mezhebe göre” değil, İddialarına Kuran’dan dayanak bulabilirler mi?  Bulamazlar! Bulduklarını zannettikleri Ayetler, bu Ayetlerle Çelişmezler mi?

 “--  İyi öğrensin, Hatasız okusun” denilebilir mi? Sorusuna dönelim.
Türkçede olmayan, -sanırım- sadece Arapçada olan [peltekSe Ha Hı Sad Dgat Tı Zı Ayn Gayn Kaf Nun ...] gibi, özel gırtlak yapısına bağlı, başkaları tarafından seslendirilmesi zor olan harfler vardır. Bu Sesleri, ancak uzun süre eğitim alanlar,  doğru –ya da az hatalı- söylenebilirler. Harfin karşılığı olan sesin verilememesi; ya da Arapça veya Türkçede yakın görülen başka bir harfin sesi ile karıştırılması durumunda, o harfin olduğu kelime gerçek anlamını kaybeder.  Anlamsız ses gurubuna; Başka ya da Ters anlamı olan bir kelimeye dönüşür.
Bu zor Harfler, Fatiha ve 105-114.sıradaki 10 kısa Surede 125 Kelimede 162 Kez geçmektedir.   
“Bir kelime Anlamı bozulacak şekilde hatalı okunursa Namaz geçersiz olur” hükmü yine Mezheplerindir.
Netice; Okuduğumuz ifade Kuran olmaktan,  Yaptığımız şey de, İbadet olmaktan çıkar

Tek Gerçek Kaynak olan Kuran ve Akıl-Mantık Açısından, “Ana Dilde İbadet”  için hiçbir engel yoktur.
---  Tarihi Uygulama Nasıl olmuştur.
Selmani Farisi, Hemşerilerinin talebi üzerine, Peygamberimizin Onayını aldıktan sonra, “Namazda okunmak üzere”, Fatiha’nın Farsça Çevirisini yaparak İran’a göndermiştir. [k9.90]  Bu, “Peygamberimizin, Ana Dilde İbadete Onayı” Anlamına gelir. Bu Tarihi gerçeği değiştirebilecek bir tek “Fakih / Fetva”  düşünebilir misiniz?

“Farsça (Arapçadan başka bir dille) Namaz” Peygamberimizin sağlığında –hicretten sonra- İran’da başlamış, Müslüman Fatih Kuteybe’nin Buhara’da yaptırdığı Camide, en az ölümüne (H.94) kadar devam etmiştir. [k9.121] İmamı Azam’ın; Arapçayı “Hatasız”  Okuyabilenlerin de dahi; “İsterse, Namazda, Fatiha’nın / Kuran’ın Kendi Dilinde Çevirisini Okuyabileceği” Anlamında Fetvası vardır. [k9.115]
Daha sonrası, İslam’da Hükümlerin konulması Mezheplerin … tekeline geçmiştir.
En iyimser olanı, “Fatiha’nın Arapçasını hatasız okuyamıyorsa”  Mealini okumaya lütfen müsaade etmiştir.
Bu Hüküm bile samimiyetle uygulansa, Neticesi, Toplumun yüzde doksanı “Meal Okuyabilir” noktasına gelinir.
Ve sonraki adım, “Fatiha’yı okuyamıyorsan yerine -kendi dilinde- başka bir dua oku” [k9.41] 
Bunu da yapamıyorsan, “Fatiha yerine Allah’ı öven sözler söyle” [k9.26]
Hiç birini yapamıyorsan “Fatiha okuma süresi kadar sessiz ayakta bekle, sonra Rüku yap” [k9.138] demişlerdir.
Başka Dua oku, Allah’ı kafana göre öv, Ayakta bekle, fakat Allah’ı en güzel öven “Fatiha’nın Mealini” okuma…!
Kuran ve “Kuran’daki Gerçek İslam” adına Hüküm veren Mantık…?

Aslında, Sorulması / Üzerinde Düşünülmesi gereken Soru:
“İbadette / Namaz’da; “Surelerin / Ayetlerin Çevirisi Okunabilir mi”  Sorusu değil;
“Bilmediğin / Anlamadığın bir dille, Ezbere okuyarak İbadet yapılabilir mi?” 
Sorusuolmalıdır.
Bilmediğin bir dille, ezbere okunan ifadelerlerle, yukarıda tanımlanan Namazın Ana Rüknü yerine getirilemez.
“Yapılabilir” İddiasında olanlar; “Ana Rüknün yerine getirilmesinin gereksiz olduğunu” Tutarlı olarak açıklamak zorundadırlar.

Ana Dilde İbadeti savunanlar olduğu gibi;
 “Arapça okunması Şarttır” fikrini savunanlar vardır. Dün ve Bugün farklı fikirleri savunanlar da vardır.[7]
Diyanetin, “Hiç kimsenin hiçbir mazeretle Kuran’ın çevirisi ile Namaz kılamayacağı” Anlamında 20 ye yakın DİYK Kararı Var [k9.18] 04/12/1997 kararı: “Kuran’ın asli lafızları okunmadan, İbadet / Namaz olmaz” anlamındadır. Bu İfade Bilim ve İslam dışıdır. Peygamberin İbadetlerini dahi geçersiz saymaktır. [k9.75] 15/08/2002 kararlarında, “Hatasız okumayı öğreninceye kadar” Kuran’ın Mealinin okunabileceğine Lütfen izin verilmiştir. [k9.75]

“Ana  Dilde İbadet” Makalemizde konu daha da detaylı olarak incelenmiştir.[k14]
Toplumun büyük çoğunluğu, bu ortamda, “Dinini, Ana dili ile yaşaması gerektiği” Gerçeğini göremeyebilir.
Bu soru önüne çıktığı noktadan itibaren; “Hangisi Doğru” sorusunu kendisine sormalıdır. Cevabı, “Dinin Ana dille yaşaması Doğrudur” olursa; Çok Bağışlayıcı olan Yaratan’ından Bağışlanma dileyerek doğrusunu yapmalıdır.

NAMAZ DEYİNCE…!  NE ANLAMALIYIZ?  NASIL OLMALIDIR?

Buraya kadar yazılanları; bilhassa, “İbadetin / Namazın Ana Rüknü”  tanımını yaparken işaret edilen Ayetleri dikkate alarak, bu Ara Başlıktaki Soruya Cevap vermeye çalışalım.
Namaz; çok geniş bir Anlam Yelpazesi olan Salat İbadetinin;  [Kulun; Yaratan’ına, “Övgüsünü, Yüceltmesini, Şükrünü;  Duasını, Yakarışını, Dileklerini …”  arz ettiği] boyutudur diyebiliriz.
Bu “Arz etme” Kuran’ın ruhuna paralel bir arz etme olmalıdır. Örneğin, Tohumu toprağa attıktan sonra, yapılması gerekenlerin hiçbirini yapmayan kişinin “İyi bir Mahsul Dilemesinde” bu Paralellik yoktur.
İbadetin, Anlayarak yapılması, “Ana Rüknün” yerine getirilebilmesinin doğal şartıdır. Ve “Allah Rızası için yapıldığı Niyet’inin”, sesli ya da düşüncede yerine getirilmesi, İbadet’in olmazsa olmazıdır.

Eğer, Namaz’ın, bir “Dua, Yakarış …”  olduğu kabul ediliyorsa, Kişiye;  “Şu-şu Hareketleri, Şu-şu şekilde, şu kadar kez yapacaksın ve bu Hareketleri yaparken, şu ifadeleri söyleyeceksin, şu duaları okuyacaksın”   gibi, Sınırlamalar, Kalıplar konulması anlamsızdır. Kul; “Yaratan’ına Arz’ını, İçinden gelen ifadelerle İçinden geldiği gibi” yapabilmelidir.
Yaratan’a Saygının doruk noktaları;  Kulun, O’nun önünde, en saygılı duruşu ile İbadetine Ayakta Durarak başlaması, Yalnız O’nun önünde Eğilmesi (Rüku) ve Yalnız O’nun için Secde etmesi de Yaratan’ın emridir.

Ana Rüknü yerine getirerek, Yaratan’ın bu emirlerini de kapsayacak şekilde kılınan bir Namazın; Dua’nın Doruk Noktalarından biri olduğunu söyleyebiliriz. (“Allah’ın Kitabındaki Namaz” Başlığında bu Noktalara dönülecektir.)
***  … Namazı ….  Bir korku ve endişe duyarsanız yürüyerek veya binit üzerinde kılın. … (Bakara/238,239)
Binit üzerinde, Yürüyerek kılınan Namazda; bu hareketlerin hiç biri, “Fiilen” yapılamaz. Bunun anlamı; Ortama ve sağlık durumuna göre bu hareketleri yapmadan Namaz İkame edilebilir demektir.
Toplu Namazlarda, “Birlikteliği Sağlamak İçin”; Aynı yöne yönelme (Kıble), Namaza Ayakta başlama, Rüku ve Secde’yi de içeren bazı kuralların olması zorunluluğu vardır. Fakat bunlar olabildiğince, basit ve sade olmalıdır. Bu kadar Detaya boğulmanın bir anlamı yoktur.

Evet!  Kuran’da;  Namazda, “Şu Sureyi / Ayeti / Duayı okuyacaksın” Anlamında bir Kayıt yoktur. Kişi, Namazın herhangi bir bölümünde Yaratan’ına “İçinden gelen ifadelerle” Seslenebilir. Yukarıda da ifade edildiği gibi, Peygamberimiz döneminde “uyulan değişmez kalıplar” yoktu.  Fakat bunun yanında;
Fatiha’dan daha güzel bir dua / daha özlü bir yakarış; Allah'ın birliğini, İhlas Suresinden; Yaratana sığınmayı Felak ve Nas Surelerinden, Namazımızın üstünde düşünmeyi / özeleştiriyi Maun Suresinden daha güzel anlatan ifadeler bulamayacağımızı da düşünmeliyiz. Bu surelerin yanında; Kişinin, kendi dilinde Kuran Çevirisini tarayarak;  "Namazda okunmasını daha uygun gördüğü"  Sureleri / Ayetleri belirlemesinin en doğru yol olduğu kanısındayım.
Bu Çerçeve belirlendikten sonra, Namazla ilgili bazı Kavramların üzerine durabiliriz. 


ONLAR, NAMAZLARINDAN GAFLET İÇİNDEDİR(Maun/4-6)

*** 
Gördün mü / Düşünebiliyor musun Dini Yalan sayanı? * İşte O’dur Yetimi itip kakan  * Yoksulu Desteklemeyi Düşünmeyen / Özendirmeyen * Vay haline O Destek verenlerin / Namaz Kılanların ki! * Onlar, Desteklerinden / Namazlarından gafildirler  * Onlar; Gösteriş ve Aldatmak için yaparlar. (Maun/1-6)

---  Evet… Ayetlerde öncelikle kastedilenler, “Dini Çıkarı için kullananlardır” Onlar, Genelde İslam’a, Özelde Namaza Saygı duymazlar, Değer vermezler. Fakat Toplumu aldatmaları ve Çıkarlarının devam etmesi için, “İyi Müslüman(?) görünmeleri” gerekiyor. Toplumu Aldatmak için, Riya /Gösteriş yaparlar, Namaz kılarlar…  
Gaflet İçinde Olmak…?  Sadece, Çıkarı için “İyi Müslüman Görünmek için” Namaz kılmak, Gösteriş yapmak mıdır?  Kişi, Yaptığı Şey hakkında; “Konuştuklarının Anlamını bilmeyecek” derecede Bilinçsiz ise!, “Gaflet içinde olmadığını” kim, nasıl iddia edebilir…? Yapılan Şeyin “Namaz Kılmak” olması, bu genel kuralı değiştirmez.
Gaflet içinde kılınan Namazlar…?  “
Vay haline o namaz kılanların ki…” diye Lanetlenen Namazlardır.
Fakat Büyük Çoğunluk Aldatılmıştır. Ve Yaratanımız çok affedicidir.  Bunun bilincine varan Kişinin, Bağışlanma dileyerek bu hatasından dönmesinin “en doğrusu olduğu” kanısındayım. [8]

NE SÖYLEDİĞİNİZİ BİLİNCEYE KADAR... (Nisa/43)
 

*** Ey inananlar! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar,....salâta / Namaza  yaklaşmayın...Nisa/43)
Ayetin değerlendirilmesinde, -bence- en önemli olan nokta;
--  Salât’a / Namaz’a yaklaşma  Yasağının Nedeni olan, “Ne söylediğinin bilincinde olmamak”;
 
Acaba, Sadece; İçki ya da benzeri şeylerle, Sarhoş olmakla mı  Sınırlıdır...?
--  “Ne Söylediğini bilmek;
Kişinin, “Söylediği şeyin Anlamını bilmesidir” 
Kişinin, sarhoş olmadığını, hatta ezberini  “Anlamı bozulmayacak kadar” Hatasız okuduğunu varsayalım;
Bu Kişinin, Ne Söylediğini bildiğini söyleyebilir misiniz?  Örnek verelim; “Eraeyt-ellezii yükezzibü bi-d-Diin”  derken, kişi, bunun anlamının: “Dini Yalan sayanı gördün mü? / Düşünebiliyor musun?”  demek olduğunu bilmiyorsa, “Ne Söylediğini biliyor”  diyebilir misiniz? Bir ifadeyi hatasız okumak, “Ne Söylediğimizi bilmek”   demek değildir. Ancak  “Ağzımızdan çıkanın farkında olmak”   olabilir.
Bizim  “Olmazsa Olmaz” Kabul ettiğimiz, “Arapça Okumak yani Anlamadığın bir Dille Ezbere Okumak” Kuran’a göre, Namaza Yaklaşmama Yasağının Nedenidir.


DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN BAZI NOKTALAR:

--  Namaz’ın Ana Dil ile Yaşanması
[Kuran’da; “Namaz’da, ‘Kuran’ın Orijinalini’ Okuyun”  diye bir kayıt olmadığı gibi, doğrudan, “Namazda Kuran Okuyun” Anlamında bir ifade de yoktur.] demiştik. Kuran okuma ve Salatın / Namazın birlikte geçtiği ayetler;

***  Allah'ın kitabı'nı okuyanlar, namazı kılanlar, .... (Fatır/29)
***  Kitap'tan sana vahyedileni oku. Namaz da kıl.... Allah'ın Zikri / Kur'an'ı daha büyüktür. ...
(Ankebut/45)
***  .... O halde Kur'an'dan size kolay geleni okuyun. Namazı kılın..... (Müzzemmil/20)

--   Kuran, Tam olarak Çevrilemez...?
İlk bakışta: “Tutarlı Gibi Görülen”  tek Karşı iddia…!
Evet, Doğrudur. Hiç bir ciddi eser, Başka bir Dile, Tam olarak Bire-bir Aktarılamaz...
Fatiha’nın Çevirisinin, “Fatiha’nın bire-bir Karşılığı olduğunu”  İddia etmek başka bir şey;  “Fatiha’nın anlamının ya da bu anlama çok yakın bir İfadenin” Kendi dilindeanlayarak / Duyarak Namazda okunması başka bir şeydir.
Namazda, “Kuran’ın Orijinalini okumanın Şart olmadığını”; Zor harflerin doğru okunmasının güçlüğünü, Yanlış okumanın neticesi olarak, kelimelerde “Anlam kayıpları / Kaymaları” olacağını, yukarıda detayları ile verilen ve verilecek diğer Nedenler dikkate alındığında; 
“Ayetlerin Arapçasını Okumak,  Çevirisini okumaktan daha az Sakıncalıdır.” diyebilir misiniz?  

--  "Tahiyyat" ve "Salli-Barik" … duaları:
Peygamberimizin; Oturuşlarda, bu Duaları okuyor mu idi? Daha önemlisi bu günkü şekli ile okuyor mu idi?
(Buna,  “Evet”  diyen bir bilgiye ulaşamadım. “Gizli okurdu”  diyen kayıtlar vardır.)
Peygamberimizin, değişik okumalar yaptığı yazının devamında ifade edilecektir.
*** 
Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz. (Fatiha/5)

***  Hiç kuşkusuz, mescitler Allah içindir.O halde , Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayın / Allah'ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın. (Cin/18)
Tahiyyat’da: “Ya eyyühe-n-Nebiyyü” = "Ey (Şanı yüce) Peygamber” ifadesi ile Doğrudan Peygambere hitap edilir.
Salli - Barik dualarında:  "... İbrahim’in ... soyunu mübarek kıldığın gibi..."  anlamlarında ifadeler vardır.
*** Yemin olsun, Nûh'u ve İbrahim'i de gönderdik.  …  O soylardan bir kısmı hidayete ermiştir. Ama onlardançoğu, yoldan çıkmış olanlardır.(Hadid/26)
Nuh’un, İbrahim’in soyunun tamamı “Mübarek kılınmış” değildir. Öyle olsa yine Peygamber gönderilmesine gerek kalmazdı. Bu durum, hem Sünnetullah’la hem de Ayetle çelişir. Bunları bilen Peygamberimizin böyle bir ifade kullandığı iddia edilebilir mi? Ve Somut Örnek:
Peygamberimiz de Ebu Leheb 'de İbrahim soyundandı. Bırakın tarihi, Tebbet Suresi ortada dururken,  Kim “Ebu Leheb’in Mübarekliğinden” bahsedebilir.
İlk Peygamberden Son Peygambere kadar; hiçbir Peygamberin soyunun "Mübarek kılındığı"  iddia edilemez.
Ve Bu Dualar –bu günkü şekli ile- yukarıdaki Ayetlerinin tebliğcisi Allah'ın elçisi tarafından okunmuş olamaz...

--  Namazı  “Sabit Kalıplar İçine”  Hapsetmek!
Yukarıda ifade edildiği gibi; Namazın bir Dua bir Yakarıştır olduğu da dikkate alınarak, Hep, “Aynı Şeyleri Söyleyerek Aynı Hareketleri tekrarlamak.” Olmadığı bilinmelidir.
Gelinen durumun boyutu nedir? Büyük bir İlmihalden Namazla ilgili detaylar okunarak görülebilir.

--  “Peygamberimizin yaptığı gibi yapıyoruz / yapacağız(?)”
Hayır! Peygamberimizin yaptığı gibi yapmıyoruz.
Yukarıda açıklandı. Peygamberimiz; “Tahiyat ve Salli-Barik Dualarını bu günkü şekli ile, okuyordu” diyebilir misiniz? Peygamberimiz, Fatiha’dan sonra okuduğu Ayetler arasında, kendi özel dualarını da okurdu. [k9.91] Değişik istekler içeren Dualarını okuduğu Ayetler arasına serpiştirirdi [k9.134] Sahabe, Rüku ve Secde de, bu gün okunan, “Büyük / Yüce Rabbimi Tesbih ederim” ifadesinden başka cümleler de okurdu. [k8.503]
Dua içeren bir Sure veya Ayeti Kıyamda okumaya başlayan, buna Rüku ve Secdede de devam edebilir. [k9.135]
Sübhaneke’yi okumak,  “Esastır” diyenden “Mekruhtur” diyene kadar, [k8.502] Tahiyatta, Şahadet Cümlesini okurken parmak kaldırmak, “Vaciptir” diyenden “Haramdır” diyene kadar Hükümler vardır. [k7.587]

--  Tespih Çekmek / Sayı ile Zikir...?
"Şu kadar kez, Şu ifadeyi tekrar etmek...? (...) kere Şu Duayı Okumak...?" 
Kuran açısından baktığınızda; Bunun; İbadette / Namazda / Zikirde bir yerini göremezsiniz... 
Önce, "Bunu gerektiğine inanmak"  Tevhid inancını;  Zikri Sayılara vurmak, "Huşu özelliğini"  zedeler.  İbadetin / Yakarışın özü: Yaratan'ın huzurunda ve Onunla konuştuğumuzu hissetmek ise; Zikirlerimiz; “Şu kadar kez” değil
"İçimizden geldiği gibi / İçimizden geldiği kadar"  olmalıdır. 
Bir an için, bu söylenenleri yok sayalım. “Salaten-Tuncina Duasını (4444) kere okursan (….) kabul olur…”
Okudunuz! Fakat Hesap hatası yaptınız. 1 eksik ya da 1 Fazla okudunuz. Hatanız %0002 (yani10 binde 2)
Bu küçücük hatanızdan dolayı, Alemlerin Rabbi, Mutlak Adaletin Sahibi Allah, Bütün Emeklerinizi “Yok Sayıyor(?)” Bu Kuran’ın Allah’ına iftiradır. 


--  Olması gereken Nedir?
“Namaz … Nasıl Olmalıdır” Ara Başlığında ifade edilmeye çalışılmıştır.
Hareketler olarak:
Tek başına kılınan Namazlarda, Ana Kuralların dışında bir hareket kısıtlaması doğru değildir” Örneğin Kıyam’da, Rabbinin huzurunda, Kişi, Kendisine göre, “En Saygılı olan Duruşu ile” durmalıdır.
Okumalar da: Toplu Namazlarda; Toplumun “Resmi Dilini anlamayan Cemaat varsa” Ekseriyet durumuna bakılmaksızın Ana Dil yerine Arapça okunması uygun olur kanısındayım. Bu durumda, Kişilerin, “Cemaatle mi, Tek Başıma, Ana Dilimle mi?” tercihini yapması gerekebilir.
Tek başına kılınan Namazlarda, en başta gözetilecek olan Namazın Ana Rüknü’dür. Tüm Okumalar  “Ana Dilde” olmalıdır. Neler Okunmalı? Kişisel tercihimi yukarıda arz etmiştim. Tabii farklı tercihler olabilir. Rüku’ya ve Secde’ye varışlarda; “Sonsuz Yüceliklerin Sahibi Rabbim! Yalnız Senin huzurunda eğiliyorum / Yalnız Senin için Secde ediyorum” Anlamında ifadeler olabilir. Oturuşlarda, Kuran’dan seçilen dua içerikli Ayetler ya da Kişisel özel Dualarınız olabilir. Zaman-zaman, o anki duygularınıza göre değişen dualarınız da olabilir.
Yalnız kılınan Namazlarda; zorlanmadan imkan bulunursa;  "Kimsenin olmadığı bir mekanın seçilmesinin"  daha uygun olacağı kanısındayım.

***  .... Duanda / Namazında sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut. (İsra/110)
Ayetten, Kişinin kendisinin rahatça duyabileceği yavaş bir sesle okumasının uygun olduğunu anlıyorum. Başkasının olduğu ortamlarda; içinden ya da çok hafif sesle okumak daha uygun olabilir...

YARATAN KİTABINDA NE DİYOR...?  BİZ NE ANLIYORUZ,  NE YAPIYORUZ...?

Bu Sorunun Tam Cevabı için; “Ayetlere verilen Anlamlar” tüm Kuran açısından ve (S.L.V) kökünün Türevlerini geçen Ayetler açısından incelenmelidir.
Kuran’ın Hedefi; Kişilerin Dinini, “Aklı ve Ana Dili ile”  yaşamasıdır.

3.Halife Osman’dan itibaren, Kuran’daki İslam’ın Prensiplerinden uzaklaşma hızlanmış, Emevilerle birlikte  ”Bilinçli Yozlaştırma” Büyük İvme kazanmıştır. Yönetimin başında olanların ve Dini Tepe Noktada Temsil edenlerin Temel Hedefi ise; Kuran’ın Hedefini terk edilerek,  İslam’ın Çıkar İçin Kullanmak olmuştur. 
Çevirilerde; Paran
tezli Parantezsiz eklemelerle, olmadı yorumlarla birçok Ayette “Anlam Saptırması” yapılmıştır. Hadisler uydurularak, Çıkar Hedefleri doğrultusunda büyük yol almışlardır.
Salat’ın; çok geniş olan Anlam yelpazesi, “Namaz”  boyutuna indirgenmiştir. Çok açık durumlar hariç; hemen tüm (SLV) kök ve türev ifadelerine  “Namaz”  Anlamı verilmiştir. Yetmemiş; Başka köklerden gelen bazı ifadelere de  “Namaz”  Anlamı verilmiştir. Ve Namaz; Salat’ın kök anlamından, “Akıldan, Düşüncede, ve Ahlaklı Yaşamdan” Soyutlanarak, “Toplumu Uyuşturma Aracı” haline getirilmiştir.
Bazı Çevirilerde, “Namaz”  Anlamı verilen ifade sayısı: (SLV) Kök ve Türevleri sayısı olan, (99)’ları da geçmektedir. (Diyanet:137 E.Yüksel:107  A.Gölpınarlı:100  Y.N.Öztürk:96  S.Ateş:94  M.Esed:84)
Bazı örneklerle, bu söylediklerimizi açmaya çalışalım.

---  Salat’ın Toplumu destekleme / Yararlı birey olma emrinin üstü örtülmüştür.
***  Salâtı ikâme edin zekâtı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin!
(Bakara/43)
***  Şüphesiz iman eden ve sâlihâtı işleyen, [9] salâtı ikâme eden ve zekâtı verenlerin Rabb'leri katında mükâfâtları vardır. Ve onlar üzerine hiçbir korku yoktur, onlar üzülmezler de. (Bakara/277)
***
  Ve siz salâtı ikâme edin ve zekâtı verin! Kendiniz için önceden her ne iyilik yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı en iyi görendir. (Bakara/110)
(Ve Tevbe/5, 11, 71  Rad/22  Hac/35 41 78  Ahzab 33  Fatır/18...)
Bu Ayetlere verilen anlamlar, Genelde “Namazı kılın / Namazkılan” şeklindedir.
Bu Ayetlerde olduğu gibi, bir çok ayette geçen;  “Salat’ı İkaame edin / eden...”   İfadeleri;  [Topluma, Maddi Manevi destek olma] boyutu ihmal edilmiştir. Bu Ayetlerin Hemen hepsinde, “Salatı İqaame etmek”  İfadesi;  Zekat  ve/veya  İnfakla ifadeleri ile birlikte geçer. Bunun açık anlamı; “Salat’ı İkaame...” nin  (....Desteğin / Korumanın / Ayakta tutmanın...)  Mali Destek Boyutu,  “Olmazsa Olmazıdır.”

  
--  "Sosyal yardım - Dua – Yakarış” Boyutu öne çıkarılamaz mı?
Bu Ayetlerde, (Q.V.M) Türevi / “Eqaamü-s Salaate” gibi bir ifade yoktur. Doğrudan “Namaz” anlamı vermek  doğru değildir.
***  
Sabrederek  ve namaz kılarak (Allahtan) yardım dileyin ...... (Bakara/45)
--  Sabrederek, Sosyal yardım yaparak, Yakararak / Dua ederek yardım dileyin …"   denilemez mi?
***  Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah'ı ve peygamberini inkar ettiler, fasık olarak öldüler.  (Tevbe/84)
--  Onlardan ölen kimse için Dua etme / Rahmet dileme ..."   gibi bir ifade, daha uygun olmaz mı?

***  Rabbinin ismini anıp namaz kılan (Ala/15)
--  Rabbinin adını anıp yakaran / Sosyal destek sağlayan

***  Öyleyse Rabbin için namaz kıl, … (Kevser/2)
-- Öyleyse, Rabbine Yakar / Dua et ...     İfadeleri daha uygun olmaz mı?
Son iki Ayetin bu kısmına Hakkı Yılmaz’ın verdiği anlamlar:
*** 
Rabbinin adını anıp sosyal destek sağlayan... (Ala/15)  
***  Öyleyse Rabbin için haniflik et / destekle [şirke ve tâğûta karşı çaba göster/ sosyal yardım yap] (Kevser/2)

--  (S.L.V) Türevleri ve Salat İfadesi olmasa da “Namaz” Anlamı veriliyor.
*** 
.....  sabah vakti de namaz kıl, zira sabah namazına melekler şahit olur.  (İsra/78) (Diyanet)
Burada, “Sabah Namazı”  olarak çevrilen ifade: (Kuraan-el-Fecri = Sabah Kuran’ı / Okuması) dır.

Bazı çevirilerde doğru karşılık verildiği halde; "Sabah Kuran’ından murat Sabah Namazıdır... (Mevdudi...)"  gibi açıklamalar yapılmıştır.
***  ..... Sabah Kur'an'ını da gözet. Çünkü sabah Kur'an'ı tanıklarca izlenmektedir.(İsra/78) (Y.N.Öztğürk)

Namaz Vakitleri ile de ilgilendirilmesi açısından; diğer bazı örnekler,  "Namaz, ... vakti belirlenmiş bir farzdır"   ara başlığında incelenmiştir.

İslam'da hemen her konuda olduğu gibi; Namaz konusunda da; Hadis, Mezhep, Tarikat hatta Gelenek etkisinde kalınmadan; "Yaratan Kitabında Ne Diyor...?"  sorusunun cevabı aranmamıştır / verilmemiştir.
“Hadis etkisi”  derken; Hadis Etiketli ifadelerde Uydurmaların oranının sanılanın çok üstünde olduğu; kasıtlı olarak ekleme çıkarma yapılmayanların da günümüze “olduğu gibi”  ulaşamayacağı dikkate alınmalıdır.

--  Allah’ın yanında başkasına çağrıda bulunmak…!
(Cin/18)
***   ..... Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayın / Allah'ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın.
Bu Hata, kör gözlere batacak kadar açık işleniyor; fakat ruhumuz bile duymuyor.
Yaratan, özellikle Dikkat çekmek istediği pek çok Mesajından önce; “De / De ki” Anlamında ifadeler kullanmıştır. Evet, burada hitap elçisinedir. Fakat hiç bir yerde, “Ey Muhammed de ki” dememiştir. Bunun nedeni, belki bizi, “Allah’ın yanında başkasına çağrıda bulunma hatasından” korumaktır. Biz, -haşa- Allah’ın bu Noksanını(!?) tamamlıyor, hepsinin önüne, bazen de canımızın istediği yere, (Parantezli / Parantezsiz) “Ey Muhammed/ Ey Habibim” eklemesini yapıyoruz!

Maun/1   Ahzab/56  Nur/31 Ayetleri üzerinde daha detaylı durmak istiyoruz. Bunların, ilk bakışta, “Namaz’la Doğrudan İlgili olmadığı” Söylenebilir. Fakat Ara Başlıkla ilgili tipik örneklerdendir.
1--  (Maun/1)Ayeti:
***  Gördün mü, Düşünebiliyor musun Dini yalan sayanı?
Ayette geçen: (yukezzibu b-id-diin = Dini yalan sayanı) ifadesi; (Din gününü / Ceza gününü / Hesap gününü  yalan sayanı) şekline sokularak, özünden uzaklaştırılıyor. Bu karşılıklar; bazen doğrudan kullanılıyor. Ayetin ifadesinin üstü örtülüyor. Bazen daha saygılı(!) davranarak (gününü) ilavesi parantez içine alınıyor. Daha da saygılı(!) olanlar, çeviriyi doğru yapıyor, açıklamasında: "murat (din günüdür)"  diyorlar.
Peki, Yaratan, "Din Günü" denilmesi gerektiği yerlerde  -haşa-  noksan mı bırakmış?

Hayır! (13) yerde,  (yevm-id-diin)  olarak geçmektedir. [10]  Hep bildiğimiz örnek:
***  (Fatiha:4)“Maaliki  yevm-id-diin”  = Din Gününün Hükümranı   
Bu Niçin Yapılıyor...?  Sanırım, üzerinde Düşünülmesi gereken bir Soru!

Burada, sadece bir yönü ile ele alalım.
Sonraki Ayetlerde;  "Dini yalan sayan(lar)ın"  özellikleri sayılır:

“Yetimi itip kakar; Yoksulu Desteklemeyi Düşünmez / Özendirmez; Yardımlaşmaya / Kamu haklarına engel olurlar.” (Maun :2,3,7)  Ve hüküm verilir: “Vay haline O Destek verenlerin / Namaz Kılanların ki!” (Maun:4) Onlar “Onlar, Desteklerinden / Namazlarından gafildirler.  Onlar; Gösteriş ve Aldatmak için yaparlar.” (Maun:5,6)  
Maun/1'e “Dini yalan sayan”  yerine; "Din gününü yalan sayan"  derseniz...?
Yukarıda; (Maun:2,3,7) de zikredilen özellikleri gördüğünüz kişi, "Din gününü yalan saydığını / inanmadığını"  Söylemeyecektir. Ve başka bir kula, kimsenin; "Hayır İnanmıyorsun!"  demek yetkisi yoktur. Bu durumda,
Bu Kişi(ler)in "Gösteriş için Namaz kıldığını..."  Düşünmek ve Toplum olarak, onlara hak ettikleri gibi davranmak hakkı elinizden alınmıştır. Ve Durum, her yönü ile, "Din gününe / Ahirete"  havale edilmiştir. Bunun somut neticesi;  “Dini Yalan Sayanlar, Allah ile Aldatmaya devam etsinler” demektir. 

2--  (Ahzab/56) Ayeti: (Ayetin ilk kısmı)
***  Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e --
... salât ediyorlar. ...
(Diyanet)(A.Bulaç)

... salât ederler (şeref ve şanını yüceltirler). ... (A.F.Yavuz)

... çok salevât getirirler. ... (DiyanetVakfı)
... hep salat ile ikramda bulunurlar. ...
(Elmalılı Sade.)
... salavat getirir ...
(Gölpınarlı)
... destek verirler/onun şanını yüceltirler. ...(Y.N.Öztürk)
(Ayetin son kısmı)
***  ... Ey iman edenler! / Ey İnananlar  Siz de ona --
... salât edin, selâm edin
. (Diyanet)

... salât edin (Allahümme salli alâ MUHAMMED, deyin) ve gönülden teslim olun. (A.F.Yavuz)

... salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin. (A.Bulaç)

... salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin. (DiyanetVakfı) (A.Gölpınarlı)
... ona teslimiyetle salat ve selam getirin!
(Elmalılı Sade.)
... destek olun/onun şanını yüceltin ve ona içtenlikle selam verin. (Y.N.Öztürk)

(Ahzab/43) Ayetini de Aynı anlayışla çevirirsek;  Allah’ın ve Meleklerin, Tüm  “Kullar için salavat getirdiğini”  ifade etmemiz gerekecek.
Salat / Salavat Getirme olarak Bildiklerimiz Nedir...? “Allahümme salli alâ Seyyidina Muhammedin ve Ala ...” ifadesidir. “Salâte'n-Tünciye / Salâte'n-Nâriye  / Salât-ı Tefriciye …”  gibi Salâvât modelleri de icad edilmiştir.

Ahzab Suresi,  90.Sırada, İnananların, Hendek Savaşında, Muhasara altında oldukları bir zamanda inmiştir. İnananlar, Var olma / Yok olma sınavındalar... Sure, tümü ile okunduğunda, ve 113. sırada inen Tevbe Suresi ile birlikte değerlendirildiğinde, Peygamberimizin eşinin bir süre önce iftiraya uğradığı; Bu iftiraya inananlar olduğu; Bu ortamda, Münafıkların hayli etkili olduğu, İnananlarda büyük Moral yıkımı ve Allah’ın Elçisinin bunaldığı ve her bakımdan desteğe ihtiyacı olduğu (....) görülür.
Böyle bir ortamda İnen Ayetle; İnananların bir köşeye çekilerek: (Allahümme salli alâ Seyyidina.....) Korosu Kurmaları İstenecek...?  Bu; Komik olmanın da ötesinde bir durumdur...
(SLV)’nin Kök Anlamı da dikkate alındığında; Ayetle İstenen:
***  Şüphesiz Allah ve melekleri peygamberi destekliyorlar / ona yardım ediyorlar …  Ey müminler! Siz de ona destek olun / ona yardım edin / o’nun için gerekeni yapın ve o’nun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayın! (Ahzab;56) (Hakkı Yılmaz)
Ve Sonraki Ayette, Hüküm bildirilir:

***  Allah'ı ve resulünü incitenleri, Allah dünyada da âhirette de lanetlemiştir. Onlar için, alçaltıcı bir azap da hazırlanmıştır. (Ahzab 57)

Peygambere, Bugün Nasıl destek olabiliriz...?  İslam’ı Kuran’da olduğu gibi anlayıp yaşayarak ve Toplumun da aynı şekilde anlamasına yaşamasına destek vererek destek oluruz. Elçiye destek olmanın, Bugün, her adımda, her fırsatta söylenen, “Allahümme salli alâ …” Papağanlığına dönüşmesinin üzücü boyutunu görebiliyor muyuz?

3--  Nur:31
Kuran’da, doğrudan “Başörtüsü”  Anlamında bir kelime yoktur.  Ayetteki ifade:
…
وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّ…..
"... v-elyeDRrinBne biHuMuRi hinne alaa CuYuuBi hinne..."
".... Örtülerini Göğüsleri üzerine koysunlar / vursunlar...."
Ayette geçen, HuMuRi = Örtülerifadesi, HıMaR = Örtü ifadesininçoğuludur. HıMaR, Genel Örtü anlamındadır. Ait olduğu şeyle birlikte kullanılır. (Masada ise Masa örtüsü, .... vb.)
Kuran’da  -dolayısı ile bu Ayette de-  “Başınızı / Saçınızı Örtün / Kapatın”  Anlamında bir İfade de yoktur.
Ayette; Başta bir örtü olduğu var sayılarak, (Çekin / Uzatın / Salın...)  Anlamında bir ifade de yoktur.
Tüm bunlara rağmen; Ayetin bu kısmına verilen bazı anlamlar:
***  ...  Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar....(Diyanet)
***  ...
 Baş örtülerini yakalarının üzerine koysunlar (göğüs ve boyunlarını göstermesinler)...  (A.F.Yavuz)

*** ...   Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler... (Diyanet Vakfı)

***  ...  ve örtülerini, göğüslerini örtecek bir tarzda omuzlarından aşağıya doğru salsınlar...(A.Gölpınarlı)

Netice:  “Başörtüsü, (Allah’ın Emridir)”  Noktasına getiriliyor...?
Bir İfadenin, bir Hükmün, “Allah’ın Emri” olabilmesi için, O Şey İçin, Kuran’da, Açıkça, “YAP ya da YAPMA”  anlamında bir ifadenin olması gerekir. Allah’ın Emri olan bir şeye “Allah’ın Emri Değildir” demek, “İmanı Zedeleme” açısından ne kadar sakıncalı ise; Allah’ın Emri olmayan bir şeye “Allah’ın Emridir”  demekte o kadar sakıncalıdır.  Dini Çıkarı için kullananlar; “Kızlarımızın kafasına, Başörtüsü Allah’ın Emridir Düşüncesini sokarak”  Onların İmanı ile oynuyorlar... Konunun, yeterince farkında olmadığımız en acı yönü burasıdır.
Konu,  “Kadın, Örtünme ve Başörtüsü”
  Makalemizde detaylı olarak işlenmiştir. [k11]

*** İndirdiğimiz apaçık delilleri, bildirdiğimiz dosdoğru yolu, insanlara Kur'ân'da tamamıyla açıkladıktan sonra bunu gizleyenlere gelince: Allah da onlara lânet eder ....  (Bakara/159)

Hiç bir etki altında kalmadan, yapabildiğimiz kadar, Yaratan'ın dediğini kavramak ve aktarmakla yükümlüyüz. Hiç bir şey "Bu Önceliğin" önüne geçemez!  Hiç kimsenin, Ayetlerin Açık İfadesini Saklamak, Allah adına: "Şöyle dersek, Şöyle anlaşılır. Şöyle yapılır. Onun için, Böyle diyelim." gibi bir takdir yetkisi olamaz.
Bunu “Çıkar için yapanlara” bir şey demenin anlamı yoktur. Onlar, bilinçli olarak “Şeytanın safını”  seçmişlerdir. Peşlerinden gidenlere / destekleyenlere “Allah, Gerçeği Görmelerini Nasip etsin” dileğinde bulunalım. Bunların dışında kalanlardan ricamız; “Dinlerini, Akılları ve Ana Dilleri” ile yaşamayı, Tekrar-tekrar düşünmeleridir.

 ZORLAŞTIRMA:  ZAMLAR - DETAYLAR :

--  Namaz, Miraçta (50) Vakit olarak Farzolundu!?   
Zorlaştırmaya ve zamma, daha  "Çerçeve Çizilirken" başlanmıştır. 
"Sahih(!) Hadis Kitaplarında"  Farklı ve biri-biri ile çelişen ifadelerle geçen;  "Sahih(!) Miraç Hadislerine göre"  Namaz, Miraç'ta (50) Vakit olarak Farz kılınmıştır. Hadislerde anlatıldığı anlamda, bir Miraç olayının olmadığı ve Namaz’ın Miraç’ta Farz olmadığından “Namaz Miraç’ta mı Farz oldu?” ara başlığında bahsedildi. Hadise göre, Peygamberimizin, Hz. Musa'nın uyarısı(!) ile, Rabbi'nin huzuruna defalarca gidip-gelmesi neticesi (5) vakte indirilmiştir.(!?)
Burada; Yaratan'ın Israrla  "Kullanın"  dediği  "Aklımızı"  kullanmak zorundayız...!
*  Birinci Nokta:  Değişmez Kuralların (Sünnetullahın) koyucusu  Yüce Yaratan,  -haşa-  bir işporta pazarlığı yapar gibi, Beşer-beşer ya da Onar-onar inerek, (5) Vakte iniyor(!?)
*  İkinci Nokta:  Günde, 24 Saatte (50) Vakit Namaz...!? 
Yaratan’ın “Düşünün… Aklınızı Kullanın…” Emirleri gereğini yerine getirelim.
Kişi; Zorunlu ihtiyaçlarını gidermeden, Uyumadan, Yemeden-İçmeden, hatta Abdest de almadan Namaz kılsa; (29) dakikada bir  "Vakit Namazı"  kılması gerekiyor. Bunun olamayacağı açık...  Yine "Geçim için zaman ayırmayı"bir yana bırakalım. Kişinin (6) saat uyuduğunu, tüm diğer ihtiyaçları için, asgari (3) saate ihtiyacı olduğunu ve Namaz için günde (15) saat ayırabildiğini varsayalım. 
Bu durumda (18) dakikada bir  "Vakit Namazı"  kılınması gerekiyor.  Bir Vakit namazının -Sünnetler (nafileler) hariç -  en az (8-10) dakika sürdüğü kabul edilirse, Kişiye en çok (8-10) dakika da Namaz arası kalıyor!
Fakat Ben, Günde 50 Vakit Namaz kılmaya kalkan bir toplumun;  “Günde Bir Vakit dahi Namaz Kılamayacağını” İddia ediyorum. "Geçim için zaman ayırmayan" bu Toplum; kısa sürede, başka Toplumların Tutsağı olacak ve “Boğaz Tokluğuna” çalıştırılacaktır. Yapabilirse, Namazlarını Rüyasında kılacaktır.
Birazcık düşünen ve “Neden?” Sorusunu sorabilen herkes, Bunun İmkansızlığını görebilir. Büyük Alimlerimizden Cahilimize kadar; Düşünmeden Sormadan İnanmaya O kadar Şartlandırılmışız ki,  Din adına, “İki kere İki Dört değildir” denilse, “Hayır” diyemeyecek duruma düşürülmüşüz.

Buyurun!  Böyle bir emir vermeyi,  “Genel bakış Açısı” ara başlığında verilen Buyrukların sahibi,  "
Gündüzü, geçim için çalışma zamanı yaptık."(Nebe/11) diyen Yaratan'a ve bunu Kullarına iletmeyi, Seçtiği elçisine yakıştırın? Fakat Buna “Hayır” derseniz, "Hadis İnkarcısı ve Elçiye Saygısız (!)"  “Evet” derseniz: "Resule Saygılı ve İyi Müslümansınız."  Bu değerlendirmeyi Anlayın? Açıklayın?
Bunları; İslam karşıtları ve İslam'ı çıkarı için kullananların sahiplenmesi doğaldır. 
Acı olanı: Samimi İslam İnanırı, Büyük İslam Alimlerinin de, "İslam'ın Lehinde Gibi Görünen(?)"  her şeyi;  "Akılla, Kuran'la  çelişiyor mu?"  sorusunu dahi sormaya cesaret edemeden, eserlerinde bizlere kadar aktarmalarıdır! [11] Ayetlere verilen anlam ve getirilen yorumlarda da;  Ayetin açık ifadesine rağmen; bu Sahih(!) Hadislerin ve Geleneğin etkisinde kalınmıştır. (Hud/114 örneğinde görülecek)

--  Teravih Namazı örneği: 
Çoğumuz, Teravih Namazını, hala (20) Rekat olarak biliyoruz.
Bir İlahiyat Prof.ü:  "Hz. Peygamber, genelde (4) Rekat olarak kılmıştır. (8) Rekat kıldığı da olmuştur. Cemaatle hiç kılmamıştır. Aşırı ilgiyi görünce: Evlerinizde kılın demiş, Mescitte kılınmasını yasaklamıştır"  Anlamında, bir açıklama yaptı. Karşıtları; "Doğru Değildir" diyemediler. Fakat hücum ettiler. Zamanın Diyanet İşleri Başkanı M. N. YILMAZ  dahi,   “Bozgunculuk..vb"  anlamında ithamlar yaptı.
Unutulan / Unutturulan gerçek;  İbadet Koymaya, Yaratan'dan başka Kimsenin yetkisi yoktur!
Teravihe, "Farzların Çok üstünde ilgi"  gösterirken, O’nun da bir “Nafile Namaz”  olduğunun farkında mıyız?
Camide / Cemaatle kılınmaya Hz. Ömer tarafından başlatılıyor. Sahabe karşı çıkıyor. Hz. Ali  “Uydurma Namaz”  diyor. Daha sonra Bakiri “Dinle ilgisi yok”  diyor. [k8. 481]  20 Rekata çıkarılıyor. “Hatimle Teravih kılınmaya”  kalkılıyor. [k8.479] Bu kadar, Zorlaştırma / Zam üstüne zam bir noktada tıkanıyor!  Çare(?)  Okunanların, “6.Vites Süratine çıkılarak, Anlaşılmayacak şekle sokulmasında!”  bulunuyor. Cemaat “En Süratli kıldıran Hocayı” arıyor  
Tabii, yukarıda İbadetin / Namazın  “Ana Rüknü olarak tanımlanan içtenlik …” Sıfırlanıyor.    

Çok basit bir Senaryo:
Çok Sevip / Saydığımız bir Büyüğünüze; Saygılarınızı ve Dileklerinizi arz edeceksiniz...
Ve bunu, “Teravih Namazında Okunduğu gibi, 6.Vites Sürati ile Yapıyorsunuz...?”
Nasıl bir Durumda kaldığınızı; Büyüğünüzün bunu nasıl karşılayacağını Düşünün...?
Büyüğünüze yapılması dahi, bu kadar Anlamsız ve Ayıp olan bir Hareket... Yaratan’a karşı nasıl yapılır...?

--  Cuma Namazı örneği :
                    
Zamlandırmanın tipik örneği olması
; Toplumsal boyutu ve  "Vakti"  açısından,  üzerinde durulması gerekiyor.  
***  Ey inananlar ! Toplantı Günü Salat  için çağrı yapıldığı zaman, Allah'ın anılmasına koşun. Alış verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. ....."
(Cuma/9)

***  Salatı tamamlayınca hemen yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfünden nasibinizi arayın. Allah'ı çok anın ki kurtuluşa erebilesiniz.(Cuma/10) 
Günün Adı, sonradan, “Toplantı Günü”  anlamında  “Yevm-ül Cuma”  olmuştur. 

"Vakit"  Unsurunu kendi başlığına bırakarak devam edelim.

--  İlave Boyutu:  
Allah’ın Elçisi; Mescitte, İki Rekat Cuma Namazı dışında, Namaz kılmamıştır.
Peki... Çağrılınca,  "Allah'ı Anmaya Koşmak"  ve Salat tamamlanınca,  "Allah'ın lütfünden nasibimizi aramak üzere Hemen dağılmak...?"   Emirlerinin Neresine (14) Rekat ilaveyi sığdırabilirsiniz? 
Ve hele, "Eğer Cuma Namazını kabul edilmediyse Normal Öğle Namazı yerine sayılmak üzere, dört rekatta ‘Zuhru Ahir’ Namazı kılmak"  mantıksızlığını…?

--  Toplumsal Boyutu :
(Cuma/9)da Hitap: Ey inananlar!  Diye başlıyor!  Yani,  Kadın – Erkek, Tüm İnananları kapsıyor...
Bu Açık hitaba rağmen:  "Cuma Namazı Sadece Erkeklere Farzdır"  hükmüne nasıl varılır? 
Kadınları toplumdan dışlamak için, Allah'ın bu açık emri nasıl görülmez. Ve bu zihniyet 21. Asra nasıl taşınır.
Cuma (Toplantı Günü) Namazı; Her Yerleşim mahallinde, Ulaşım ve Mekanların elverdiği ölçüde,  Büyük bir toplulukla kılınmalıdır. Bu günkü uygulama, 200-300 metrelere kadar inen Cami arası mesafeleri, Bir Safa kadar düşen Cemaatler. İmam Azam, “Bir beldede değişik yerlerde birden fazla cemaat olunup Cum‘a icra edilmez” dediği halde, Hanefî mezhebinden olduklarını iddia edenler, bu hatayı daha fazla işlemektedir.  
Bu;  Ne İslam, Ne Cuma ve Ne de İslam Toplumu Anlayışına sığdırılamaz...

--  Cuma Hutbesi;
Hutbe, “Toplantı Gününün” önemli bir unsurudur. Fakat Cuma Namazının Farzı değildir. [k8.152] 
Peygamberimizin Mescidi; tüm Toplumsal Aktivitelerin yapıldığı bir yerdi. Tam bir dokunulmazlık ve "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır."  anlayışının geçerli olduğu bir kaynaşma ortamı idi. Toplumun sorunları ortaya konuluyor, Çareler aranıyor, öneriler dile getiriliyor ve en güzeline uyuluyordu. (Zümer/18)
Peygamberimizin Sorulan Sorulara Cevaplar verdiği, hatta bazı durumlarda Soranın yanına gelerek detaylı cevaplar verdiği yolunda kayıtlar vardır.
Halife Ömer’in hutbe okurken “Kadınlara verilen Mehir’in bazen aşırı olduğu, sınırlandırılması gerektiği”  anlamındaki ifadesi üzerine, Hutbeyi dinleyen bir Kadın;
***  …  yükler dolusu mal vermiş olsanız da o maldan hiçbir şeyi geri almayın… (Nisa 20)
 Ayetini hatırlatmış ve “Allah’ın ve Elçisinin sınır koymadığı Mehir’e, Sen nasıl sınır koyabilirsin ?” anlamında bir soru ile karşı çıkmıştır. Emevilerden itibaren; Soru sormak bir yana, Hutbe okunurken, Kişinin, Yanındakine “Sus” demesi bile uydurma Hadislerle Günah ve Suç sayılmıştır.
Hutbede, konu ile ilgili ayetlerin Arapçalarının da okunması doğaldır. Bunun dışında hutbenin yarısı Arapçadır. "Ana dil yerine, Arapça okunmasının gerekliliği"  için, ortaya konulabilecek, "Tutarlı Bir Tek Neden"  var mıdır...
?

--  Bu duruma nasıl gelindi? 
Hutbe; Peygamberimiz ve dört halife döneminde, "Namazdan sonra"  okunmuştur. Peygamberimiz; Kadınlarında Mescide gelmelerini, Eşlerinin buna engel olmamasını istemiştir. Vakit olarak, Öğle vaktinden önce ve sonra uygulamaları olmuştur. Emeviler dönemine kadar, Kadınlar  -büyük oranda- iştirak etmiştir. Emeviler döneminde,  "Hz. Ali ve Ehlibeyte yapılan hakareti dinlememek için"  cemaatin dağılması üzerine;  "Mecburen dinletmek için"  Namazdan önceye alınmıştır. Cemaat Topluma da Hutbeye de küstürülmüştür.
Daha birçok noktada eklemeler yapılmıştır.[k8.153-156] Muaviye’nin aşırı göbeğinden dolayı “Oturarak Okuması” bile, İmihallerdeki “Oturma şartının” gerekçesi olmuştur.  
Acı olanı;  Emevilerin, İslam’a yaptığı bu hakaretlere, İbadet olarak, saygı ile hala devam edilmesidir.

--  Namazın Camide / Cemaatle Kılınması: 
Bu Noktada, üzerinde düşünmemiz gereken iki Ana Nokta var.
--  "Camide kılınan Namaz (Şu kadar kat) daha Sevaptır"
Hadislerde, -benim okuduğum- “23’den 70’e kata kadar” rakamlar vardır.
İbadetin durumunu, karşılığını takdir yetkisi, sadece Yaratan’a aittir. “Tüm Yer yüzü bana tertemiz bir Mabet kılındı” [k6.459] düşüncesinde olan, Peygamberimizin,  İbadetin “Ana Rüknü” vb. durumlar bile dikkate almadan; “Kesin Rakamlar / Hükümler vermiş olması” düşünülemez.
--  “Daha Sevap”  Boyutu dışında düşündüğümüzde; Önce, Nafile için, yukarıda söz konusu olan istisnayı hatırlatalım ve zaman sorunu olmayanları kapsam dışı tutalım.  Yaratan; Özel bir yeri olan Toplantı Günü Namazından sonra, "hemen yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfünden nasibinizi arayın " demiştir. Aynı Yaratan; boş vakitler dışında, Çalışmaya ara verilerek, günde iki kez (öğle, ikindi) Camiye gidilmesini ister mi?
Camiye gidip gelecek zamanı olan Kişi, olduğu yerde, Namazını kıldıktan sonra; kalan vaktini "Kuran'ı anlayarak okumak…vb"  başka bir uğraşla geçirmesinin, daha doğru olup olmadığını düşünmelidir.

--  Paralı Namaz kıldırma…?
Sanılanın üstünde önemli bir sorun. Buna; Kuran’dan ve “Kuran’daki Gerçek İslam’dan” Onay bulamazsınız.[12]
Bazı seçkin Sahabeler gibi, Peygamberimizin vefatına kadar hizmetinde olan Enes b. Malik de Emevi Mescitlerine gitmemiştir. Nedeni sorulduğunda; “O Mescitlerde kılınan Namaz, Peygamberimizin bize öğrettiği Namaz değildir. Emeviler bir yığın uydurma ile Namazı tanınmaz hale getirdiler” Cevabını vermiştir. [k7.588]
Bu “bir yığın uydurmadan” hiç birinin temizlenmemesi bir yana, yeni uydurmalar eklenmiştir. Paralı Namaz bu eklenenlerin en tuzlularından biridir.  

--  Sünnetler... Nafileler:

Nafile’nin Sözcük anlamı: “Asıl üzerine yapılan Ziyade / Ek”  demektir.
Önce bir noktanın altını çizelim.  “Vaktin Sünnetleri” dediklerimiz de “Nafile Namazlardır.”
Peygamberimiz, bu Namazları Mescitte, Kılmamış / Kıldırmamıştır. Yani, Peygamberimizin Mescidinde  “Sünnet / Şu Vaktin Sünneti” diye bir namaz kılınmamıştır. Tüm Nafilelerin Cami dışında kılınması Peygamberin emridir. [k7.590]  Vakit Namazları dışında evinde “Nafile Namaz” kıldığı kesindir. Fakat her zaman “Vaktin Namazından Önce ve Sonra, (Vaktin Sünnetleri) dediğimiz Rekat Sayısında kıldığı söylenemez”  Bu Namazların vakit Namazlarının Parçası / Tamamlayıcısı olduğuna inanmak doğru değildir.
Biz ne yapıyoruz? Dini Allah ile Peygamber arasında bölüştürüyoruz. İnancımızda, “Farzlar Allah’ın, Sünnetler Peygamberin Rızası için… Sünnetleri kılmazsak Peygamber Şefaat etmez…”  gibi Şirklere yer veriyoruz. “Peygamberine Salat ve Selam etmeyenlerin Namazları geçersizdir”  Hükmünü veren (İmam Şafi, İbni Arabi gibi) Alimler vardır. [k6.458]
Vakit Namazları ile yetinmeyip, Nafile Namazları da kılmak; ve işin kolaylığını düşünerek,  Evde ve Camide ayrı-ayrı kılmak yerine, hepsini Camide kılmak anlaşılabilir. Fakat “Şu Vaktin 2, 4 Rekat, İlk / Son Sünneti”   Gibi bir Niyetle kılındığında, yani Nafile Namaz, Farz Namaza Bağlandığında,“Yeni bir İbadet” konulmuş olur. Doğrudan, “Allah Rızası İçin Namaz Kılmaya…”  Niyet edilmelidir. 

“Vaktin Sünnetleri(?)”
denilen Nafileler yeterli görülmemiş, Evvabin, Kuşluk, Tatavvu, Elfiye  ... namazları; Tarikatların özel Namazları / Zikirleri... olarak, Bir sürü Namaz / İbadet çeşidi İcat edilmiştir. 
Yukarıda değinildiği gibi, Nafile Namaz için bir sınır söz konusu değildir. Kişinin geçim derdi yoksa ve boş vakti çoksa,  -Kuran'ı anlayarak okumak gibi-  daha yerinde bir uğraş olduğu kanısında değilse; Tüm boş vaktlerini Nafile Namaz kılarak geçirebilir.  Bunlar bu yazının kapsamı dışındadır.
İbn-ül-Cevzi, “Namazları artırmanın İblis’in saptırması”  olduğunu düşünmektedir. [k8.480]
 
--  Detayların detayına da girmeyelim. [13]

Büyük bir İlmihalden Namazla ilgili tüm  "Farzı, Vacibi, Sünneti, Müstehabı, Mekruhu, Bozanı, Bozmayanı… gibi,  Konulan Kurallar Listelerini"  okuyun!  Bu kurallar; Allah'ın Kitabında yazılanlarla ne ölçüde uyumludur?  burası ayrı konu. Bunları ezberleyip uyguladığınızı varsayın. Hem tüm bu kuralları harfiyen uygulamak, hem de  "Yaratanın huzurunda huşu içinde ibadet etme hissini duyabilmek...?"  kolayına mümkün mü? 
"Mümkündür / Ben Yapabiliyorum"  diyebilenin kabiliyetine saygı duyarım.

 --  Peygamberin yaptığı gibi yapmak...?"  
Buna Kimsenin itirazı olamaz.  Fakat O'nun adına o kadar yalanlar uydurulmuş ki...?  [14]
Bazen, Resulün, hoşgörü örneği olarak, sergilediği değişik uygulamalardan biri alınarak dinleştirilmiş, diğeri Din dışı sayılmıştır. Başka bir Mezhep de O’nun din dışı saydığını dinleştirmiş, Dinleştirdiğini Din dışı saymıştır. Yani Mezhepler Dinleştirilmiştir. [k8.499] Aralarındaki, hemen her konudaki büyük farklara rağmen, “Dört Mezhep de Haktır”  gibi garabetler halkın kafasına bir inanç akidesi olarak sokulmuştur.
Netice: Hoşgörü kapısı kapatılmıştır. Bu durumlar; Mezheplerin, çıkış ve "Hak olduğunu(!)" savunma nedeni sayılmıştır. Şu Mezhep Peygamberin “Şu Uygulamasını”  Öteki Mezhepte  “Bu Uygulamasını”  Esas alarak Hüküm İnşa etmiştir deniliyor. Neden bu, “İki  -ya da daha çok- Uygulamanın da Olabileceği; Bunun İslam’ın toleransı olduğu” söylenmiyor?  Birleşme nedeni olacakken ayrışma nedeni oluyor? 
"Müekket Sünnet"  de denilse,bazen  "Acaba" demekten kendinizi alamıyorsunuz. 
Örnek: Cuma Namazının (16) Rekat olarak kılınması, Hutbenin Namazdan önce okunması; Teravih Namazının (20) Rekat olarak, Mescit de Cemaatle kılınması, Yolculukta, Farzlar 2 Rekat olarak kılınırken, Halife Osman, Yolculukta 4 rekat kılmış. Halk itirazına “Namaz 2 Rekata indi sanılmasın diye yaptım" cevabını vermiş. [k8.475,476] Buyurun Açıklamanın Mantığına. Ve Vaktin Sünneti(!)ni olduğu gibi kılmaya kalkmanın mantığı ... Bunlar Hz. Peygamberin yaptıklarına uyuyor mu?
"Ebu Hureyre (ra) dan rivayet edildiğine göre ..."  lerle Neticeye varılamaz.
Peygamber, "Neyi-Nasıl yapmıştı"  Bu konuda ciddi akademik araştırmalara ihtiyaç vardır.

Namaz Kılmayana “Yaptırım uygulamak(!?)”
İbadet, Allah ile kul arasındadır. Yapılmadığı ya da “Böyle değil de Şöyle yapıldığı” için; Hiçbir makam tarafından hiç bir yaptırım uygulanamaz. Bu Uygulamaya, Kuran’dan bir dayanak bulunamaz. Namaza “Mecbur tutulma” durumunda; Riya, Yasak savmak için Abdestsiz kılmak, Öfke Nefret İşkence den başlayıp Şirke kadar uzanan Sakıncaları vardır. [k8.482] Fakat Mezheplerde Sopadan Hapisten başlayıp öldürmeye kadar Ceza Hükümleri vardır. [k8. 483] Bunlar, İslam adında İslam’a yapılan kötülüklerdir.


NAMAZ İÇİN ÖNCE ABDEST ALINMASI GEREKMEKTEDİR: (Nisa/43 Maide/6)

Yolculuk durumundan doğan imkansızlık hariç; Cinsi ilişki durumunda boy abdesti gerekiyor.  Tuvaletten gelme / tabii ihtiyaçların giderilmesi durumunda, Abdestin yenilenmesi gerekiyor.
Abdest;  "Yüzler, dirseklere kadar eller yıkanarak; baş meshedilerek, topuklara kadar ayaklar meshedilerek / yıkanarak"  alınıyor.
(Ayakları Yıkanma / Mesh etme tercihi; kanımca, ayakların temizlik durumuna göre, Kişi tarafından yapılmalıdır.)
Suyun bulunamaması durumunda;  Kişinin kendini Ruhen Namaza hazır hissedebilmesi için, Teyemmüm kolaylığı getiriliyor: Temiz toprakla Yüzler ve Eller meshediliyor.
Allah'ın; Kullarının Temiz olmasını istediği, Zorluk istemediği, Affedici ve Bağışlayıcı olduğu (Ayetlerin sonunda) zikredilmektedir


"Daha temiz olmak için"  Ağız, Burun ve kulaklarında, “Yüz İfadesinin içinde” düşünülmesi gerekiyor.
Fakat  Ayette geçenler dışında, Farzları, Vacipleri, Sünnetleri, Bozanları, Bozmayanları, Mezheplere Tarikatlara göre değişen sayfalar dolusu İlmihal Listelerinin; "İslam'ın Kendisi olarak"  sunulması...Ne ölçüde doğrudur...? 
Kişi,  "Ayetlerle çizilen çerçeve ve İslam'ın temizliği emreden prensipleri"  konusunda bilinçlenmişse; yapacakları konusunda, gerekli  "hassaslığı"  gösterecektir. Ve bu, İlmihal kurallarını öğrenmek ve yerine getirmekten, çok daha kolay ve yerinde olacaktır.
 
YARATAN'IN KİTABINDA Kİ NAMAZ :

---[
Ayet Listeleri, (a) (b) (c)… Bağlantıları ile Paragraf altlarında verilmiştir.]
“Namaz Deyince …” Ara Başlığında, Ana hatları ile açıklanan bazı Noktalar üzerinde, daha değişik açılardan bakarak “Düşünmek” uygun olacaktır kanısındayım. 
İçinde  Salat / Dua  İfadeleri geçen Ayetler okunduğunda; Zekat / İnfak ...  Başta olmak üzere, “İyi, Huzurlu ve Mutlu... bir Toplum için, Gerekli olan, Yapılması gereken”   Şeylerden bahsedildiği görülür.  Bunların içinden, “Şekilsel Namazı” Cımbızla çekip alınmış; Ona ilaveler yaparak günümüze kadar taşınmıştır. Başka bir deyişle:  Namaz / Dua...  İbadeti de özünden uzaklaştırılmış, içeriği boşaltılmıştır.

Yukarıda “İbadetin / Namazın Ana Rüknü’nü”;
[Kişinin, Yaratan’ının Huzurunda, O’na Teslim olduğunu... Söyledikleri ve Okudukları ile O’na doğrudan hitap ettiğini...  -yapabildiğince- Tüm Benliği ile Duyabilmesi / Seslendirebilmesidir.] diye Tanımlanmıştı.

Bu Tanımı, yine Ayetlerle şöyle açabiliriz.
Yalnız ve Sadece Allah için (a) Kalbimiz titreyerek O'nu anıp (b) O'nun Rızasını (c) ve Yalnız Ondan Yardım dileyerek (d) Olabilecek, en saygılı şekilde, Tüm Benliğimizce O'na yönelerek ve Yaratanımızın huzurunda olduğumuzu... Yaratanımızla  Konuştuğumuzu hissederek;  "...Huşu içinde..." (e) O’na Övgümüzü / Hamdimizi (f) Dualarımızı / Yakarışlarımızı / Şükranlarımızı Arz edebilmektir...!
---[(a)-(Fatiha/5)  (b)-(Enfal/2)  (c)-(Rad/22)  (d)-(Fatiha/5  Bakara/45)  (e)-(Müminun/2)  (f)-(Fatiha/1)]
 
Bir Kul düşünelim. Dua / Namaz geçen, Ayetlerde bahsedilen; Zekat / İnfak... gibi diğer emirleri gücü ölçüsünde yerine getirmiş... Hulusi Kalple Yaratan’ını Huzurunda duruyor...
Bu Kişi, Namazını  “Huşu İçinde”  kılabilir mi?

***  Ey İnananlar! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar,....Salata/ Namaza yaklaşmayın....  (Nisa/43)
Namaz için:  “Dua / Yakarış / Yaratan’ımızla Konuşma”  demiştik.
Arapça, Ezbere / Anlamadan okurken, Ne söylediğimizi biliyor muyuz...?
Bilmediğimiz bir dille, Yaratanımızla konuşabilir miyiz...?
Hayır...!  Ne Konuşabiliriz... Hamd’imizi / Şükrümüzü arz edebiliriz...
Ve Ne de, Namazın; Bir Dua ve Yakarış olduğunu Kavrayabiliriz. 
Bu durumda Namazın Anlamı; Bazı “Ezberleri ve Hareketleri Tekrar etmenin”  Ötesine geçemez...
(Konuya Tekrar dönülecektir.)

***  ..... Salat / Namaz , çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar....  (Ankebut/45)
Anlamı üzerinde,  Ciddi olarak düşünmemiz gereken ayetlerden biri...! 
İnanan Kişi, Yaratan'ın sözünün doğruluğundan şüphe edemeyeceğine göre;
Kendisine sorması gereken soru şudur, “Kötülüklerden korunmuş, Huzura ermiş  bir Toplum muyuz...?" 
Bu sorunun görülen cevabı yazık ki  "Hayır" dır.
Nedenlerinden bazıları,
Tevbe/71 Ayetinde açıklanmıştır:
"Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Allah'a ve resulüne itaat ederler. Allah bunlara rahmet edecektir..."

Kuran'daki İslam tek kanatlı bir kuş değildir...
Girişte verilen cevabı tekrar edelim:

Namaz; İslam Tarihi boyunca; Bir taraftan daima Zorlaştırılmış, Zamlandırılmış ve Detaylara boğulmuş; Diğer yandan Özünden uzaklaştırılmış ve içeriği boşaltılmıştır. Zorlaştırma, Zamlandırma Detaylardan bahsedilmişti.

*  Özünden uzaklaştırıldı mı?  İçeriği boşaltıldı mı?

Namazı, “Namazın Ana Rüknü” olarak verilen tanıma ve zikredilen Ayetlere uyarak kıldığımızı söyleyebilir miyiz? 
Namaz / Dua :  (24) yerde Zekat'la birlikte; (6) yerde "Bize Verilen Rızıktan ... vermek" le birlikte geçer. [15]

***  Namazı kılın, zekatı verin......  (Bakara/43 83 110 Nisa/77 ....)
"Zekatı Verin...!"  Yaratan'ın  "Namazla birlikte"  defalarca tekrarladığı emridir.
Namazı "Zamları ile birlikte" kılarken, Zekat emrini de aynı hassaslıkla(!) yerine getirdiğimizi, Yada Niçin yapmadığımızı tutarlı olarak açılayabilir miyiz...?

İnanan / Mümin, bazı yönleri ile, Aşağıdaki Ayetlerde Tanımlanıyor. Bu Ayetlerdeki “Salatı” Yalnız, “Namaz” yönü ile değil, Geniş Anlamı ile “Salat” olarak düşünmemiz gerekiyor.
*** 
O İnananlar ki, Salatı ikame eder, zekatı verirler. Ahirete tam olarak inananlar da onlardır.  (Neml/3)
***  Sizin dostunuz ancak Allah, Onun peygamberi ve namaz kılan, zekat veren ... mü'minlerdir. (Maide/55)
*** 
Salatı dosdoğru ikame ederler Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden bol bol dağıtırlar.  (Enfal/3)

***  Rablerinin çağrısına cevap verirler, namazı kılarlar. İşleri / yöntemleri, aralarında bir danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.  (Şura/38)
*** 
Söylenenleri dinleyip en güzeline uyanlar var ya! Allah'ın yol gösterdikleri, akıl ve gönül sahipleri işte bunlardır. (Zümer/18)
***  Allah'ın kitabı'nı okuyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık infak edenler, asla batmayacak bir ticaret umabilirler.  (Fatır/29)

***  .... namaz kılanlara, zekat verenlere, ...... elbette büyük ecir vereceğiz.  (Nisa/162)

Evet: Yaratan'ın  "Batmayacak bir ticaret... Büyük ecir verme"  Sözleri var:
Fakat bunun  "Namazı Dosdoğru Kılmanın yanında": Allah'ın Kitabını Bilinçli olarak okuma, Katıksız bir tevhit inancı, Allah ve Elçisinin dostluğu, Adaletli bir yönetim için elden gelen katkının yapılması (şura) Zekatın / Verginin  verilmesi, Yaratan'ın verdiği Rızkın iyisinden bol-bol infak edilmesi ... şartları da vardır.
Kendimizi  "Sanık yerine koyarak, bir öz eleştiri yapabilir miyiz?"  Bunları ne ölçüde yerine getiriyoruz…?

"... Namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz ..."
  dır.(Nisa/103) 
Vakitler, (İsra/78  Hud/114) Ayetleri ile belirlenmiş; Bazı ayetlerde de açıklık getirilmiştir.
(Konu, Ayrı başlık altında incelenecektir.)

*  Namazın Görülen Boyutları:
  Kıble, Namaza Duruş, Rüku, Secde...
Namaza Duruş, Rüku ve Secde için; "Namazın Şekil Şartları"  tanımının uygun olmadığı kanısındayım. 
Bazı Prensiplerinden, “Namaz Deyince …” ara başlığında bahsedilmişti. Açmaya çalışalım.

Kıble: Ayetlerde; Yön, Görüş, İnanç, İlke, Hedef … gibi anlamlarında geçmektedir. İslam’da Yön ve Hedef birliğinin Sembolik bir ifadesi olarak görülebilir. Fakat yaşadığımız dönemde, yozlaşmalar sonucu;  “Şekilsel Uygulama”  dışında bir anlamı kalmamıştır. İslam'ın İlk dönemde Namaz kılarken, Kudüs'e yönelmişlerdi.
***  Doğu da batı da Allah'ındır, nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır........  (Bakara/115)
***  İnsanlar içinden bazı beyinsizler: "Onları, yönelmekte oldukları kıbleden ne çevirdi?" diyecekler. De ki: "Doğu da Allah'ın, batı da. O, dilediğini dosdoğru yola kılavuzlar." (Bakara/142)
*** 
Biz senin, yüzünün ha bire göğe doğru çevrildiğini elbette görüyoruz. Hoşlanacağın bir kıbleye seni elbette döndüreceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olsanız yüzünüzü Mescid-i Haram yönüne döndürün. …. (Bakara/144)
Genel kanı, bu Ayetlerin inmesinden sonra, Kıble için, “Mescid-i Harâm’a”  dönüldüğü yolundadır. [16]


Kıble; İslam Toplumlarının “Hedeflerde birliğinin bir Sembolü olduğu, Hedeflerde de birlikte olmamız gerektiği”  Topluma anlatılmadır. "Fiziki ve Hassas olarak ta" Kıbleye dönülmesi gerekiyor mu?

***  "Doğunun ve batının Rabbidir O......."  (Müzzemmil/9 Rahman/17...)
***  ..... Her mescitte yüzlerinizi O'na doğrultun. Dini yalnız O'na özgüleyerek O'na yakarın. .... (Araf/29)
Kıble; “Namaz’ın, Olmasa-Olmazı ve Şartı” değildir. Fakat, böyle bir “Hedef-Yön Birlikteliğine”   Bilerek uymamanın Anlamı yoktur. Yönün bilinmediği durumlarda,
tahmin edilebildiği ölçüde uyulmaya çalışılmalıdır.
 

Namaza Duruş:  Dipnot [2] de belirtildiği gibi; Birçok Ayette, "Salat"  kelimesinden önce,  (Q.V.M.)  Türevleri olarak, (ve Ekıımü-s Salaate  gibi) "Namaza Duruş"  zikredilir.  Namaza başlama niyetidir.   
***  "..... Tam bir saygıyla Allah'ın huzurunda kıyam edin."  (Bakara/238)
Peygamberimizin, Elleri bağlı ve yanlarda salınmış olarak da durduğu rivayetler vardır. [k8.501] Kişi;  kendince,  “En Saygılı olan” duruşu ile, Namaz kılmak üzere, Yaratan’ının huzurunda durmalıdır.
Toplu Namazlarda Aykırı görüntü vermemek için, İmama uymak durumu vardır. Ancak; “Duruş –Niyet –Rüku- Secde” korunarak, basitleştirilecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.

Niyet:  Yaratanın huzurunda; O'na İbadetimizi arz ettiğimiz ilk cümlelerimizdir Niyet.
Esas olan; "Ezber Kalıpların tekrarı" yerine,  Kişi  "içinden gelen bir ifade ile"  Niyetini yapmasıdır. 
Sadece örnek bir cümle olarak;  [Alemlerin Rabbi Yüce Allah'ım...  Durdum huzuruna, Uydum Kuran’ına... Niyet ettim Senin Rızan için,  (....) Namazını kılmaya..] şeklindebir ifade olabilir.
Yukarıda arz edildiği gibi; En güzeli, Kişinin içinden geldiği gibi kendi ifade ile Niyetini Yaratan’ına arz etmesidir.
 ("Uydum Kuran'ına..."  gibi bir ifade, Kıble durumunu da kapsar.)

Rüku:  "Eğilmek, Rüku etmek, Diz çökmek ...."  Anlamlarındadır. (10) Ayette (13) kez geçer [17]
Onur ve üstünlükle donatılan Ademoğlundan (a)  Yalnız Rabbinin huzurunda saygıyla eğilmesi...  Rüku edenlerle birlikte rüku etmesi (b)  istenilmiştir.  İnananlar:  ....Rüku ederek yerlere eğilmişlerdir. (c) 
---[(a)-(İsra/70)  (b)-(Ali İmran/43  Bakara/43)  (c)-(Sad/24)]

Secde:  "Secde etmek,  (...nin önünde) yere kapanmak,  (...a) tapmak / ibadet etmek ...  "  Anlamlarındadır. (53) Ayette (63) kez geçer [18]  "Saygı, Tazim...."  gibi anlamlar verilmesi daha uygun olan bazı yerlerde de  "Secde"  olarak çevrilmiştir.
Tüm yaratılanların, [Sadece]Yaratan'ına En içten, Övgü, Saygı ve Tazimle... Secde etmesi;  Yaratan / Yaratılan ilişkisinin Doğal, Birinci ve Tevhid İnancının görülen boyutudur.

***  Göklerde ve yerde bulunan her canlı ve melekler, büyüklük taslamaksızın... (a) .....güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar....  (b) ... Yaratılanların gölgesi  (c) Allah'a secde ederler.

Yaratan'ın İnanan Kulları:  .... büyüklük taslayıp O'na kulluktan yüz çevirmeden (d) ..... hiçbir şeyi ortak koşmadan (e)  .... gönülden boyun eğerek  (f)  .... Rabbine hamd ile tespih ederek (g)  Secdelere kapanırlar.  Yaratan'ın seçtiği kimseler: .... Rahman'ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdelere kapanırlar. (h)
---[(a)-(Nahl/49)  (b)-(Hac/18)  (c)-
(Nahl/48)  (d)-(Araf/206)  (e)-(Hac26)  (f)-(Ali İmran/43)  (g)-(Hicr/98  Secde/15)  (h)-(Meryem/58)]

Yaratılanların üstünü ve Yaratan’ın Dünyadaki Halifesi olan "Ademe (İnsana) Secde"  emri, (a)  "Diğer Yaratılanların Ona Saygı göstermesi"  anlamında olmalıdır. Keza, İsrail oğullarına:  Şehrin kapısından, "Secde"  ile girin Emri de (b)  "Saygı ile eğilerek"  anlamında olmalıdır.
---[(a)-(Bakara/43  Araf/11 12...)  (b)-(Bakara/58  Nisa/154 Araf/161)]

Rüku ve Secdede; “Büyük olan / Yüce olan Rabbimi Saygı ile anarım / zikrederim” anlamlarında “Sünhaane Rabbiy-el-Aziim”  ve  “Sünhaane Rabbiy-el-Aala” Zikirlerini yapmaktayız. Peygamberimizin, hep aynı ifadeleri değil, “20 den fazla, farklı cümle okuduğu” biliniyor.[k7.584] Sahabe değişik cümlelerde okurdu. [k8.503]  Bir Sure ya da Ayeti, Kıyamda okumaya başlayan kişi buna Rüku ve Secde de devam edebilir.[k9.135] Aklın ve bu uygulamaların gereği; Kişi; Ana dili ile içinden gelen, zaman-zaman değişebilen, Yaratan’ı yücelten ifadeler söyleyebilir. Bu ifadeler içinde; “Yalnız Yaratan’ı Önünde Eğildiği / Yalnız O’na Secde ettiği…” Anlamında ifadeler de olabilir.    

"... NAMAZ, MÜMİNLER ÜZERİNE VAKTİ BELİRLENMİŞ BİR FARZDIR ..."
(Nisa/103) 

.... Biz bu Kitap'ta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. .... (Enam/38)

.... Biz öğüt alan bir topluluğa ayetleri ayrıntılı bir biçimde açıkladık. .....( Enam/126)
Kuran’ın herhangi bir Hükmünün / Ayetinin Açıklanmasına gerek duyuluyorsa; “Kuran’ın, Apaçık olduğu” İlkesinden hareketle; yukarıdaki ve “Düşünün, Aklınızı kullanın” Anlamındaki Ayetler dikkate alınarak; “İslam’da Hükümlerin  Konulması” Ara Başlığında anlatılan metotla yapılmalıdır..
Namaz Vakitlerinin açıklanmasında da bu kurala uyulmamış, Uydurma Hadislerin, Mezheplerin ve Geleneğin etkisinde kalınmıştır. Yetmemiş, Lügatlere de el atılmıştır. [19]

Namaz Vakitleri, (Hud/114 İsra/78) Ayetleri ile belirlenmiş; Bazı ayetlerde de açıklık getirilmiştir.

Hud/114 Ayetinin ilgili kısmını, değişik Çeviri ve Yorumlarda detaylı olarak görelim:

***  hem namaz kıl Gündüzün taraflarının ikisinde ve gecenin gündüze yakın saatlerinde. .... Elmalılı

*** Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl.  ....Mevdudi
***  Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl. .... Diyanet

***  Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namaz kıl. .... Y.N.Öztürk

***  Ve gündüzün başında ve sonunda, bir de gecenin erken saatlerinde salâtta devamlı ol; .... M.Esed
***  Gündüzün iki tarafında ve gecenin, gündüze yakın zamanlarında namaz kıl.... Taberi
Ve diğer bazı Mealler: [20]

Hud/114  Ayetine, alıntılanan çevirilerde verilen -Birleşik- "Ortak Anlam:"

***  Gündüzün iki ucunda / tarafında / başında ve sonunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında / (ilk) saatlerinde namaz kıl. ....
İfade edilen vakitler; “Sabah – Akşam - Yatsı” Namazlarının vakitleridir.
Bu ifadenin içine, Öğle ve İkindi Namazlarının Nasıl Sığdırıldığını görelim

 

Beş Vakit Namazın  -Bu Ayete göre- yerleştirildiği yerler:
Gündüzün iki ucu: Sabah, Akşam  Gündüze yakın saatler: Yatsı  (doğru olanı)

*  Abdullah b. Abbas, Hasan-ı Basrî, Taberi (Taberi'de başka örnekler de var.)
Gündüzün iki ucu: Öğle, İkindi. Gündüze yakın saatler: Sabah, Akşam, Yatsı
*
Elmalılı,

Gündüzün iki ucu: Sabah, Öğle, İkindi. Gündüze yakın saatler: Akşam, Yatsı
* 
Ö.R.Doğrul,  A.Gölpınarlı (aktarma)
 H.B.Çantay (Medarik'ten)
Gündüzün iki ucu: Sabah, Öğle, İkindi. Gündüze yakın saatler: Yatsı
*
Mücahid


Ve Bazı yorumlar:
*  Ö.R.Doğrul
: Ayeti kerime namaz vakitlerini mükemmel surette gösteriyor. (5 Vakit kastediliyor)

*  Diyanet Tefsiri: ... Ayette namazın şekli ve zamanı  belirlenmediği için .... mütevatir sünnet açıklamıştır
*  Mevdudi:  Bu Ayet, namazın üç vakitte yani Sabah, Akşam ve Yatsı vakitlerinde ikamesini ön görüyordu. Buda gösterir ki ayet namazın miraç esnasında beş vakit olarak emrolunmasından önce nazil olmuştur.
Namaz-Miraç bağlantısı yukarıda açıklanmıştır.
*  M.Esed : ... Bu buyruk, uygulamanın biçimini ve tam olarak ne zaman yapılacağını belirtmeksizin -çünkü bu iki husus Hz. Peygamber'in, sahih eylem ve sözleriyle biçimlenen sünnetiyle açıkça ortaya konmuştur- tüm farz namazları kapsamaktadır.
*  M. Hamidullah:  "Gündüzün iki ucunda"  Yani günün başlangıcı ile öğleden sonranın sonunda (!)  .... Buna göre ayet, günlük beş vakit namaza işarette bulunuyor.

Ayette geçen: (Tarafeyi-n Nehaarı = Gündüzün iki ucu / iki tarafı) ifadesi:  Gündüze dahil, Gündüzün Başlangıç ve Bitiş Uçları mıdır;  Yoksa, Gündüz başlamadan hemen önceki ve bitiminden hemen sonraki An’lar mıdır...?
İki anlama da gelen örnekler vardır. [21]
Ben, “Gündüze dahil / Gündüzün Uçları” olduğu kanısındayım. Nitekim;
*** 
Görmüyorlar mı ki biz o yerküreye geliyor, onu uçlarından eksiltiyoruz.... (Rad/41)
Bu Ayette (Bütüne Dahil Uçları) kastedilmiştir.

Gündüzün Başlaması ve Bitişi;  “Anlık Birer Çizgi” olarak belirlenemez.  Başlangıçta ve Bitişte, Fazla geniş olmayan, birer  “Zaman Şeridi”  söz konusudur. 
Gündüzü ve Geceyi belirleyen özellikler:  Aydınlık ve Karanlıktır.
Gündüzün İki Ucu / Tarafı: Güneşin Doğuşundan bir süre önce Aydınlığın başlaması ve Güneşin Batışından bir süre sonra Aydınlığın henüz bitmediği anlardır. Bu vakitler, Sabah ve Akşam Namazlarının Vakitleridir.
Gecenin gündüze yakın anları / saatleri: Karanlığın başlangıcı ile başlayan saatlerde Yatsı namazının vaktidir. 

***  (Nur/58).....(Günde üç defa)
sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler....  (Diyanet) [22]

Ayette; İzin istenecek, Birinci ve Üçüncü zaman, Sabah Namazından (= Salaat-il-Fecri) önce  ve Yatsı Namazından (= Salaat-il-Işaai) sonra olarak yani Namazlara göre belirlenmiştir. Eğer Öğle / İkindi Namazları Emredilmiş olsa idi; gün ortasındaki dinlenme zamanı için,  Öğle ya da İkindi namazından, önce ya da sonra diye ifade edilmez miydi?

---  (İsra/78)
Ayetine verilen anlamlar; 
***  Güneşin kaymasından/aşağı sarkmasından, gecenin kararmasına kadar namazı kıl. Sabah Kur'an'ını  da gözet. Çünkü sabah okunan Kur'an tanıklarca izlenmektedir
.  (Y.N.Öztürk)
***  Güneşin batmaya  yüz tutmasından gecenin kararmasına kadar namaz kıl; Tan ağarırken de kuran oku. Doğrusu tan ağarırken kuran okumak, görülmeğe değer.   (H.Atay)
***  Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl; sabah vakti de namaz kıl, zira
 (Kuraan-el-Fecri =) sabah namazına melekler şahit olur.   (Diyanet)
***  Güneşin dülûkundan (batmasından, kaybolmasından) gecenin kararmasına kadar namaz kıl ve sabah Kur’an’ını da.. Çünkü sabah Kur’an’ı görülecek şeydir  (H.Yılmaz)

(dülûku 'ş-şems) ifadesine:  Güneşin;  Batıya kaymasından / Yönelmesinden: (S.Akdemir  M.N.Yılmaz  Taberi)  Zevalinden: (A.Öztürk  A.Gölpınarlı  Ö.R.Doğrul )  Batmaya yönelmesinden: (M.Hamidullah  H.Elmalı) 
Doruğu aşmasından (M.Esed)  Kaymasından (E.Yüksel)  Gün ortasını aşmasından (Diy.Tefsir)  Gibi değişik anlamlar verilmiştir.

[Bazı sahabe ve tabiin bunun "güneşin batışı"  anlamına geldiğini söyler.  Fakat, sahabe ve tabiinin çoğunluğu(?)  bunun "güneşin zirveden kayması"  anlamına geldiği görüşündedirler...(Mevdudi)]
Tatbikatını Hz. Peygamberle yaşayan Sahabesinin; Böyle önemli bir konuda, "İhtilafa düşmüş olması"  doğru olamaz.  Bu, (Hud/114) Ayetindeki  "Gündüzün iki ucunda”  İfadesine  “Öğle Namazını yerleştiren" kafanın / düşüncenin ürünü olabilir.

           
“dülûku'ş-şems”, dülûk ve Şems sözcüklerinden oluşan bu isim tamlaması, Güneş'in batması, gözden kaybolması demektir. Ancak bazı yorumcular, söz konusu ifadeye "Güneş'in eğilmesi" anlamını vermişlerdir. Tacü'l-Arus ve Lisânü'l-Arab adlı lügatlerde konuyla ilgili dikkat çekici bir ayrıntı verilmiş ve dülûk sözcüğüne "eğilme" anlamının verilme sebebinin namazın beş vakit olarak anlaşılmasını sağlama amacına yönelik olduğu belirtilmiştir
.’ (H.Yılmaz) [23]

***  (
Rum/17-18)-  Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah'ı (ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur) tesbih edin, namaz kılın.   (Diyanet)

(Rum/17)- O halde tespih Allah için. Akşama erdiğinizde de sabaha erdiğinizde de 
(Rum/18)- Göklerde ve yerde hamd da O'na, gün sonunda da öğleye erdiğinizde de  
(Y.N.Öztürk)
Ayetlerde, değişik zaman dilimlerinde,  "Allah'a Hamd ... den"  bahsedilmektedir. (S.L.V = Namaz / Dua )  ve (ikindi) ifadeleri de yoktur. Buna rağmen, (Fesubhaane  = Tesbih edin / Anın /Hamd edin...) ifadesine, (Namaz kılın) anlamı(!) verilmiştir. Bu, Namaza mı? Kuran'a mı? İslam'a mı?  "Daha Çok"  Saygıdır(!?)

***  (
Taha/130) ..... güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini överek tespih et! Gecenin bazı saatleriyle gündüzün iki ucundan da tespih et ki hoşnutluğa erebilesin.

Ayette; Rabbe, “Hamdin / Övgünün / Şükranın / Duanın / Yakarışın ..”. sunulması istenilmektedir. Hud/114’de belirlenen vakitlerde kılınan namazlarda yapılan “Duaları … da” kapsar. Fakat Salat / Namaz emri yoktur.
Nasıl Yorumluyoruz: "Bu ayet, günlük beş vakit namazdan söz ediyor.... (M.Hamidullah)" Ayette bahsedilen vakitlerde “Öğle, İkindi” vakitleri yoktur.

Bu örneklerden açıkça anlaşılan; Yapılan şey, “Ayetleri Anlama” Çabası değil; Ayetleri, Saptırma pahasına da olsa, “Beş Vakit Namazı yerleştirme” Gayretidir. Yukarıda da ifade edildiği gibi, Bu, en azından “Allah’ın Kitabının Apaçık ve Gerekli her şeyin olduğunu bildiren” Ayetlerine İnanmamaktır

--  Vusta Namazı: 
Salatı, sadece “Namaz” olarak aldığımızda, (Bakara/238) Ayetinin anlamı;
*** 
 Namazları ve ‘Vusta’ namazını koruyun. Tam bir saygıyla Allah'ın huzurunda kıyam edin.
(Vusta); (VST) Kök anlamı olarak, (Bir şeyin Ortası)  Anlamına gelir. Bu anlamda alındığında,“Orta Namazı / Ortada olan Namaz” olur. “Orta” ifadesi, bazen de, “
Onlar, sarf ettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan/67) ve [24] örneklerinde olduğu gibi; “Uç Aşırılıklardan Kaçınarak” Normali,  “Daha İyi ve Hayırlı” olanı Seçme / Tercih etme anlamlarına gelir. Bu durumda;  (Salaati-l Vusta =) “Faziletli - Hayırlı  Namaz”  anlamlarına gelir.

Arapça çoğul kuralı en az “Üç’ü” ifade eder. Ayetin ifadesine göre, “Namazlar” ve “Vusta namazı” Bilinen Namazlardır. “Namazları ve ‘Vusta’ namazını” ifadesindeki “Namazları”, yukarıda açıklanan “Sabah / Akşam / Yatsı”  olarak düşündüğümüz de, ve “Vusta = Orta” anlamı verildiğinde, bu Namazların ortasında olan, “Akşam Namazı” olur. Fakat Ayetin ifadesinde, ilk çağrıştıran anlam, “Vusta Namazı” Bunların dışında, “Bilinen bir Namazdır.” Bu da  “Cuma Namazıdır” Bu durumda, “Vusta” ifadesi, “Daha hayırlı…” anlamına gelir. (Cuma/9) Ayetindeki;
*** 
….  Cuma günü, namaz için çağrı yapıldığında, Allah'ı anmaya koşun! Alışverişi bırakın! Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır  İfadesi de bu görüşü destekliyor kanısındayım.

Bakara/238’de ifade edilen “Salat-ı Vusta” “Faziletli / Hayırlı Salat” ifadesi ile kastedilen, Salat’ın sadece “Namaz” boyutu değildir. “Salat’ın Kökü-Anlamı” başlığında bahsedilen genel anlamı ile “Toplumsal Desteği” de içeren Salat’tır. Toplum sorunlarının dile getirildiği / Çözüm Arandığı – Bulunduğu “Toplantı Günü Salatı’dır.”

Hangi Namazın (Orta Namazı)  olduğu konusunda; Tefsirlerde, (Sabah / İkindi / Akşam / Bütün   Namazlar...) gibi değişik yorumlar vardır. (Taberi, Kuran Yolu...)  19 farklı görüş 40 civarında rivayet vardır.[25]
(Bakara/238) de, ve önceki ve sonraki ayetlerde,  Gece / Gün / Gündüz gibi bir zaman ifadesi yoktur.  Bu nedenle, Günün ya da Gecenin ortasında kılınan bir Namaz ifade edilmiş olamaz. (Bazı diğer görüşler:[26])

Surelerin İniş Sırası; (Hud) 52,  (Bakara) 87 (Mekke); (Cuma) 110’ dur. (Medine)  (Bakara /238) ile, (Hud/114) Ayetleri arasında yaklaşık 13 yıl vardır.  Gün ortasında  -öğle / ikindi vaktinde-  kılınacak,  "Yeni bir vakit Namazı"  konulması da söz konusu değildir.  İfade:  "Mevcudu koruma..."  anlamındadır.
Vakit Namazları dışında, bilinen namaz (Cuma=) Toplantı günü Salatıdır. Toplantı günü Salatının Günü ve Vakti belirlenmiş değildir. Toplumun durumuna göre toplum tarafından tayin edilmiştir. Toplumlar, durumlarına göre, yeniden “Gün ve Vakit Ayarlaması” yapabilirler.

---  Her gün, Günün Ortasında (Öğle / İkindi) Namaz Kılınması
Yaratan; Gündüzü:  "Çalışma" (Furkan/47 Nebe/11)  "Lütfundan  Rızk arama" (Rum/23)  zamanı yapmıştır.
Özel Gece ibadeti / Salatı ile yükümlü kıldığı elçisine bile:

***  Kuşkusuz gündüz boyu senin için uzun bir dolaşma / uzun bir uğraş vardır.  (Müzzemmil/7) demiştir.

Haftada bir gün olan, Toplantı Günü (Cuma) Salatı için bile, yukarıda ifade edildiği dibi, Salatın Günü ve Vakti Toplumun durumuna göre toplum tarafından tayin edilmiştir. Toplantı günü için de;
***  Namaz kılınınca hemen yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın. (Cuma/10)
“Rızık için Uğraş Verme” kuralı devam etmektedir.
Bu Ayetler, Yukarıda verilen; Hud/114, İsra/78, Nur/58 ve diğer Ayetlerle birlikte değerlendirildiğinde; “Rızkını Arama Çabası içinde olan İnananların” Günde İki kez, “Öğle ve İkindi Namazlarını” kılmaları için; Çalışmalarını bırakarak Namaza gelmeleri…? Çalışma Hayatında, Herkes için ne ölçüde mümkündür? Her şeyi en iyi bilen Yaratan; Kullarını bu Yükümlülükten Sorumlu tutar mı? Bu Noktaların enine-boyuna düşünülmesi gerekiyor.

Tekrar edelim:  “Kişinin, Çalışma zorunluluğu Yok, ve Boş vakti de Çok ise”; Bu vaktini Nafile Namaz kılarak değerlendirmesi tercihine saygı duyulur. Fakat "Objektif Düşünelim" dediğimiz de, tercihini yapmadan önce, “Anlayarak Kitabını okumak, ya da, Topluma Faydalı olmak…”  gibi uğraşlar daha faydalı olur mu? Sorularını da dikkate alarak bir seçim yapılması gerektiğini de göz ardı edemeyiz.
Kişilerin, “Yaratan’a
doğrudan muhatap oldukları” Noktasından hareketle; Burada anılan-anılmayan Ayetler üzerinde düşünerek, kendi kararlarını kendileri vermelidirler.

NAMAZLARDA REKAT ADEDİ :

Tehlikeli durumlarda Namaz kısaltılabilir.(Nisa/101) "Yaya yada binek üzerinde"  kılınabilir.
*** 
.... bir grup seninle namaza dursun; silahlarını da alsınlar. Bunlar Secdeye varınca, diğerleri arkalarında beklesinler. Sonra namaz kılmamış olan grup gelip seninle birlikte kılsınlar. …. (Nisa/102)
Tehlikeli durumlarda Kılınan, Kısaltılmış Namaz, Bu ayetle, Bir Rekat olarak tanımlanmıştır.
***  ….  Sükûnet bulduğunuzda, namazı tam bir biçimde yerine getirin. .... (Nisa/103)
***  .....  Güvene kavuştuğunuzda bilmediğiniz şeyleri  size öğrettiği şekilde Allah'ı zikredin. (Bakara/239)
Yaratan; “Allah’ı Nasıl Zikredeceğimizi”  bu Ayetleri ile Bize Öğrettiğini bildirmiştir.


---  Normal Zamanda / Güvende iken kılınan Namaz Kaç Rekattır...?
Hicretten önce tüm Namazlar İki Rekat olarak kılınıyordu. Bilindiği gibi, “Peygamberimizin İçtihadı” denilerek, şu an tatbik edilen durum; “Sabah-2 öğle-4 İkindi-4 Akşam-3 Yatsı-4 Rekattır.” [k7.579]  Yolculukta İki Rekat kılınıyor.[k7.475] Yaşadığımız İslam’da bunun açıklaması; “Rekatları Resulün Sünnetlerinden alıyoruz”  şeklindedir.
Oruç; (11)  ayette (14) defa geçer. [27]  Ramazan Orucu, Dört Ayette (Bakara/183-185,187) detaylı olarak anlatılmıştır.. Altı ayette ise; çeşitli durumlarda tutulan kefaret oruçlarından bahsedilir.
(S.L.V) Türevleri  (90) Ayette (99) kez geçer. Bunlardan Salat şeklinde geçen ve Yakarış / Dua boyutu olarak Namaz’ı da kapsayan ayetlerin sayısı az değildir.
Önceki başlıkta açıklanan nedenlerle, “Allah’ın Kitabında, Noksanlığın olmadığı” dikkate alınarak, “Namazın Rekatlarının açıkça belirtilmemesinin” Nedenini düşünmek durumundayız.
Tek kaynak Kuran’dır diyenler; “Korku durumunda kılınan Namaz (Bir Rekat) olduğuna göre (Nisa/102), Normal durumunda kılınan Namaz (İki Rekattır)” şeklinde özetlenebilecek bir Hükme varmışlardır.
Evet; Normal şartlarda kılınan Namaz; Korku / Tehlike anında kılınan Bir Rekat Namaz’dan farklı olacaktır.
Bunun ifadenin anlamı; “İki ya da daha çok Rekat ” olabilir demektir.
“Açıkça belirleme” olmadığına göre;  Bir vakit Namazı için Kişinin, yükümlülüğü İki Rekattır.  Fakatbu ifade,
“Bir Vakit Namazı İki Rekattır” anlamına gelmez.. Namaz, aynı zamanda, “Bir Dua / Bir Yakarıştır.” Kulu, Yaratan’ına; İçinden geldiği gibi, İçinden geldiği kadar Dua eder.” Demiştik.
Bu Düşüncenin doğal sonucu;
--  “En çok ya da Üst Sınır Şu kadar Rekat olacak!” diye bir Kayıt konulamaz demektir.
Bu Noktada, bir [Ancak…?]  Parantezi açmak durumundayız.
İbadete başlarken, “Allah Rızası İçin” diye Niyet edilir. Ve İbadet, Yalnız Allah Rızası İçin yapılır ve yapılmalıdır.
Açık Düşüncemizde ya da Şuur altımızda;
--  “Ne kadar çok İbadet edersem / Namaz kılarsam, O kadar çok Sevap kazanırım”  anlamında bir “Duygu – Düşünce…” varsa;  Bilinçli olmasa da, bunun anlamı, bir “İbadet / Sevap”  Alış-Verişi söz konusudur. Bu durumda, “Allah Rızası İçin” Niyetimizin Samimi olduğunu nasıl iddia edebiliriz. Bu, “Yaratan’a Karşı Samimiyetsizlik” olmaz mı? Farkında olmasak da, kesinlikle küçümsenecek bir durum değildir.

Kişi, “Allah Rızası İçin” Niyeti ile bir İbadete başlamış ise; “İbadetinin, Kabul edilip-edilmemesine ya da Ne Kadar Sevap kazanacağı hesabına” kafasında yer vermemelidir. Bunun takdiri sadece Allah’a aittir. Şu kadarını bilmemiz yeterlidir. “Kabule layık olan bir İbadet / Dua mutlaka kabul edilir”
Biz; bize düşeni elimizden geldiği kadar, “En güzeli ile” yaptıktan sonra, Karşılığına amellerimizi koymadan, yine gerektiği gibi, Yaratanımıza “Dileklerimizi de” arz edebiliriz.    

Kişi, bu “Alış-Veriş” düşüncesini, aklının ucundan dahi geçirmeyeceğine emin ise; Namazını, iki rekatın üstünde, içinden geldiği kadar kılabilir. İki Rekatın,  ve bilhassa mevcut uygulamanın üstüne çıkılması halinde, “Gösteriş” durumu düşünülerek, başkaları tarafından izlenmemesine dikkat edilmesi uygun olur kanısındayım.
Kişinin düşüncesinde, Alış-Veriş konusunda bir “Acaba” işareti varsa, İnancında “Şu Vakit Namazı (Şu Kadar) Rekattır” kabulüne yer vermeden,  mevcut uygulamayı aşmamasının uygun olacağı kanısındayım.

Tekrarlayalım:  İslam’da herkes doğrudan Yaratan’a Muhataptır.
Kimseye;  “Namazı 5 Vakit, 2,3,4 ‘er Rekat kılmayın;  3 Vakit, 2’şer Rekat kılın;”  gibi, bir tavsiyede bulunmak ve “Fetva”  vermek gibi bir düşüncemiz söz konusu değildir. Önünüze Ayetleri ve bunlardan bizim ne anladığımızı koyarak; Üzerinde düşünmenizi sağlamaktır. Herkes kararını kendisi verecektir.
 
NAMAZI DOSDOĞRU KILARLAR.... (Enfal/3)

Yaratan'ın emri Namazın  "Dosdoğru"  kılınmasıdır. 
Bu; Doğru yola iletilmemizin... (a) Ve Dini Allah'a has kılmamızın da... (b) Şartlarından biridir.  
Yukarıda;  Namazın Zorlaştırıldığından ve İçeriğinin boşaltıldığından bahsedilmişti. Eğer bunlara  "Hayır"  diyemiyorsak;  Namazı  "Dosdoğru"  kıldığımızı iddia edebilir miyiz?  
---[(a)-(Fatiha/6) (b)-(Beyyine/5)]
 
---  Namazı Dosdoğru Kılanlar!
Önce katıksız bir Tevhid İnancına sahiptirler.
Onlar: 
Allah'a, Meleklere, (Önceki indirilenlerle birlikte) (a) Kitaplara, Peygamberlere (b) Gözleri ile görmüş gibi Ahirete / Gayba (c) Hükmün yalnız Allah'a ait olduğuna (d) inanırlar. O gün alış veriş ve dostluğun olmayacağını (e) Kalpler ve Gözlerin döneceğini (f) bilirler.
---[(a)-Nisa/162) (b)-(Bakara/177  Nisa/162 Maide/12) (c)-(Lokman/4) (d)-(Enam/62) (e)-(İbrahim/31) (f)-(Nur/37)]

Sadece Namaz kılmanın yeterli olmadığının bilincindedirler...
Yaratan’ın  "Namazı Kılın"  Emri ile birlikte,  "Zekatı verin"  (a) ve  "kendilerine verdiğimiz Rızıktan açık ve gizli sarf etsinler"  (b) emirlerinin olduğunu bilirler ve uyarlar. "Zekatı verirler"  (c) "kendilerine verilen Rızıktan"  riya karışmadan (d) temizinden, güzelinden ve sevdiklerinden (e)duruma göre, açık ya da gizli (f) bol-bol (g) yeterli olandan fazlasını (h) sarf / "infak" ederler (i) 

---[(a)-(Bakara/43 83 110  Nisa/77  Hac78 ...) (b)-(İbrahim/31) (c)-(Hac41...) (d)-(Bakara/264) (e)-(Bakara/267  Aliimran/92)  (f)-(İbrahim/31 Fatır/29...) (g)-(Enfal/3) (h)-(Bakara/219) (i)-(Rad/22  Hac35  Şura/38)]  

Burada iki nokta üzerinde tekrar düşünme durumundayız... 
Namaz’ın; Salat’ın Dua / Yakarış boyutu olduğunu; Genel anlamı ile, Salat’ı benimsemeden gereğini yerine getirmeden kılmanın kuru bir şekilcilik olacağının bilincinde olmalıyız. Pek çok Ayette, Zekatla birlikte anıldığını, bir bütün olduğunu unutmamalıyız.

Ve "Sadaka uygulamamız"  Allah'ın "infak"  emri ile, ne ölçüde örtüşüyor...?   Yeterli mi? 
İffet ve onurları yüzünden zengin bildiğimiz, yüzsüzlük ve yırtıklık edip bir şey istemeyenleri, yüzlerinden tanıyıp (Bakara/273) seçebiliyor muyuz? Yoksa Dilenciliği teşvik edip, yüzsüzlülüğün, ahlaksızlığın yayılmasına katkıda mı bulunuyoruz?

Ve Yaratan'ın Namazla birlikte / aynı ayetlerde, diğer emirlerinden bazıları:

Anneye babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere ... (a) iyilikler yapmak  (b) Saygı sevgi ve güzellikle hitap etmek (c) İyiliği emretmek, kötülüğü yasaklamak ve Sabretmektir. (d) Allah'ın adı anıldığında kalpleri titreyerek (e) Rablerinin rızasını dileyerek (f) Zorda, darda ve savaş alanında (g) Sabrederek, Yakararak / Namazla yardım dilerler (h) Doğruluk Dürüstlük Kişiliklerinin ayrılmaz özelliğidir. Sözlerine Ahitlerine bağlıdırlar, Vefa gösterirler  

---[(a)-(Bakara/83)  (b)-(Bakara/83 Enbiya/73) (c) -(Bakara/83) (d)-(Lokman/17 Tevbe/71 Hac41) (e)-(Hac35)  (f)-(Rad/22)  (g)-(Bakara/177) (h)-(Bakara/153) (i)-(Bakara/177)]

Burada sayılmayan;  "İyi ve Topluma yararlı insan"  İçin sayılabilecek diğer özellikler de;  "Namazı Dosdoğru Kılanların"  özelliklerine dahildir. Bunların Kuran'da dayanaklarını bulmak zor değildir.

Tabii, bunların karşılıkları, Yaratan'ın bu Emirlerini yapanlara vaatleri de vardır:
İyilik ve güzelliklerle örülü bu ibadetler; Yaratan'a verilen güzel bir borç ve ödünçtür. (a) Çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. (b)  Allah Onlarla beraberdir. (c)  Allah'ın ve Resulünün dostluğu onlarladır. (d)  Kötülüklerini örtecektir. (e) Zaten, Allah barışsever ve iyilerin ödülünü zayi etmez. (f)  O kullarına müjdesi vardır. (g)  Onlar, asla batmayacak bir ticaret umabilirler. (h)  Onlara büyük bir ödül vardır. (i) Merhamet / Rahmet edilecektir. (j) Altlarından ırmaklar akan cennetlere konulacaklardır. (k)
---[(a)-(Maide/12 Müzzemmil/20)  (b)-(Ankebut/45) (c)-(Bakara/153) (d)-(Maide/55) (e)-(Maide/12) (f)-(Araf/170) (g)-(Tevbe/112)  (h)-(Fatır/29) (i)-(Nisa/162) (j)-(Tevbe/71 Nur/56) (k)-(Maide/12)]
 

Eğer, Kişi ve Toplum olarak,  "Namazı Dosdoğru Kıldığımız"  kanısında / iddiasında isek; Yaratan'ın bu vaatlerini

İsteme / Bekleme hakkımız vardır. Bize düşeni yapmamışsak; karşılığını bekleme hakkımız da olamaz.

KAZA NAMAZI / TÖVBE...

Günümüzdeki uygulama;  Herhangi zamanda, kılınmayan / kılınamayan bir namaz, "Şu zamanda kılamadığım”  ya da  “En son kılamadığım” Namazı kılmaya,  gibi bir niyetle;  istenilen bir zamanda kaza edilebilmektedir.

Bu uygulamanın Kuran'da dayanağı var mıdır?
Tekrar edelim: 
"... Namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz ..." dır. (Nisa/103) 
Sonraki bir vakit girdikten sonra kılınan namaz,  artık o vakte ait namazdır. 
Fakat  aynı ayetin baş tarafında:
"Korku halindeki namazı tamamlayınca, artık Allah'ı ayakta, oturarak, yan yatmışken anın. Sükunet bulduğunuzda, namazı tam bir biçimde yerine getirin. ..... (Nisa/103)"   denilmektedir.
Bu, bir engel yüzünden kılınamayan Namazın; engel kalkınca kılınabilmesinin ruhsatıdır. Ayette, söz konusu olan, ciddi bir engeldir. Çok affedici olan Yaratan'dan, "Kabulünü dileyerek"  daha hafif engeller içinde, bu uygulamayı yapabileceğimizi umalım.
Fakat herhangi bir engel yokken, ya da engel geçtikten sonra, -sonraki Namazın vakti geçinceye kadar- kılınmamış Namazların kaza yapılmasının, Kuran'da dayanağı yoktur.

Prof. Dr. Hüseyin ATAY; Konuyu detaylı olarak incelemiştir. [k10.167-182] Konu ile ilgili değişik görüşleri aktarıyor.  Ve "Namazın kazası olmadığı"  sonucuna varıyor.  Peki, Ne yapılmalı?  Sorusuna cevabı:  "Tövbe Etmektir"  Kişinin, Sıhhati yerindeyken, hür iradesiyle yaptığı Tövbenin,"Şirki dahi temizlediğinin" altını çizdikten sonra; Tövbenin, Söylenip geçiliveren, "Basit bir şey olmadığına"  dikkat çekiyor.  
Sayın ATAY'ın; "Kılınamayan Namazlar için, Tövbe edilmesi gerektiği" fikrinin doğru olduğu kanısındayım
Kul,“Yaratan’ının Emrini yapmamanın”  Mahcubiyetini derinden duyarak ve  “Bir daha yapmamaya” Niyet ederek Tövbesini Yaratan’ına arz etmelidir.


Saygılarımla


KAYNAKLAR :                                                                 .

[k1]  Kuran’ı Kerim Çevirileri:  Değişik Çeviriler.

[k2]  MÜFREDAT /  Kuran Anlamları Sözlüğü / R. el İSFEHANİ / Pınar Y. - 2007

[k3]  KUR’AN-I KERİM LUGATI / Terc. Mahmut ÇANGA / Timaş Y. -1989

[k4]  TEBYİN-ÜL KUR’AN – İŞTE KUR’AN / Hakkı YILMAZ / İşaret Y. / 11 Cilt - 1.Baskı – 2007-2010

[k5]  H.YILMAZ, SALAT ve NAMAZ Makalesi: 
        www.istekuran.net/salat-anlami
[k6]  KUR’AN’IN TEMEL KAVRAMLARI / Y. N. ÖZTÜRK / Yeni Boyut Y. 3.Baskı -1994

[k7]  KUR’AN’DAKİ İSLAM / Y. N. ÖZTÜRK / Yeni Boyut Y. 7.Baskı -1994

[k8]  İSLAM NASIL YOZLAŞTIRILDI / Y. N. ÖZTÜRK / Yeni Boyut Y. 2.Baskı -2000
[k9]  ANA DİLDE İBADET MESELESİ / Y. N. ÖZTÜRK / Yeni Boyut Y. 7.Baskı -2002
[k10]  KURAN'A GÖRE ARAŞTIRMALAR: I-III Hüseyin ATAY  Atay Yayınevi 1997
[k11]  KADIN, ÖRTÜNME ve BAŞÖRTÜSÜ...

[k12]  HADİS KONUSU ve UYDURMALAR

[k13]  EVET 'KURAN ARAPÇA'DIR' NEDEN....?   Yazımızda incelenmiştir.

[k14]  ANA DİLDE İBADET   

  

DİPNOTLAR :                                                        .
[1]  Hakkı YILMAZ, [k5]’de:  “الصّلوة [salât] sözcüğünün yapı olarak, ص ل ى [SLY] ve ص ل و [SLV] köklerinden türemiş olması mümkün görünmektedir. Dilbilgisi kurallarına göre her iki kökten de türemiş olabilir.” Dedikten sonra; ص ل و [SLV] kökünden geldiğinin açıklamasını yapmaktadır.  (SLV)nin geniş anlam yelpazesi içinde; (Salat) Türevi için de açıklamaları vardır.  
(....salât sözcüğü, ünlü bilgin Râgıb el-İsfehânî'nin Müfredât adlı eserinde, “Lügat ehlinin çoğu, salât; ‘dua, tebrik ve temcit’tir demiştir”  ifadesiyle âdeta geçiştirilmiştir.”) Eleştirisi vardır.
Salat, [k3]’e göre yine [SLV] kökünden, [k2.869]’ye göre ise [SLY] kökünden gelmektedir.
ve Kök Anlamı:  “Ateşle Yakmak”  olarak veriliyor.
[1a]  https://www.facebook.com/hakkiyilmaz.teybinulkuran  (Kuran’da Namaz)
 
[2]   [k3]’de, Ayet’lerde geçiş şekillerine göre düzenlenen liste aşağıda verilmiştir.
Listede, (37) Sure’nin (90) Ayetinde (99) kez (صلو) Türevi geçmektedir. Bunlardan (50) Ayete (قوم) [= Kalmak, Dikilmek, (ayakta) durmak...] Türevleri ile birlikte; geçmektedir. Bunlar Listede (Koyu) yazılmıştır.
[k9]da, Listedeki: (Aliİmran/39 Tevbe/84 Ahzab/43) Ayetlerini (
صلو) Türevleri olarak vermiyor. Fakat Listede olmayan, (Nisa/90 Hud/81  Rad/21 Kasas/35) Ayetlerindeki ifadeleri (صلو) Türevleri olarak veriyor.
[k2]de Listedeki: (Bakara/43 157 277 Nisa/103 162  Enfal/35  Tevbe/54 99 103  Hac/40  Müminun/2 9  Müddessir/43  Kıyamet/31  Maun/4 5)  Ayetleri örnek olarak veriliyor.
Bu durumda, sadece Salat kavramının değil, Kuran’daki tüm Kavramların Kökleri ve Kök Anlamları konusunda, Ciddi ve İlmi bir etimolojik çalışma yapılması; hangi Ayetlerdeki hangi (SLV) türevin, aynı zamanda (Namaz) anlamının da verilebileceğinin belirlenmesi gerektiği açıkça görülüyor.  


Hakkı YILMAZ, Kevser Suresi 2. Ayeti tahlilinde ([k4.c1.s282] detaylı bilgiler vardır.
(اقم الصّلوةve  قيموا الصّلوة ) Şeklinde geçen ifadelere (Namaz) anlamı verilebileceğini, Bu şekilde Kuran’da toplam (67) yerde geçtiğin bildiriliyor.

Salat Türevleri Listesi:
صَلٰوةِ    Nur/58(2)

الصَّلٰوةَ  Bakara/3  43  83  110  177  277    Nisa/43  77  101  102  103 103(2)  142  162    Maide/6  12  55  58  91  106   Enam/72    Araf/170    Enfal/3    Tevbe/5  11  18  54  71    Yunus/87    Hud/114    Rad/22    İbrahim/31  37  40   İsra/78    Meryem/59    Taha/14   Enbiya/73    Hac/35  41  78    Nur/37  56    Neml/3    Ankebut/45(2)   Rum/31    Lokman/4  17   Ahzab/33    Fatır/18  29    Şura/38   Mücadile/13   Cuma/10   Müzzemmil/20   Beyyine/5 
بِالصَّلٰوةِ Meryem/31  55    Taha/132    لِلصَّلٰوةِCuma/9     وَالصَّلٰوةِ   Bakara/45  153  238   صَلَوَاتٌ  Bakara/157     الصَّلَوَاتِ  Bakara/238     وَصَلَوَاتTevbe/99      وَصَلَوَاتٌ (Havralar)  Hac40  

صَلٰوتَكَ Tevbe/103    اَصَلٰوتُكَ  Hud/87   بِصَلَاتِكَİsra/110      صَلَاتَهُ    Nur/41    
صَلَاتى     Enam/162       صَلَاتهم    Enam/92   Enfal/35   Müminun/2   Meariç/23  34   Maun/5  

صَلَوَاتِهِمْ  Müminun/9     صَلُّوا     Ahzab/56     يُصَلُّوا     Nisa/102      فَلْيُصَلُّوا   Nisa/102 

وَصَلِّ     Tevbe/103       تُصَلِّ    Tevbe/84       فَصَلِّ     Kevser/2       صَلّٰى     Kıyamet/31   Alak/10  
يُصَلّى   Ali İmran/39  Ahzab/43     مُصَلًّى  Bakara/125    فَصَلّٰى    Ala/15     يُصَلُّونَ     Ahzab/56
 
المُصَلِّينَ   Meariç/22   Müddessir/43    لِلْمُصَلِّينَ   Maun/4    

[3] Fıkıh Hükümleri: Önce dayandığı kaynaklar (Hadis –İcma ..) sağlıklı değildir. Hadislerdeki  “Uydurma Boyutları” Tüm tahminlerin üstündedir. “Hadis İlimleri ile (Sahih)likleri İnce elenip sık dokunduğu(?)” söylenir.  Fakat “Kuran’la Çelişiyor mu?” Sorusunu cevaplamak hiç akıllarına gelmemiştir.Yetmemiş, Hadislerle Ayetler Nesih edilmiştir. (Hükümleri kaldırılmıştır.)
Konulara,Mezhepler açısından bakılmıştır. Aynı konuda, ayrı Hadislere dayanılarak “Ayrı-Ayrı” Hükümler inşa edilirken, bunları birlikte değerlendirerek, bunun bir “Tolerans / Ruhsat” olduğu görülememiştir.
Tanımına uygun İcma(Tüm Müçtehitlerin oy birliği ile Hükme varılması) Tarih boyuncahiç olmamıştır. Siyasi otorite -İmamı Azam gibi- gerçek Alimlerin fikirlerini rahatça ifade edebilecekleri bir ortama izin vermemiştir.
Asırların gerisinde kalan Fıkıh Hükümlerinin, “Hala Geçerli Sayılması”  ve İslam Kültürünün Eski Ürünleri olarak “Bilinmesi” ayrı-ayrı şeylerdir. 
Konulara “Kuran’ın Felsefesi” Açısından bakılamamıştır. Örneğin, “Kuran’ın Hedefinin, Köleliği kaldırmak”  olduğu görülememiş Bu ayrılık kemikleştirilmiştir. İmam Şafi ve İbni Arabi gibi Mezhep İmamları ve Alimler, “Peygamberlerine Salat ve Selam etmeyenlerin, Namazlarının geçersiz olduğu, Peygamber buyruğudur” diyebilmişlerdir.[k6. 485]  Namaz içi-Namaz dışı / Cariye-Hür Kadın örtünme farklılıkları(!) konulmuş, Cariyelere göğüslerini örtme izni verilmemiştir. [k8.493]
“İmam-ı Gazalini’nin Rüya ve Müşahadeleri …vb ” nedenlere(!?) dayanılarak, “İçtihat Kapısı artık Kapanmıştır.”  gibi  Saçmalıklar bile kabul edilebilmiştir.   

[4]   Aşağıdaki adreste; Objektif Akıl ve Mantık verilerine uygun bir [YARATAN TANIMI]  yapılmaya çalışılmıştır.
http://www.kurandakigercekislam.com/index.php/islam/18-genel/12-yaratan-i-tanimak


[5]  Hakkı YILMAZ / Tebyinül-Kuran C4 İsra/1 yorumu. Ana Britanika “Mescidi Aksa” maddesi.

[6] 
Duhan/58  Zuhruf/3  Zümer/28  Şura/7  Fussilet/3  Ahkaf/12  Rad/37  Taha/113  İbrahim/4  Nahl/103  Şuara/198-199  Fussilet/44


[7]  Ana Dilde İbadetin yapılabileceğini savunanlar: Selmani Farisi, Hasan el Basri, İmamı Azam [k9,20] Mısırlı Müfessir Tantavi Cevheri (ö.1940) A.Mustafa el Meraği (ö.1942) [k9.48] H.Kazım Kadri (ö.1934) Adliye vekili Seyit bey (ö.1924) Musa Carullah (ö.1949) [k9.50] İ.Hakkı İzmirli (ö.1949) Şerafettin Yaltkaya (ö.1946) Prof Hüseyin Atay,  Prof.Y.Vehbi Yavuz, Prof Hamza Aktan,  Prof Z.Beyaz, Dr Abdullah Manaz [k9.51]
--  Önce Evet Sonra Hayır(?) Prof Süleyman Ateş [k9.52]
--  Karşı Çıkanlar: Cumhuriyet düşmanı, Şeyhülislam Mustafa Sabri [k9.54,55]
--  Şeytanın Saptırma Metodu: Anlamadan Okumak. Nisa/119-123 Bakara/111 Fatır/5 Hadid/14 [k9.129-131]

[8] Bu durum, ilk bakışta bir de “Mealleri Ezberlemeyi” gerektiriyor. Fatiha ve İhlas, Maun, Felak, Nas, Asr … gibi kısa surelerin meallerini ezberleyinceye kadar, bunların büyük punto yazıldığı sayfayı karşıya koyarak okunabilir kanısındayım.

[9]
اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِİman eden ve Salihatı İşleyen(ler)gibi ifadeler yerine; İnanan ve İyilikler yapan(lar)
ifadesinin kullanılabileceğini düşünüyorum. İyilikler ifadesinin kapsamının genişliği dikkate alındığında, “Amel-üs-Salihati” ifadesini karşıladığı düşünülebilir.

[10] 
يوم الدينFatiha/4 Hicr/35  Şuara/82  Saffat/20  Sad78  zariyat/12  Vakıa/56  Meariç/26  Müddessir/46  İnfitar/15 17 18   Mutaffifin/11

[11]  M.Hamdi YAZIR,  Prof.Kamil MİRAS... Samimiyetinden, Bilgisinden şüphe edemeyeceğimiz, Büyük İslam Alimleridir. Meşhur Sahih(!) Miraç Hadisini; K.MİRAS;  “Sahih-i Buhari – Tecrid-i Sarih”  Tercümesine;  M.H. YAZIR’da İsra/1 ayetinin  Tefsirine  -bir eleştiri getirmeden- almışlardır.
( Uydurma Hadisler ve Miraç Hadisi [k11] Makalemiz de detaylı bilgi vardır.)

[12]  Sanırım, Bütçenin Büyük bir bölümü, Cami Kadrolarına  “Namaz Kıldırma Bedeli” olarak ödeniyor! Yerleşik Nüfusu 4000 Civarında olan bir beldede, aralarındaki mesafe 200-300 metrelere kadar düşen,  8-9 Camisi olan durumlar vardır. Bu Camilere 8-9 kadro hangi kıstaslara göre veriliyor?  Bunun, “Siyası İradeye Uyduk” dışında, Tutarlı bir Cevabı var mıdır? Diyanetin Bütçesinin, toplam bütçeye oranı, her yıl artarak devam ediyor. 2014 Bütçesi 5 Milyar 442 Milyon … TL’dır. Aralarında İçişleri (3.550), Sağlık ve Dışişlerinin de bulunduğu 12 Bakanlığın bütçesinden daha büyüktür. 7 Bakanlığın Bütçeleri toplamına çok yakındır. Bütçe dışı gelirleri…? (hesabı, denetlenmesi … var mıdır?)  
Bu Uygulamayı Kuran’ın “İsraf Ayetleri” dışında Neresine Sığdırabilirsiniz? Peygamberimize; “Namaz Kıldırmak için, Bütçenin (Yüzde Şu Kadarını Harcıyoruz) demek mümkün olsaydı”  Ne Cevap alırdık…?

[13]
   [k8] Namaz: s:474-505 Cuma: s: 143-158 Miraç s:453-458 Zamlardan / Bidatlardan pek çok örnek bulabilirsiniz.

[14] 
[K14]Dikkatli okunursa; Sadece, Kadınları köleleştirmek için, Allah'ın elçisine yapılan iftiraların boyutları görülebilir.

[15]  Zekat: Verin... Bakara/43 83 110  Nisa/77  Meryem/31 55  Enbiya/73   Hac78  Nur/56  Ahzab/33  Mücadile/13  Müzzemmil/20  Beyyine/5  Zekat Verenler: Bakara/177 277  Nisa/162  Maide/12 55  Tevbe/5 11 18 71  Hac41  Neml/3  Lokman/4   Rızık  Enfal/3  Rad/2  İbrahim/31  Hac35  Fatır/29  Şura/38

[16] H.YILMAZ o kanıda değildir. [k5]

[17]   ركع  ve Türevleri:Bakara/43(2) 125   Ali İmran/43(2)   Maide/55  Tevbe/112  Hac26 77   Sad24   Fetih/29   Mürselat/48(2) ...(13)

[18]   سجدve Türevleri:  Bakara/34(2) 58 125   Ali İmran/43 113  Nisa/102 154  Araf/11 12 120 161 206   Tevbe/112   Yusuf/4 100  Rad/15  Hicr/29-33 98  Nahl/48 49  İsra/61(4) 107  Kehf/50(2)  Meryem/58  Taha/70 116(2)  Hac18 26 77  Furkan/60(2) 64  Şuara/46  219  Neml/24 25  Secde/15  Sad72 73 75   Zümer/9  Fussilet/37(2)  Fetih/29 29   Kaf/40  Necm/62  Rahman/6   Kalem/42 43  İnsan/26   İnşikak/21   Alak/19 ...(63)

 

 [19]  Kuran kelimelerinin etimolojisini, Hicri dördüncü yüzyıldan önce yazılmış Lügat kitaplarına göre araştırmak gerekir. .... dördüncü yüzyılda mezhepler, ideolojiler, fırkalar tam anlamı ile teşekkül ettikleri için, kendi mezhebine yol ve destek bulabilmek için, işine gelebilecek şekilde, kök manaya kendi mezhebini sokabilir. [Hüseyin ATAY / Cehaletin Tahsili s:167]

[20]  Hud/114 diğer Çevirileri:

***  Gündüzün iki tarafında (sabah, akşam) ve geceye yakın sâatlerde namaz kıl;....S.Ateş  

*** Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namazı kılınız.   .... Diy.Tefsiri
***
 Namazı günün iki kısmında (taraf / uç)ve gecenin ilk saatlerinde dosdoğru kılın.  ....Ö.R.Doğrul
***  Gündüzün iki ucunda, gecenin yakın kısmında namazı gözet.  .....E.Yüksel
***  Ve gündüzün başlangıcıyla son kısmında ve gecenin ilk çağlarında namaz kıl .... A.Gölpınarlı
***
Gündüzün iki tarafında ve gecenin de yakın saatlerinde dosdoğru namazı kıl.  ....H.B.Çantay
***  Ve gündüzün iki ucunda ve geceye yakın saatlerde namazı kıl.  .... M. Hamidullah

[21]  Tebyinü-l Kur’an / İşte Kur’an;  Hud/114 açıklamasından: Taraf: “nahiye, yan bölge” demektir. Bir şeyin “taraf”ından söz edildiği zaman, o şeyin içi değil, dışı anlaşılır. ((Lisanü’l Arab, c.5, s. 589 ) Nitekim Fıkıh’ta “İnsanın iki tarafı” ifadesinden; bir taraf olarak insanın anası, babası, dedesi, yani atası, diğer taraf olarak da çocukları ve torunları anlaşılır.
R. El-İsfehani / Müfredat:   
طرف Maddesi: İki Anlama da gelen örnekler vardır.

[22]  Bazı çevirilerde (Akşam Namazından sonra) ifadeleri de vardır. (..... akşam kılınan namazdan sonra.... (Y.N.Öztürk))
R. El-İsfehani / Müfredat: 
عشاMaddesi:  العِشَاءُ ifadesine: (Akşam namazından gecenin ilk üçte birlik bölümüne kadar olan zaman dilimi) Anlamı verilmiştir. Bu İfade, (Akşam ve Yatsı) Namazı zamanlarını kapsadığına göre;  (Salaat-il-Işaai) ifadesi de  (Akşam ve Yatsı) Namazı  Anlamlarında kullanılabilir. Normalde, Evin Büyükleri, Yatsı Namazından sonra yatacaklarına göre;  (Yatsı Namazından sonra) ifadesi daha uygundur kanısındayım.

[23] Tebyin-ül Kuran / İşte Kuran : c:4 İsra Suresi Ayet 78 (Tacü'l-Arus c:13 s:560-561 / Lisânü'l-Arab  c:3  s:398-399)
--  Bu ayetlerde, akşam, sabah ve gece (yatsı)  namazı  olmak üzere üç vakit namaz emredilmekte olup, bu ayetlere göre öğle ve ikindi namazlarının farz olduğunu söylemek mümkün değildir. Zaten peygamberimizin bazı uygulamalarından, özellikle de öğle ve ikindi namazını bazen beraber kılmasından da, öğle ve ikindi namazlarının farz olmadığı, yani namazın aslının beş vakit olmadığı kesin olarak anlaşılmaktadır. Ama işin aslı, bu konuda ortalıkta dolaşan rivayet dalgaları arasında kaybolmuştur. Oysa, namazı beş vakit olarak ifade eden rivayetlerin bazıları uydurma, bazıları da namaz vakitlerini düzenleyen ayetlerin inişinden evvelki uygulamaları içeren rivayetlerdir.
(Hakkı Yılmaz /Tebyinü-l Kur’an / İşte Kur’an: Hud:114 açıklaması.) 
--  Kuran tarafından vakti açıkça bildirilen namazlar üçtür. ...
(Y.N. Öztürk: İslam Nasıl Yozlaştırıldı s:472-473)

--  ......  Kuran’da namaz için 3 vakit belirtilmiştir.  Sabah, Akşam ve gece yarılarında kılınan namaz. Ancak Peygamberimiz,  öğle ve ikindi namazlarını cemaatle kıldırmıştır. (Süleyman Ateş / Vatan)

[24] 
(Bakara/143) ... Orta / Hayırlı Ümmet... (Maide/89) (Yediklerinin) ...Ortalamasından / İyisinden... (verin)   (Kalem/28) (Akılca / Görüşçe) ...Üstün olanları....

[25] 
Hakkı YILMAZ Tebyin-ül Kuran, Bakara 238 açıklaması.

[26] 
A. GÖLPINARLI  Çevirisi, (Bakara/238) Ayetinin açıklamasından:  ......
Zeydi imamlarının bir kısmı, orta namazının, cuma günleri Cuma namazı, diğer günler öğle namazı olduğunu kabul etmiştir.....
---  M.ESED (Bakara/238) Ayetinin açıklamasından:
Lafzen, “orta (yahut, “en mükemmel”) namaza”. Bazı otoriteler bunun ‘sabah’ (fecr) namazını ifade ettiğine inandıkları halde genel kabul gören görüş, ‘ikindi’ (‘asr) namazını işaret ettiği şeklindedir. Ancak Muhammed Abduh, bu görüşü daha da ileri götürerek bunun “en mükemmel şekliyle namaz” anlamına da gelebileceğini söyler -yani, “tüm zihin Allah'a yönelmiş olarak, huşû içinde ve O'nun kelâmını tefekkür ederek hulûs-i kalb ile namaz” (Menâr II, 438). .....

[27] 
Orucun  geçtiği ayetler:  Bakara/183 184 185 187(2) 196(2)   Nisa/92  Maide/89 95  Meryem/26  Ahzab/35(2)  Mücadile/4  Konular:Ramazan orucu (Bakara/183 184 185 187 -Ahzab/35 ödülü-)  Umre (Bakara/196)  Yanlışlıkla adam öldürme (Nisa/92)  Yemin (Maide/89)  İhramda avlanma (Maide/95)   Zihar (Mücadile/4)  Kefareti olarak oruç tutma.  Sukut orucu (Meryem/26) 

 

Yorumlar  
Sayın Samed Bey…
Müsadenizle Cevaplarımıza sondan başlayalım. “soru sorup cevabını alacağım bir e-posta…” Size önerim; Ne benim ne de -Makamı / Sıfatı ne olursa olsun- herhangi bir kimsenin söylediğini; kendi akıl terazinizde tartıp, doğruluğuna kanaat getirmeden kabul etmeyin.
Biz, her ne kadar, Namazı “Tekrarlanan Hareketlere” İndirgemiş isek de;
İbadetin ve bir İbadet olarak Namazın Ana Rüknü olarak;
[Kişinin; Yaratan’ının Huzurunda, O’na Teslim olduğunu... Söyledikleri ve Okudukları ile O’na doğrudan hitap ettiğini... -yapabildiğince- Tüm Benliği ile Duyabilmesi / Seslendirebilmesidir.]

Şeklinde bir Tanım yapmışız. Tabii daha güzel tanımlar yapılabilir. Kişinin, Yaratan’ın Sonsuz yüceliği karşısında, Kendisinin “Hiçliğini” içinde duyarak; O’na Yakarışlarını arz etmesidir. Bu noktada tekrar düşünmenizi isterim. Sanıldığı gibi; Namazın özü “yapılan hareketler” değildir. Ve Kuran’da Namazın içeriğine dahil olarak, “Şu Hareketleri de yapacaksın” anlamında bir açık hüküm yoktur.
-- [Salata Durmak] emrini (Kıyam) yerine getirdikten sonra; [Sadece] Yaratan’ın Önün de Eğilmek (Rüku) ve [Sadece] Yaratan’ın Önün de Yerlere kapanmak (Secde); Yakarışınızı daha içten arz etmek için güzel durumlardır. Yazımız da bazı durumlarda (binit-vasıta) bunların da terk edilebileceği; Namazın detaylara boğulduğu açıklamaları vardır.
-- Farzve Haram; Sadece Allah tarafından konulabilir. Farz’lar ve Haramlar; Kuran’da açık ifade ile YAP” ya da YAPMA anlamındaki EMİRLER’dir. Elçinin; Farz, Haram, İbadet koyma yetkisi yoktur.
Sünnet denilen Namazlar konusunda yazımızda açıklamalar vardır.
-- Bu açıdan bakıldığında, Son oturuşun ve Bir Rekatta iki secdenin Farz olduğu söylenemez. “Kuran’a göre Namaz” deniliyorsa “başka delil aramamız” ne ölçüde doğru olur? Benim bildiğim “Elçi böyle yapardı” rivayetlerinden başka delil yoktur. Namazın, sağa-sola, “Allah’tan Rahmet dileyen” selamlarla sonlandırılması güzel bir şeydir. Secdede okunacak dua / zikir uzun ise, iki secdeye bölünebilir.
Gerekli gördüğünüz her noktada eleştiri yapabilirsiniz. Saygılarımla.
Sayın Samed Bey
İlgileriniz için teşekkürler. İnş. 3 gün içinde detaylı cevap yazacağım. Saygılarımla
ismail bey yazınız için teşekkür ederim şu aralar kurana göre namaz konusu üzerinde araştırma yapıyor ve hayretler içinde kalıyorum. sormak istediğim sorular çok ama bi kaç sorunun cevabı biraz daha öncelikli olduğu için soruyorum. Kurana göre namazda son oturuş farz mıdır. Farz ise delili nedir. İkinci sorum bir rekat içerisinde iki secde farzmıdır yapılmadığı takdirde namaz bozulur mu. bunun sormamın sebebi madem secde halinde dua edebiliyoruz tek secde yapalım ama tertil üzre yapalım. üçüncü sorum selam vermenin delili nedir yapılmadığı takdirde ne olur, delili ile söyleyebilir misiniz. son olarak farz namazların rekat sayılarının aslının ve ya asgarisinin 2 rekat olduğu konusu üzerinde düşünürken şöyle bir soru aklıma geldi. Peygamberin haram koyma yetkisinin olmadığını kurandan öğreniyoruz peki farz koyma yetkisi var mıdır. eğer var ise farz namazların rekat sayılarında oynama yapmak veya iyimser ifade ile serbest bırakmak (yani asgari 2 rekat sen bunu vaktin durumun ölçünde 4-5-6... yapabilirsin) sıkıntı olmazmı. bunun cevabını arıyorum biliyorsanız delili ile söylerseniz çok memnun olurum. bide size soru sorup cevabını alcağım bir e-postanız var ise atarmısınız?
Sayın Kubilay Bey,

Önce ilgileriniz için teşekkür ediyorum.
Yazımızda açıklanmaya çalışıldığı gibi; NAMAZ, çok kapsamlı bir Anlam boyutu olan SALAT’ın Dua ve Yakarış boyutudur. Bilinen nedenlerle, Namaz, öne(!) çıkarılırken, Salat’ın toplumsal boyutları gerilere itilmiştir.
“Beş vakit Namaz, Miraçta mı farz oldu?” Sorusundan önce; “Miraç Nedir? Hadislerde anlatılan Miraç ne ölçüde gerçektir?” Soruları üzerinde düşünmemiz gerektiği kanısındayım.
“Namazın Beş Vakit olduğu ve Beş vakit Namazın Miraçta farz olduğu” anlamında Kuran’da açık bir ifade yoktur. Bu durumda bu ifadelerin, “Peygamberimizin sözlerine dayanmak zorunluluğu” vardır. Bu zorunluluk bizi “Hadisler ve Rivayetler” konusuna götürür. “HADİS KONUSU ve UYDURMALAR” yazımızda bu konularda yeterince detay olduğu kanısındayım. Yazının tümünü okuma durumunuz olmazsa, konumuzu doğrudan ilgilendiren; [Örnek Kitap: ….] ve [Örnek Hadis: … ] ara başlıklarını okuyabilirsiniz. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, Kuran’daki;
*** … Rabbinin Âyetlerinin en büyüğünü gördü. (Nec/18)
*** … bazı Âyetlerimizi gösterelim diye, ….(İsra/1)
İfadeleri, “Rivayetlerdeki Miraçla” bağdaştırılamaz. Ve dolayısı ile, “Beş vakit Namaz, Miraçta mı farz oldu?” sorusu dayanaksız kalır.
Aynı nedenlerle, “TAHİYYAT duasının Miraçta gerçekleştiği”.ifadesi de dayanaksız kalır. “Miraçta gerçekleştiği” özelliğini aldığınızda, yazımızda ifade edilen, “İçerik çelişkisi” daha da sırıtır.
“Namazlarda son oturuşta ne okunduğu” konusunda, kesin bilgi arz edemeyeceğim.Yalnız yazımızda “Değişik dualar okunduğu” ifadesi ve kaynağı vardır. Ve doğru olanı da “Duanın / Yakarışın” hep aynı ifadelerin tekrarı yerine, kişinin içinden gelen ifadeleri ile yapılmasıdır.
Tekrar, Teşekkür ve Saygılarımızla.
Sayın İsmail Bey,

Kesin bir bilgi ile Miraç ile beş vakit namaz emri geldiği bilgisi var mıdır? Yazınızda değinmişsiniz ama net bir bilgi var mı?
Ve TAHİYYAT duası için Miraç ile gerçekleştiği bilgisi var. O zaman daha önceden NAMAZLARDA son oturuşta ne okunuyordu?
Hem tahiyyat duası hemde daha önceki dönemde peygamberimizin namaz kılışı hakkında bilgileriniz varsa ve paylaşırsanız çok sevinirim.

Selam ve dua ile..
Sayın İ. Deniz
İsterseniz, Uzun yorumunuzu, size ait olduğunu belirterek; buraya kopyalar sonra da cevaplayabilirim.
İsterseniz, 2-3... defada gönderebilirsiniz.
(Ara çizgileri kısaltırsanız karakter sayısında da azalma olur.)
Esenlikler dileklerimle
yorum çok uzun olduğu için yorum kabul etmiyor. o yüzden e-postayla gönderdim. iyi günler.
Sayın İ.Deniz
Cevabi Yorumunuzu -sanırım- [Yorum ekle]'ye Tıklayarak değilde doğrudan (admin) adresine gönderdiğiniz için, sistem [Yayınla / Sil] seçeneklerini eklememiş. Bu nedenle yayınlayamadım.
Yayınlanabilmesi için, Yorumunuzu, [Yorum ekle]'ye Tıklayarak tekrar gönderebilir misiniz?
Okuyacak arkadaşlara yorumunuzu ve cevabımı birlikte sunmamız daha uygun olur kanısındayım.
Lütfen biraz detaya girer misiniz?
Örnek(ler) vererek çelişki(ler)i gösterir misiniz?
Hadisler; eleştirel anlamda, örnek olarak kullanılmıştır. Olumlu anlamda, "Şu Hadis, şu noksanı tamamlıyor / Bu Hadise göre şöyle yapılması gerekir" şeklinde bir kullanım var mıdır?
Vee....
"hadisleri kabul etmezseniz namaz kılamazsınız" ifadenizi açabilir misiniz?
İlgileriniz için Teşekkürler. Hatasız kul olmaz. Benim de çelişkilerim olabilir. Bunları ortaya koyarsanız, birlikte daha az hatalı ve daha güzeli bulmamız daha kolay olur...
Yorum ekle