Başörtüsü konusunun, Vitrinlenen Gösterilen etiketi, Kadının Giyim Tercihi / Yaşam Hürriyeti' dir. Aslında bu, Yaşanan İslam’ın Kadına Bakışında, Aysbergin Görülen kısmıdır. Kızlarımızın asıl görmesi gereken, Aysbergin altı / Görülmeyen kısmıdır. İslam'ı Çıkarları için kullananlar açısından önemli olan, Kızlarımızın Başların üstündeki örtülerden çok, beyinlerine yerleştirdikleri "Başörtüsü Allah'ın Emridir" İnancıdır. Bu "İnanç" sayesinde, kızlarımızı "Piyon olarak" kullanabiliyorlar. Onlara, İnançları ile oynadıkları bu kötülüğü, Onların desteği ile yapıyorlar.
Konunun, Görülmeyen / Saklanan bu kısmını, görmeye / göstermeye çalışacağız.
Konuya hangi açıdan bakıyoruz? Önce, İslam’a ait konulara “Genel Bakış Açımız” sunulmuştur.
GENEL BAKIŞ AÇIMIZ…
** Dinde zorlama yoktur …. (Bakara/256)
** Allah hiçbir benliğe, yaratılış kapasitesinin üstünde bir yük yüklemez..... (Bakara/286)
** And olsun ki, biz Kuran'ı, üzerinde düşünülsün diye kolaylaştırdık; ama hani düşünen?
(Kamer/17, 22, 32 ve 40)
(Bu Ayet, Aynı Surede Dört kez tekrarlanır... Her Kul, doğrudan yaratanına muhataptır.)
** .... Biz bu Kitap'ta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. .... (Enam/38)
** .... Biz öğüt alan bir topluluğa ayetleri ayrıntılı bir biçimde açıkladık. .....( Enam/126)
** .... Ayetleri size açık-seçik bildiriyoruz ki, aklınızı işletebilesiniz. (Hadid/17) ve(Bakara/242 ...)
** .... Hala aklınızı kullanmayacak mısınız? (Bakara/44 Yunus/16 Mü’minun/80) Ve (Aliİmran/65 Enam/32 Araf/169 Hud/55 Enb’ya/10...)
** .... Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.(Yunus/100)
** Artık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz. (Yasin/54)
** Resul de şöyle der: "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'an'ı terk etti. (Furkan/30)
-- Neden, Yalnız Kuran ve Akıl? Ve Furkan/30 Ayetinin hükmü, Şimdiden Gerçekleşti mi?
Bu soruların cevabı, Yazının genelinde verilmiş olacaktır.
BAŞÖRTÜSÜNÜN / TÜRBANIN KÖKENİ :
İslam’ın doğduğu toplumda, aşırı sıcak mevsim nedeni ile, dışarıda –hemen herkesin başında- bir örtü vardır. İmkanı olanların örtüsü daha alımlı olabilir. Mikna, Nasıyf ... gibi özel örtülerden çoğunun o gün mevcut olması söz konusu değildir.
Başörtüsünün -bilinen- başlangıcı Sümerlilere dayanıyor. Mabetlere, isteyen kadınlar, “Tanrının gelini” olarak giriyor. ... Bunların Kutsal bir görevleri de Genel Kadınlık yapmaktı. Bunlar, diğer rahibelerden ayrılmaları için başlarını örtüyorlardı.
Daha sonraları bir Asur kralı mö 1500 yıllarında kanunla Evli ve Dul kadınları da başlarını örtmeye mecbur etti. Fakat kızlar, cariyeler ve de sokak fahişelerinin örtünmeleri yasaktı. Bu kanun ile meşru seks yapan, evli ve dul kadınlar da mabet fahişelerinin kutsal düzeyine getirilmiş oldu. [1]
Osmanlıda, Sarıktan Fese geçilmesine “İslam Adına(!)” Karşı çıkıldığı gibi; Cumhuriyet döneminde Festen Şapkaya geçilmesine de, yine “İslam Adına(!)” Karşı çıkılmıştır. Başörtüsünün Tarihi geçmişine bakılarak Karalanmasının anlamsız olduğu gibi; İslami giyim olarak kutsallaştırılması da anlamsızdır.
Hiçbir çıkar hesabına dayanmayan, “Analarımızın Başörtüsünün saygıdeğerliğinin” Tamamen konunun dışında tutulduğunu Özellikle Belirtelim.
Kadınların Başını / Saçını örtmesi Allah’ın Emri midir...?
Sorunun omurga noktası bu sorunun cevabıdır. Ve üzerinde “Özellikle” durulacaktır.
ÖRTÜNME SORUNUNUN ANA KAYNAĞI :
Peygamberimizin yaşadığı toplumda; İslam’dan önce; Kadınlar, Köle gibi / Mal gibi kullanılıyordu.
Kız Babası olmak -bazen, onu diri-diri gömecek kadar- bir Utanç nedeni idi. Bu kemikleşmiş durum, doğrudan silinip atılamazdı. O günün toplumsal şartları da, çok evliliğin doğrudan yasaklanmasına uygun değildi [2] İslam; O günün şartlarında, mümkün olan adaleti getirmiş; Gelecek için, iki cins içinde, Onurlu yaşamın temellerini atmıştır. (İslam’da Giyim... başlığı)
Peygamberimizin vefatından sonra; Cahiliye arzuları yeniden hortlamaya başlamıştır. Tabii, bu geriye dönüş, doğrudan yapılamazdı. Bunun için, Kuran’ın ve tebliğcisinin koyduğu engellerin aşılması gerekiyordu.
Bu Engeller Nasıl Aşıldı...(!?)
Mevcut kemikleşmiş durumun; Meşruiyet dışı bırakılamaması ve zorlayıcı toplumsal şartlar nedeni ile, Ciddi şartlara bağlanarak verilen; “Birden fazla evlilik” Ruhsatı; "Kitabına Uydurulup, Devamlı Hak şekline getirildi." “Dört Nikahlı Kadın ve Maddi gücünün yettiği kadar da Cariye” Noktasına gelindi.
Sen, serbestsin. İstediğin zaman; İstediğinle olabilirsin. Fakat “Ötekilerin“ Çok Uslu durmaları, Kocalarından başkası ile / Toplumla ilişkilerinin kesilmesi lazımdı(?). Doğrudan; “Ben böyle istiyorum, Sizi hapsedeceğim” denilemeyeceğine göre... “Ötekileri Çok Uslu durduracak yeni Engeller bulmak gerekiyordu(?)”. Bu engeller: Ayetlerin “Çekilip-Uzatılması”, Kitabına, -Yaratana iftiraya kadar varan- “Parantezli - Parantezsiz İlaveler yapılarak Anlamlarının Saptırılması”; ve Uydurma Hadislerle Allah’ın Elçisine, -hakaret boyutuna varan- Yalanlar söyletilmesi” gerekiyordu(?). Tabii verilen Fetvalarda “Bu delillere(!)” dayanacaktı...
Daha sonraki asırlarda; Örtünme ve Başörtüsü, Tahakküm aracı olmanın yanında; “Çıkar Aracı” olarak da kullanılmaya başlanılmıştır. Günümüzde; daha çok çıkar için kullanılmaktadır. Bu durumlar; Sonraki Başlıklarda açıklanacaktır.
Bütün bunlara rağmen; Dine Sahip(!) çıkmak / Dini sevmek Onların tekellerindedir. Eğer, birazcık; Kitabının ısrarla “Kullan” dediği Aklını kullanmış ve gerçeklerden bahsetmişsen; Sıfatlardan sıfat, Karalardan kara beğen.
AYETLERİN SAPTIRILMASI... YARATANA İFTİRA...
Dörde Kadar Evlilik + Gücünün yettiği kadar Cariye...? İslam’da buna izin var mı...?
** Kimsesiz Kadınlarla sırf malları için evlenip, mallarını yiyip kendilerine ilgisiz kalmak gibi bir adaletsizliğe kalkışmayın. Böyle bir adaletsizlik yapmaktansa, aralarında eşit davranmak ve adaletli olmak koşuluyla, örfünüze göre diğer kadınlardan; iki, üç ve dörde kadar nikahlanmanız daha uygundur. Ancak, aralarında adaletli davranamamaktan çekiniyorsanız, tek bir kadınla veya anlaşmalarınızla beraber olduğunuzla yetinin. Haksızlığa ve adaletsizliğe sapmamanız için en uygunu budur. (Nisa 3) (Mustafa Sağ)
** ..... Ancak, anlaşmalarınızla beraber olduklarınız hariç .... (Nisa 24)
** ..... Maliki bulunduğunuz cariyeler müstesna ..... (Nisa 24)(Diyanet)
Yukarıda; “anlaşmalarınızla beraber olduğunuz...” anlamı verilen; “ma meleket eymaanukum” [3] ifadesi; “Sağ elinizin sahip oldukları / Maliki bulunduğunuz” Şeklinde çevrildikten sonra, “Cariyeler” ifadesi de eklenmiştir. Netice: Hem, Cariyeler, Azami Dört Sınırının dışına çıkarılarak sayı Sınırsızlaştırılmış, Hem de Cariyelerle, “Koşulsuz Birlikte olma” durumuMeşrulaştırılmıştır(!?)
Ve “Dörde Kadar Nikahlı Kadın + Gücünün Yettiği Kadar Cariye” Haktır. Noktasına gelinmiştir(!?)
Bu ifadeyi: “Yeminlerinizle / Anlaşmalarınızla Sahip / Birlikte (olduğunuz)” Şeklinde anlamak gerekiyor.
Bu Ayetlerin inmesinden (Hicri 6.yıl) önce; Cariye durumunda olanlar ve mehir istemeyen hür kadınlarla, karşılıklı anlaşarak kurulan evliliklerin “Meşruiyeti” kabul edilmiştir.
** Hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyeniniz, anlaşmaları ile hak sahibi olduğu mümin genç kızlardan / cariyelerinden (feteyaatikum) alsın. ..... (Nisa 25)
** .... iffetli olmak isteyen cariyelerinizi (feteyeetikum) fuhuşa zorlamayın. ... (Nur 33)
Artık; isteyen ya da Hür kadınlarla evlenme imkanı olmayan, “anlaşmaları ile hak sahibi olduğu; genç kız / cariyesi” ile nikahlanacaktır. Ve bu evlilik, “azami dört” sınırının içindedir. Bunun haricinde, emri altındaki biri ile, Birliktelik; Zinadır... Onu fuhşa zorlamaktır.
** Ne kadar çok isteseniz de kadınlar arasında adaleti sağlamaya asla güç yetiremezsiniz.O halde tam bir eğilimle bir yana yönelip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Barışı esas alıp sakınırsanız, Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır. (Nisa 129)
Birden fazla evlilik, ilk zamanlar için, kesin ifadelerle yasaklanmamıştır. Nedeni: Bir taraftan -yukarıda açıklandığı gibi- mevcut durumun meşruiyet dışı bırakılmaması; diğer taraftan, zamanın sosyal şartları gereği, kimsesiz / korumasız kalan kadınların durumuna çözüm getirilmesi içindir.
Birden fazla evlilik, (Nisa 3) Ayeti Kesin Olarak Adaletli davranmaŞartına bağlanmıştır. “Adaletin uygulanması”; Çok evlenmek haktır(!) Emrivakisinden sonra değil; İkinci evliliğe; İlk Hanımın, Serbest iradesi ile izin vermesi ile başlar. (Nisa 129) Ayetinde ise; Bu Adaleti sağlamanın İmkansızlığıAçıkça ifade edilmiştir. Bu İki Ayet birlikte değerlendirildiğinde: Toplumsal ya da ailevi bir zorunluluk bulunmadığı sürece; [4]“İslam’da Birden Fazla Evlenme hakkı veriliyor” Anlamı çıkarılamaz.
** ....Süslerini / ziynetlerini, görünen kısımlar (Eller ve Yüz!?) müstesna, açmasınlar .... (Nur 31)
Buradaki Parantezin sınırı (Tek göze –ya da- Peçeye) inebilir. Bu; Parantezli – Parantezsiz eklemelere, Açıklama(!)lara, Kuran’dan bir dayanak bulamazsınız...
Atalarından duydukları; “Başörtüsü Allah’ın Emridir” ifadesini savunanlar; eğer düşüncelerinde samimi iseler; yine atalarından duydukları “Dörde Kadar Nikahlı Kadın+gücünün yettiği kadar Cariye” fikrini de Savunsunlar / Uygulasınlar!? Yukarıda değinilen hususlar göz ardı edildiğinde, bunu savunmak Başörtüsünü savunmaktan daha zor değildir.
ALLAHIN ELÇİSİNE İFTİRA! YETMEDİ, HAKARET!
Uydurma Hadisler! İslam’ın asırlardır kanayan en Büyük Yarası!?
Neden, En Büyük Yara? İslam Toplumları, Büyük oranda; Bunların, “Peygamberimizin Sözü –Fiili olduğuna” İnandırılıyor. Bu durum, Tevhid İnancını tahrip etmenin yanında, Toplum Hayatının Şekillenmesinde de Büyük Etken oluyor. İslam karşıtları da ellerine verdiğimiz bu silahları tepe-tepe kullanıyor! Bunların; “Kuran’la Çeliştiği, Kuran’ın tebliğcisine ait olamayacağı” ortaya konulup ayıklanmadan, bu yaraların sarılmasına imkan yoktur.
Çıkar ve Kişisel arzuları ilgilendiren, her konuda, çok sayıda örnek bulunabilir. (Karı-Koca ilişkileri / Kadınlar / Örtünme / Cinsellik) konularında; “Sahihlerde(?) Yer alan” bazı örnekler sunalım...
** Eğer bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim, erkeklerin kadınlar üzerinde olan haklarından dolayı kadınların erkeklere secde etmelerini emrederdim. (Sahihi Buhari)
Secde emri, sadece Allah tarafından verilebilir.
** Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese, yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz. (Ibn Hacer el Haytemi Bakara/121)
** Bir kadın kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse Cennete girer. (Riyazus Salihin)
** Kadınların dinleri ve akılları eksiktir. (Sahihi Buhari)
** Kadınlar arasında iyi kadın yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir. (Sahihi Buhari)
** Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır. (Sahihi Müslim)
** Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadın, ev ve atta. (Ebu Davut Hadis no: 3922, Sahihi Buhari)
** Doksan dokuz kadından biri cennette, diğerleri ise cehennemdedir. (Sahihi Buhari)
** "Ya Esma, .... kadın erginlik çağına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir." .... bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti. (Ebu Davûd, Libâs, 31).
** ... elbisesinin yenini sadece parmakları görünecek şekilde ellerinin üzerine çekerek şöyle cevap verdi: “...... Müslüman bir kadın şurasından başkasını gösteremez.” (Mecmeu’zzevâid nr:4168)
** Resûlullah bunu görünce bize, (Perde arkasına çekiliniz!) buyurdu. (O âmâ değil midir? Bizi görmez) dedim. (Sizde mi körsünüz? Onu görmez misiniz?) buyurdu.
** Peygamber 30 erkeğin cinsel gücüne sahipti" (Buhari).
** "Peygamber nerede güzel bir kadın görse hemen eve koşar Zeynep'le yatardı." (Buhari Hibe/8)
** (Ve Devamı: [5] [5a])
Bunlardan sadece birinin dahi Peygamberimiz tarafından söylenmiş olabileceğini iddia edecek aklı başında bir Allah’ın kulu çıkabilir mi?
BÜYÜK İSLAM ALİM(LER)İ...(!)
Örnek olarak; Büyük Alim “Hüccet-ül İslam(!?)” Gazali’nin Kadına Toplumda verdiği, Değeri / Mevkii(?) ortaya koyan fikirlerini sunacağız...
Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir. (Kimyayı Saadet, s: 178)
Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve su kurallara kesin uyacaktır:
Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne, Hiç çıkmamış gibi davrana, Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya, Kalabalığa karışmaya, Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya, Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura, İşini bir an önce bitirip evine döne, (Gazali, Ihya, Bakara/290)
Kadın sekiz sıfatlıdır:
Giyim kuşam hevesinden maymun Fakir düşmeye razı olmadığından köpek Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep Evden eşya sattığından fare
Erkeklere hile kurduğundan tilki Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyun (Ihya)
-Tabii: Kadının En Makbulü Koyun Cinsidir (!?)-
Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur (İhyay 2/122)
DÜŞÜNEBİLİR MİYİZ...?
Genel Bakış Açımız Başlığında sunulan Ayetleri... Çok evlilik Hükmünün çıkarıldığı Ayetleri, Yukarıda sunulan Hadisleri(!) ve Büyük İslam Alimi(!)nin değerlendirmelerini; Bu başlıkta Sunulacak Ayetleri ve gerekçeleri; Hepsini birden göz önünde tutarak, Kuran’daki İslam’ın ve “İslam Adına Hüküm verenlerin” Kadına Verdiği değeri Düşünebilir miyiz...?
Önceki asırlarda kullanılan -Yukarıdakiler ve benzeri Uydurma Hadisler / Büyük Alimlerin Fetvaları gibi- bazı Dayanaklar(!), bugün pek gündeme getirilemiyor. Piyon olarak kullandıkları Kızlarımıza: “Aslında, Sizin İçin Gerçek Düşüncemiz budur” demek herhalde pek kolay değildir.
Kuran Dışı Hükümlerde;
Kadın; Önce İnsan yerine konulmuyor... Kara Köpek Eşek ve Domuzla bir tutuluyor... Maymun, Köpek, Yılan, Akrep, Fare, Koyun... Kadının Sıfatlarıdır(!?) En İyileri Koyun cinsi olanlar(mış?)
Dininin ve Aklının noksan olduğu; İyi Kadının, Yüzde bir; Cennete gidebilecek olanların da Doksan dokuzda bir olabileceği kabul ediliyor. Onlarda, Ancak Kocaları kendilerinden razı olmuşlarsa...?
Kocalarının Razı olması için; Neredeyse, Kocalarına Secde edecek, Yani Kul olacaklar...? Kocalarının İrin olan tüm vücutlarını dilleri ile temizleseler... yine de onların hakkını(!?) ödeyemiyorlar.
İnsana, Bilhassa Kadına, katiyen güvenilmez... Kocasının Kardeşi ile bile, bir odada bir süre yalnız kalması bile büyük tehlikedir. Ahlaksızlık yapmamaları için, yeni elbise giydirmemek... Yarı aç yarı çıplak bırakmak gerekiyor...(?)
Bunların Konuya Bakışlarında; Kuran’ın, İslam’ın Hoşgörüsünden eser yok...
Sadece Cinsellik...!?Kuran’ın tebliğcisinin, otuz erkeğin cinsel gücüne sahip olduğu...!?
Nerede güzel bir kadın görse hanımı ile yatmaya koştuğu iddiası...?
“Kişinin; Evlenmeyi düşündüğü kadının cinsel organını görme.” Dikizcilik yapma teşvikinin, O’na yamanması... Bunlar, Peygamberimize, iftira boyutunu aşan hakaretlerdir.
Muazzez Ruhuna atılan çamurlardır.
Kuran’ın, İslam’ında Kadın; Elmanın bir yarısıdır...
** Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. ..... Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, kötülüklerden en çok korunanınızdır.(Takvada en ileri olanınızdır)....(Hucurat/13)
** Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar. .... (Tövbe 71)
** .... Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır .... (Bakara 228)
** .... Sözlerinizle hak sahibi olduklarınız da, size verdiğimiz rızıklarda, sizinle aynı haklara sahip, ..... (Rum 28)
** ..... mümin cariyelerinizde.... ... Birbirinizdensiniz, aynı soydansınız. ..... ( Nisa 25)
Ve: Cennet Anaların Ayakları Altındadır..
Evet...Üstünlük takva iledir. Ve Her Oğlun / Erkeğin bir Anası vardır... Cennet, Anaların Ayakları Altında yani Analara saygıda ise... Bunun doğal sonucu; Toplumdaki Erkeklerin, Kadınlara Saygılı olmasıdır... Yani, Kadınlar için Cennete giden yol; Kocanın Rızasından ve İrin yalamaktan geçmez... Çiftler için; Karşılıklı Güven ve Saygıdan geçer...
İslam’da Nihai Hedef, Kişilerin (Erkek - Kadın) mutlak eşitliğidir. O dönemde Kölelik doğrudan kaldırılamazdı. Kuran; Objektif bir bakışla incelendiğinde, bu Hedefin Görülmesi zor değildir.
İşte; Bu Noktalara, Bu Çamurlara dalarak geldiler. Bunları, bu gün, gündemde tutmak işlerine pek gelmiyor... Sahihlerinden(?) temizlemeye de elleri varmıyor. Çamurlukları açıkça görülen ifadelerin temizlenmesine razı olduklarında, ellerinde çok az bir malzeme kalacağını, o zaman onlara da şüphe ile bakılacağını biliyorlar. Kendilerine inandırarak; Piyon olarak kullandıkları Kızlarımız; Bu Hükümlerin geçerli olduğu bir ortamda yaşamayı –bir an- düşünebilirler mi?
İSLAM ÖNCESİ ve İLK DÖNEMDE GİYİM...
Toplumlarda Giyimi; Mevsim şartları, Maddi imkanlar, Gelenekler ve Zamanın şartları... Gibi etkenler belirler. Peygamberimizin tebliğe başladığı dönemde; Sıcak mevsim nedeni ile, hemen herkesin başında örtü vardır. Maddi imkanlar ve Kölelik – Efendilik farkları nedeni ile, çoğunluk; Çıplak demeye Giyinik olmaktan daha yakındır.
*** ..... eski Cahiliyye'de olduğu gibi açılıp saçılmayın .... (Ahzab/33)
Hicri Altıncı yılda inen bu Ayetle; o zamana kadar olan durumun genel çerçevesi çizilmektedir.
Peygamber’in döneminde kadınların bir kısmının çırılçıplağa yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam’ın hakimiyetinden önce putperestlerin Kabe’de haccı çıplak yaptığı söylenir. (Kurtubi, el Camiil Ahkamil Kuran Araf/189)
... Hz. Ebu Bekir'in emirliğinde yapılan birinci hac, .... çıplak tavaf ve "nesî" gibi bazı müşrik âdetlerinin henüz ortadan kaldırılmamış (olduğu).... (Elmalılı Tevbe/3 yorumundan)
Daha önce Arap kadınlarının göğüsleri ve pek çok bölgeleri açıktı. ...Hatta Kabe’yi bile çıplak tavaf ederlerdi. Çıplak tavaf etmenin bir fazilet olduğunu düşünürlerdi.
... Hala daha akademik seviyede bile cariyeler ve hür kadınlar şeklinde ayrımlar vardır. Hala, “Hür kadınlar örtünür, cariyeler örtünmez.” denilebiliyor (Doç. Dr. Şahin Filiz) (ayrımın mantığı?)
Aşırı kapanmaya gidişin; Peygamberimizden sonra ve Örtünme Sorununun Ana Kaynağı Başlığında açıklanan nedenlerle olduğunu görmek, zor değildir sanırım...
ALLAHIN EMRİ NEDİR...?
Herhangi Bir İfadenin; “Allah’ın Emri”olduğunu iddia edebilmek için; Önce;
-- Allah’ın Emri Nedir...?
Sorusunun Cevabı Verilmeli / Tanımı yapılmalıdır. Ve “Bu Tanımın Tutarlılığı” Savunulabilmelidir.
Aynı zamanda, “Allah’ın Emridir” denilen İfadenin, Bu Tanımla Tutarlı olduğunu Savunabiliyorsa, Ancak; Bundan sonra, O İfade için, Allah’ın Emridir.Denilebilir.
Bizim Tanımımız...:
Allah’ın Emri: “Kitabında Açıkça; YAP yada YAPMA Dedikleridir...”
Tanımımızın dayanakları nelerdir?
** Emrin Genel tanımı:
Bir ifadenin Emir olabilmesi için: “Bir Şeyin, Yapılmasının ya da Yapılmamasının; Muhatabın Tercihine bırakılmaksızın İstenilmesi; Yapılacak Şeyin de, İfadeden, Açıkça Anlaşılması gerekir.”
“Neyin Yapılacağı ya da Yapılmayacağı”Emirden Açıkça Anlaşılmalıdır.
** Girişte sunulan Ayetler:
Kitapta; “Gereken Her Şey; Noksanlık ve Fazlalık olmaksızın”, (Enam/38) “Ayrıntılı bir biçimde” (Enam/126) açıklanmıştır. Zaman, Zemin ve Toplumlara göre Değişken olan .... Sorunlara; Konulan Ana Prensiplere paralel Çözümler bulmak için, “Aklımızı Kullanmamız” İstenilmiştir.
Bunun Doğal Neticesi: Allah’ın Emirlerinin de, Kuran’da Açık olarak, İfade edilmiş olmasıdır.
Bunları; Hadis, Mezhep .... vb. Şeylerle, Açıklamaya / Tamamlamaya, yada Oralarda -Kuran’da olmayan?- Emirler aramaya kalkmak...?
Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? (Ankebut/ 51)
Bu Ayette; Allah’ın Kitabının Noksanını(!?)Tamamlamaya kalkanlara “İkaz Yoktur” diyebilir miyiz...?
Bu, Önce, Kuran’ın; “Noksansız / Fazlasız, Yeterli ve Açık / Apaçık” olduğuna inanmamaktır.
Hadisler...? Örnekleri verildi... “Peygamberimiz tarafından, Anlam olarak ifade edilmiş olabilir” Diyebilmek için; -azından- Kuran’la Çelişmeyenlerin, taranması gerekir... Sıhhati Kuran’a göre belirlenecek ifadelerle Kuran’ın Açıklanması / Tamamlanması düşünülebilir mi?
Yukarıda ifade edilen Tanım; “Noksan / Hatalı / Tutarsız” Bulunabilir.
Bunun, ortaya konulup; Tutarlı bir açıklaması Yapılabilmelidir.
Yetmez: Kendi Tanımınızın ortaya konulup; “Tutarlı Olduğu” Açıklanabilmelidir.
“Hayır; Tanıma Gerek Yoktur” Diyebiliyorsanız(?); bu iddianın dayanağı açıklanabilmelidir.
Bu Tanımı Kabul Etmeyeceksiniz?
Tutarsızlığını Açıklayamayacaksınız?
Yeni bir Tanım ortaya koyamayacaksınız?
Fakat; “Bu İfade Allah’ın Emridir” demekte Israr edeceksiniz??
Bu tutuma, “Atalarımız Böyle Diyor” ifadesinden başka dayanak bulabilir misiniz?
Ve Kuran’ın / İslam’ın bu kadar tutarsızlığa ihtiyacı var mıdır?
Şeyhinin dediğini tekrarlayanlardan... Diyanete kadar... Yapılan budur...
BAŞÖRTÜSÜ ALLAHIN EMRİ MİDİR...?
“Başörtüsü Allahın Emridir” diyenlerin; Hadisler dışında; Nur/31 Ayetine dayanırlar(!?)
Ayetin konu ile ilgili kısmındaki ifade:
"... v-elyeDRrinBne biHuMuRi hinne alaa CuYuuBi hinne..."
".... Örtülerini Göğüsleri üzerine koysunlar / vursunlar...."
Bu İfadede: 1- Örtüde 2- Örtülecek yerde 3- Fiilin tatbikinde... “Üç Saptırma Birden” Yapılmaktadır.
1- Kuranda [Başörtüsü] İfadesi Geçiyor mu...?
biHuMuRi(hinne) = Örtüleri(nizi).
Ayette geçen: HuMuRi = Örtüler ifadesi, HıMaR = Örtü ‘ifadesinin Çoğuludur.
HıMaR Tüm Örtüleri Kapsayan; (Genel) Örtü Anlamındadır: Yere, Pencereye, Koltuğa, Masaya .... konulduğunda; Yer Örtüsü … Masa Örtüsü olur. Bunun doğal sonucu, Başa konulmuşsa, Baş Örtüsü olur. Fakat bu ifade, Mikna, Nasıyf .... Şapka gibi “Özel Başörtüsü” Anlamına gelmez. Özelini ifade edebilmek için; “Hımar-ür-Res” şeklinde, “Ait olduğu Şeyle (başla) birlikte” kullanılmalıdır.
HıMaR’ın Genel Örtü Anlamında olduğu; El Mucem ul Vasıf, El Müncid, Lisan-ül Arap, Tacul Arus gibi eski Arapça sözlüklerde açıkça görülebilir.
Aynı Kökten Şarap / İçki = (Şuuru örten Örtü) Anlamındadır. [6]
Netice: [Başörtüsü] İfadesi Kuranda Yoktur...
Önce; Genel Örtüyü, “Başörtüsü” Kabul edeceksiniz... Sonra da “Örtme Emri” olup olmadığına bakmaksızın, Buna “Başörtüsü Allah’ın Emridir.” diyeceksiniz...
[Başörtüsü] İfadesi olmadan da “Başı Örtme Emri” Olabilir...
Fakat, Kuran’da: “Başınızı / Saçınızı Örtün” Anlamında, Bir İfade / Bir Emir de Yoktur...!
2- Nerenin Örtülmesi İsteniyor...?
... alaa CuYuuBi hinne ... = ... Göğüsleri üzerine ...
Örtülmesi istenilen yer; Baş ya da Boyun olmayıp; Göğüs açıklığı ve Göğüslerdir.
(CuYuuB = Koyunlar / Göğüsler; CeYB = Koyun / Göğüsifadesinin çoğuludur.)
** Elini koynuna sok da; kusursuz bembeyaz olarak çıksın. ..... (Neml/12 Kasas/32)
3- Başta, “Başörtüsü var sayılarak” Çeksinler / Salsınlar … Anlamında bir ifade yoktur.
... v-elyeDRrinBne ... = ... Koysunlar / Vursunlar...
D.R.B. Fiilinin bu ifadedeki uygun Anlamı: “Koysunlar / Vursunlar...” olmalıdır.
Meallerin çoğunda, Başta Örtü var sayıldığı ve Baştan / Boyundan itibaren örtülmesi düşünüldüğü için; Fiilin Anlamı hiç dikkate alınmadan; “Salsınlar / İndirsinler...” gibi ifadeler kullanılmaktadır.
(v-elyedrrinbne) ifadesine “Salsınlar / İndirsinler...” gibi bir anlam verilemez. “Salsınlar / İndirsinler” Anlamında olan ifade: “felyüdnine...” ifadesidir.
Netice: İstenilen “Göğüs Açıklığının Örtülmesi / Kapatılmasıdır.”
Bu Başlıkta, üzerinde durulan noktalar dikkate alınmadan; -varsa- Hataları Tutarsızlıkları ortaya konulmadan... Genel Örtü Anlamındaki: “HıMaR” a “Başörtüsü” diyerek... “Başınızı / Saçınızı Örtün” anlamında birifade olmadığını hesaba katmadan... “Başörtüsü Allah’ın Emridir” İddiası ne ölçüde tutarlı olabilir...?
Örtünme Sorununun Ana Kaynağı Başlığında açıklanan nedenlerle; “Böyle Görmek ve Göstermek İsteyenleri” Ve Bunların Hata yapabileceğini düşünemeyenleri Muhatap almak anlamsızdır. “Atalarımız Ne Diyor” Gözlüğü olmadan, Allah’ın Kitabını okuyamayanlara da anlatabilmek güçtür. Fakat “Allah’ın Kitabı Ne Diyor” Kaygısında olanların, Önce konu üzerine yeniden düşünmeleri gerekiyor.
“BAŞÖRTÜSÜ ALLAHIN EMRİ DEĞİLDİR” DİYEBİLİYORSAK...?
Din açısından bakıldığında; “İnancın her şeyin üstünde olduğunu; Kişilerin, İnançlarından dolayı: “Mümin, Müşrik ve Kafir” sayıldıklarını” Göz ardıedemeyiz.
Asıl Sorun Nedir?
** “Başın üstündeki örtüsü mü?” Yoksa Genç kızlarımızı Piyon olarak Kullanabilmek için; Siyasetçi-Dinci-Yobaz üçlüsü tarafından; Onların kafasına yerleştirilen; “Başörtüsü Allah’ın Emridir” İnancı mı?
** Kızlarımızın Hayatı ile oynanmasında; Vebalin büyüğü kimde? -Çıkarları yönünde kullanabilmek için- onları bu şekilde şartlandıranlarda mı? Yoksa Kuralları uygulayanlarda mı?
** “Başörtüsü Allah’ın Emri Değildir” Kanısında olan, Bir “Kuran İnanırının” Öncelikli görevi ne olmalıdır? Başörtüsünü Savunmak mı? Susmak mı? İnandığını Savunmak mı?
Bizim Cevabımız: Susma Hakkı Yoktur... Yapabildiğince, İnancını savunacaktır.
Zira “Susmak” Topluma ve Dine değil; Sadece, Çıkarı için, Kızlarımızı Şartlandırarak onları Piyon olarak kullananlara hizmet olacaktır. Savunmanın bedeli olarak; üzerimize Çamur atılmasını ve Dine karşı gösterilmeyi … göze almak gerekebilir. (Hatemi Örneği: [7])
Sancısız Çözüm:
Öncelikle şunu kabul etmek durumundayız...:
Toplum yaşamında; Otoriteyi temsil eden makamların “Kurallar Koyma” Yetkisi olacaktır.
Konulan Kural: “Kapalı Yerlerde Başı Açık Olmaktır” Doğrudan, “Başörtü Yasağı” değildir.
Askere, Polise, Doktora .... Özel Kıyafet giyme kuralı gibi... Bu kuralların “Olmaması” Anarşiye giden yolun başlangıcıdır. Ve Fertler, bu kurallara uymakla yükümlüdür.Beğenilmeyen kuralları, Demokratik yollardan değiştirme çabası ayrı şeydir.
Ve Madalyonun öbür yüzüne bakalım...
Kızlarımız: “Başörtüsü Allah’ın Emridir” İnancı ile, Şartlandırılmamış olsalardı...?
Başörtüsü Sorununun boyutu bu günküne oranla Ne olurdu...? Hiç yada Hiçe yakın...
Çok büyük bir bölümü zaten Başörtüsüne “Başlamamış” olacaktı. Başlamış olanlarda, kurallara uymakta zorlanmayacaktı. Lise ve Üniversitede okuyan; Kızlarımızın çoğunun Annesi, okudukları yıllarda Başörtüsüzdü. O yıllarda Neden Sorun yoktu? Ve Bu Annelerin Kızlarından daha az Saygıdeğer olduğu Düşünülebilir mi?
Asıl Sorun: İnsan Hakları mıdır...?
Önce, bir Tespit yapalım: Asıl Amaçları, “Dini Çıkarları için kullanmaktır” Tabii, bunu, Açıkça söyleyemezler. “Batmayan Gerekçeler” uyduruyorlar. Bunlardan biride, “Kişisel tercih / İnsan Haklarıdır” Ve Genel Taktikleri Takiyedir. Yani, “Gerçek yüzleri yerine, hesaplarına gelen maske ile görünmektir.” “Siyasi Simge olsa ne yazar!” Kazaen söylenmiş bir doğrudur. Başörtüsü, İlk adımlardan biridir. Tabii sonrası gelecektir. Bazı Laikçilerimizin(!) zannettikleri gibi, Amaçları; “Şeriata dayalı Devlet düzeni” kurmak değildir.[8] Bugün, “Başörtüsü” nasıl bir araçsa, o günde, “Şeriat”; Devlet erkini çıkarlarına kullanmanın Aracı olacaktır.
“İnsan Hakları” olarak, Toplumda yaşayan bir guruba, “İstediği yerde istediği Kıyafeti giyme” Hakkı tanındığında; Aynı hakkı başka guruplara da tanımak zorundasınız. Bu; Yetkili Makamların, koyduğu / koyacağı kuralları yok saymaktır. Ve Kuralsızlık Anarşidir. (Hakkın, bir guruba tanınması ise, Devlet eli ile yapılan ayırım ve adaletsizliktir.)
İSLAMDA -GENEL OLARAK- ÖRTÜNME / GİYİM :
Önce Ankebut 51 Ayetini tekrarlayalım:
** Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?( Ankebut/51)
--- Kuran’ın saptırılmasının yetmediği noktalarda; Örnekleri, “Allah’ın Elçisine İftira...” Başlığında verilenler ve aynı Kaynaklarda(!) bulunan Hadislerle Hükümler veriliyor...?
** Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: " Bu fetva, kendilerine yazılan şeyi vermediğiniz ve kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara ve bir de zavallı çocuklara ve yetimlere doğrulukla bakmanız hususunda Kitap'da size okunandır". Ne iyilik yaparsanız Allah onu şüphesiz bilir. (Nisa/127)
--- Yaratan, geleceğimiz noktayı bildiği için, 14 asır önce; “Kadınlar hakkında Fetvayı Allah’ın Verdiğini”, Sağlığında, Elçisinden dahi “Fetva İstenmemesini” ve Kadınlara, Çocuklara, Güçsüzlere Saygılı ve adaletle davranma gereğini; Net olarak bildirmiştir. Biz ise, Fetvayı; Kadınları adam saymayan ve Onlara hakaret boyutuna varan uydurmalarımızla veriyoruz. Bu durum, Bu Ayeti görmemek; “Israrla anlamadan” okunmakta olan Kitabıyeterli saymamaktır.
** “Evlerinizde de vakarlı oturun. İlk cahiliye teşhirciliği gibi kendinizi teşhir etmeyin...” (Ahzab/33)
--- Ayetle açıkça tespit edildiği ve “İslam Öncesi ve İlk Dönemde Giyim...” Başlığında açıklandığı gibi, aşırıya kaçan bir açıklık söz konusudur. Ve Örtünmenin düzenlenmesi gerekmektedir. Bu toplumun bir yarısını poşete koymak değildir.
** Ahzab/52 Ayetinde, Peygambere; .... “güzellikleri ne kadar hoşuna giderse gitsin...” artık evlenmesinin helal olmadığı bildirilir.
--- Bundan, Peygamber döneminde kadınların kıyafetlerinin, ne kadar güzel olduğunu görmeyi engellemediği anlaşılabilir.
** ..... Evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya .....(akrabalar sayılır).... veya dostlarınızın evlerinde izinsiz yemek yemenizde bir sorumluluk yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir sorumluluk yoktur. ..... Evlere girdiğiniz zaman, kendinize ehlinize Allah katından bereket, esenlik ve güzellik dileyerek selam verin. ..... (Nur/61)
--- Ayetten, Kaç-göçsüz toplum yaşamının varlığını anlamak güç mü?
** Mümin erkeklerle mümin kadınları, yapmadıkları bir şeyden dolayı rahatsız edenler, bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir. (Ahzab/58)
** .... Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine alsınlar. Bu onların tanınmaları ve incitilmemeleri için çok daha uygun bir yoldur. .... (Ahzab/59)
** İkiyüzlüler, kalplerinde maraz bulunanlar, şehirde çirkin haberler yayanlar, bu yaptıklarına son vermezlerse, seni onların üzerine gitmeye elbette teşvik edeceğiz....... (Ahzab/60 )
--- Mekke döneminde, İnanan kadınla, Müşrik kadının giyimi aynıdır. Medine döneminde; İnananlar dışında, Münafıklar (ikiyüzlüler) Ortak koşucular, Ehli kitaplar (Yahudi / Hıristiyan) Hizipleri vardır. Her Hizipten; Erkek / Kadın, Hür / Köle / Cariye olanlar vardır. Surenin adı: “Ahzab =Hizipler”dir. Tümün, ya da Ahzab/59 Ayeti Öncesi / Sonrası ile okunduğunda bu durum görülebilir. İnanan Kadınlar diğer bazı hizipler tarafından “İncitilmektedir”
Dış giysilerin (Cilbab) üzerlerinealınması, Ayette açıkça bildirildiği gibi, “Tanınma / Tedbir” olarak düşünülmüştür. Bu Tedbirin yeterli olmaması durumunda, gerekli ihtar, Ahzab/60 Ayeti ile yapılmıştır.
Cilbab; Gömlek, elbise gibi üste giyilen giysi olduğu halde, Kadını Poşete koymak için, sadece yüzü –bazen sadece gözleri- açık bırakan, vücudu tamamen örten bir giysi olarak tanımlanmıştır(!).
Ahzab Suresi 90. Nur Suresi 102. Sırada inmiştir. Bu Cilab Tanımına göre; Ahzab/59 ile vücut tamamen örtüldüğüne göre, Nur/31 ile örtülecek yer –Baş Boyun Göğüs açıklığı- kalmamıştır. Bu çelişki ortaya konulduğunda; Bazıları, Ahzab/59’un Ayetinin inişini Nur Suresinden sonrasına atılmışlar; Bazıları da Ahzab/59’un Ayeti ile, Nur/31’i Neshedildiğini söylemişlerdir. [9]
Riayetlere dayanan çeviri ve tefsirlerde hitabın sadece “Hür Kadınlara” olduğu varsayılmıştır. Bunun anlamı, “Cariyeler rahatsız edilmeye devam edebilir” demektir.
** İnanan Kadınlara söyle: Bakışlarını (erdemli olmamaktan) sakınsınlar. Onurlarını / iffetlerini korusunlar. Süslerini / ziynetlerini, görünenler hariç, açmasınlar. Örtüleri ile, göğüslerini örtsünler. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları.... (diğerleri sayılır) .... Süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. (Nur/31)
--- Ayetin ilk kısmı, “Başörtüsü Allahın Emri Midir...?” Başlığında açıklanmıştı.
(Kendiliğinden / Örfen) görülen kısmı: (Araf/26) Ayeti ile açıklanacaktır.
Süsler / Ziynetler: Takılar mıdır? Kadının Alımlı yerlerimidir? Yoksa; hem Takılar hem Alımlı yerlerimidir?
Bunun üzerinde, yeterince duramayacağız. Yalnız; “Alımlı / Cazibe yerleridir” denildiğinde; “Gösterilmesinde Sakınca Olmayanların” Bazılarının açıklanmasını biraz zor olduğu kanısındayız.
Nur/60:
** Evlenme düşüncesi olmayan, ileri yaşlardaki kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartıyla, dış giysilerini çıkarmalarında bir sorumluluk yoktur. Fakat sakınmaları kendileri için daha iyidir. ....
Araf/26:
** “.... Size, örtünecek ve süsleyecek giysiler indirdik. Ama, Takva giysisi daha hayırlıdır...”
--- Giyinmede / Örtünmede değişmez Ana prensiplerin bu ayetle verildiğini düşünüyorum.
Onurlu bir Toplumun, Onurlu Bireyleri (Kadın / Erkek); Gerektiği kadar örtünecek ve Saygıdeğer bir görünüm verecek şekilde giyineceklerdir...
“Takva giysisi daha hayırlıdır” ifadesinden, ne anlıyoruz? Ya da Ne anlamamız gerekir?
Benim anladığım: Bilinç ve Ahlak olarak o düzeye gelebilmeliyiz ki; Eşimiz dışındaki karşı cinsi “Dişi / Erkek” olarak değil; “İnsan / Kardeşimiz / Saygı değer bir Kişilik” olarak görebilmeliyiz.
Bu Seviyeye yaklaşabildiğimiz ölçüde; “Kendiliğinden / Örfen görünen kısmı” gibi ifadelere; “el-yüz” ya da “tek göz” gibi kısıtlamalar getirip; Bunları, parantezli-parantezsiz, Allah'ın kitabına sokuşturmaya, Allah'ın elçisine yalan söyletmeye gerek duyulmayacaktır. İfadeyi: “Geleneklere göre-Mevsimlere göre” şeklinde anlayabileceğiz. (Bu, Allah'ın, açıkça “ört” dediğini “aç” şeklinde anlamak değildir.)
Ve Gerekçe; Özrü kabahatinden büyük cinsindendir: “Erkeklerin tahrik olmaması için...?”
Bu, Neresinden bakılırsa bakılsın, “Komşu, kuzunu kapat, yoksa bizim köpek yer.” Anlamında, Sakat bir Mantıktır. Sen köpeğini kapat, ya da gözüne at gözlüğü tak! Aynı Mantığa göre,“İnsan Açısından” bakıldığında; Erkekler; Kadınları Görerek onlara Bakarak ne ölçüde “Tahrik olabilirse”; Kadınlarda Erkekleri Görerek onlara Bakarak aynı ölçüde “Tahrik olabilirler” Eğer, bir Örtünme yaptırımı uygulanacaksa, “Eşitlik ve Adalet ilkesi gereği” Erkeklere de aynı oranda “Örtünme Uygulama” durumundasınız...!?
İnsana ve Giyime; “Cinsiyet Gözlüğünün Dar Açısından” bakmak?
Bir parça bezi, “Onurun, Kişiliğin olmazsa olmazı olarak görebilmek??”
Bu; Kuran’ın / İslam’ın bakış açısı olamaz…
Ve “İslam Budur” dediğinizde, “İslam’ın Geleceğin Dini” olduğunu savunamazsınız.
SON SÖZ...!
İslam Toplumlarının; Bilim ve Teknik düzeyinin, Bu gün varılan noktanın, çok gerisinde olduğunu görmezden gelebilir miyiz? Bu gerçeği kabul ettiğimizde;
İslam Toplumlarının geri kalmasına “Dinin Etkisi yoktur” diyebilir miyiz?
Diyebilenler varsa, Savunmasını Görmek isterdim.
Bunda, “Dinin Etkisinin olduğu” Gerçeğini görebiliyorsak, Şu Soruya Cevap vermek zorundayız.
--- İslam Toplumlarını İlerlemesine engel olan;
-- İslam mıdır...?
-- İslam adına yapılan uygulama mıdır...?
Bu iki olasılıktan, birini kabul etmek durumundayız. Kişinin Cevabı;
--- “İslam’dır” ise; İslam ana - Babanın çocuğu da olsa; “Toplumu geri bırakan bir dinde neden devam ettiğini” Nasıl Açıklayabilir? Kişinin Cevabı;
--- “İslam adına yapılan uygulamadır” ise; “İslam adına, İslam dışı bir uygulama yapıldığının” -farkında olmasa da- kabul etmiş duruma düşmektedir.
Eğer; bu Cevap, “Bilinçli bir Cevap İse”; yapılması gereken, İslam’ın üzerine sürülen çamurlardan temizlenerek “Özüne dönmemesini” İstemek, bunun için çaba sarf etmektir.
Bu Düşünceyi paylaşmamanın üç nedeni olabilir.
1- Bu Cevap “Bilinçsizdir” 2- Cevabın Sahibi “İslam’ı çıkarı için kullanmaktadır” 3- Cevabın Sahibi İslam’ı çıkarı için kullananlar aldatılmaktadır.
Görüntülenen tablonun, bir noktadaki detayına değil; Tümüne bakalım...
Toplumun bir yarısını, bir sürü yasakla tecrit edeceksiniz...
Evinde oturan “Kocasının Kulu” Çerçevesinin dışına çıkıldığında Problemler(?) başlıyor.
Evet; Kadınlar için Kuran’da yasaklanan bir meslek yoktur. Toplumda Kadın ve Erkek, hiç bir dönemde kesin sınırlarla, biri-birinden ayrılamadığı gibi, bundan sonra da ayrılamayacaktır. İki cins arasında, -Cinsellik dışında- İnsani ilişkiler hep olmuştur ve olacaktır. Bu sınırlamalar devam ettiği sürece; bu ilişkilerin, “Sağlıklı Olarak devamı imkansızdır” Bu, Her adımda, her meslekte hep görülecektir. Hastaysa, karşı cinsten tedavi alamayacak, Doktorsa, karşı cinsi tedavi edemeyecektir. Bu; Tek ayakla yürümek... Tek kanatla uçmaktır. Ve “Neden Geri Kaldık...?” sorusunun Cevaplarından sadece biridir.
Yasaklarla, Sınırlamalarla; “Ahlak, Onur ve Kişiliği Korumak(!?)”
Yeterli bilinç ve iradeye sahip olmayan bir kişi düşünün...? Herhangi bir durumda; Yapması gerekenleri yapmamak, Yapmaması gerekenleri yapmak, istiyor. - örneğin hastalığında, acıdır diye ilaç içmek istemiyor zararlı olduğu halde tatlı yemek istiyor- Yasaklarla / Sınırlamalarla bu Kişi(nin sağlığı) Ne kadar ve ne zamana kadar korunabilir...?
Korunacak olan; “Ahlak, Onur ve Kişilik” olduğunda da, değişen bir şey yoktur.
(Araf/26) Ayetinin açıklamasında söylendiği gibi; Kişi; (Eşi dışındaki karşı cinsi “Dişi / Erkek” olarak değil; “İnsan / Kardeşi ve Saygı değer bir Kişilik” olarak görebilecek) bilinç düzeyine ulaşabilmişse... “Ahlakını Onurunu ve Kişiliğini” her şeyden ve herkesten daha iyi koruyabilir.
Saygılarımla
DİPNOTLAR :
*** NOT: Kurandaki Din Kitabından ve E.Yüksel’in “Başörtüsü” Makalesinden yararlanılmıştır.
[1] Prof. Schmöckle / Sümer M.İ.Çığ / Vatandaşlık Tepkilerim ve prof. Mebrure Tosun / Sümer, Babil ve Asur kanunları Ve Doç. Dr. Şahin Filiz’in açıklamaları.
(Tarihi gerçeklerin -varsa- Yanlış aktarılması dışında buna karşı çıkmak, “İslam’ı Savunmak” olamaz.)
[2] Savaşlar vb. nedenlerle dul kalan çok sayıda kadının, Tek başlarına ayakta kalmasına, Kendilerini korumasına; Çocuklarını yetiştirme imkan yoktu. ...
[3] “(ma) meleket eymaanu(kum/hum) = Yeminler / Sözler(inizle) Sahip (olduğunuz )” “eymaan” ifadesi; aynı şekilde yazılan; (Yemin ve Sağ el’in) çoğuludur. (Nisa/3 24 25 36 Nahl/71 Mü’minun/6 Nur/33 58 Ahzab/50 Mearic/30) Ayetlerinde geçmektedir. Sadece (eymaan... = Yeminler...) anlamında; (Bakara/224 225 Aliİmran/77 Nisa/33 Maide/89(3) Enam/109 Nahl/92 94 Tevbe/12 13 ....) Ayetlerinde geçmektedir.
[4] Bundan hareketle; “Ailevi zorunluluk olması durumunda, İkinci evliliğe yasal olarak izin verilmeli” Noktasına gelindiğinde, Bunun suiistimal edileceği göz ardı edilemez.
[5] ** Kadın örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker (Tirmizî, Radâ, 18).
** Abdüllah ibni Mes'ûd haber veriyor. Resûlullah buyurdu ki, (Kadınlar görüştükleri kadınların güzelliklerini, iyiliklerini, zevclerine anlatmasınlar. Zevcleri, o kadınları görmüş gibi olurlar.)
** Akabe bin Âmir haber veriyor. Resûlullah buyurdu ki, (Yabancı kadın ile bir odada yalnız kalmayınız! kadın zevcinin birâderi veya bunun oğlu ile yalnız kalırsa, ölüme kadar sürüklenir.)
** “- Biriniz bir kadına dünürlük yaptığı zaman kendisini o kadınla evlenmeye sevk eden organlara bakmaya imkân buluyorsa, bunu yapsın-” (Câbir b. Abdullah) (Câbir) dedi ki: “ben bir câriyeyle evlenmek istedim, bunun üzerine (onun haberi olmadan görebilmek için) onu gizli gizli gözetlemeye başladım. Nihayet beni kendisiyle evlenmeye sevk eden (organlar)ını gördüm de onunla evlendim. (Ebû Dâvud, K.en-Nikâh (12), Bâb 17-18 C.8 S.148 Şamil Yayınları. )
** Gazzali' / İhya’daki bir rivayete göre Hz. Ömer evleneceği bir kadının eteğini kaldırıp avret yerine bakıyor!
** Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri cariyesini veya kölesini veya ücretlisini evlendirdi mi, artık onun avretine bakmasın." (Abdullah İbnu Amr İbni`l-As Hadis no:2680) (Evlene kadar bakılabilir(MİŞ??))
** Ebû Sa'îd-i Hudrî haber veriyor. Resûlullah buyurdu ki, (Erkek erkeğin ve kadın kadının avret yerlerine bakmasın!)
** Kisi kadinini yataga davet eder de kadin kaçarak esi sinirli bir sekilde gecelerse, melekler o kadina sabaha kadar lanet eder. (Sahihi Buhari, Tevbe/36)
** Dahası: sahihlerde ve İnternet sayfalarında...
[5a] Kadınlarla ilgili Hadisl(!)lerden bir kısmı: Sayın A.O. Ateş’ın "Hadis Temelli Yargılarda Kadın" Kitabında ele alınmış; Kuran’la, Akılla çeliştikleri ve Peygamberimize ait olamayacağı ortaya konulmuştur.
[6] Altı Ayette geçer. elHaMRi : Bakara/219 Maide/91 elHaMRu : Maide/90 HaMRen : Yusuf/36 Yusuf/41 HaMRin : Muhammed/15
[7] H.Hatemi’nin Güzel tespitleri vardı:
yüzyıllar sonra, başörtüsü genel bir uygulama bulmuş ve gitgide başını açmak ‘haram’ ve başını açan kadının ‘iffetsiz’ olduğu telakkisi yerleşmiştir." (sh. 270)
...‘tefeci’, karısının başı örtülü ise, kendisini ‘sağlam ve cennetlik müslüman’ olarak görebilmekte, kendisini ve başkalarını aldatmaya çalışabilmektedir." (sh. 252-253)
"Bir yandan, Kur’an-ı Kerim'in açık hükmüne rağmen, tefecileri ve ayyaşları ‘iyi müslüman’ diye ilan edip yardakçılıklarını yapmaktan çekinmez, Yezid'i bile himayelerine alırlar, diğer yandan, Kur’an-ı Kerim'de apaçık belirtilmemiş bir hususta kendi görüşlerinden azıcık ayrılanı ‘tekfir’ ederler." (sh. 265)
"Kadınların bir kısmını ‘cariyeleştiren’ ve onlar karşısında erkeklere sarkıntılık hakkı tanıyan, hristiyan ve musevî kadınlara açılma özgürlüğü tanırken, müslüman kadınları ancak tek gözü açıkta kalacak şekilde kara çuvala sokan görüşe asla saygı duyulmaz." (sh. 269)
(“Hatemi’yi Susturan Risale” gibi salvolarla –herhalde çamura bulanmamak için- susmuştur)
[8] Tarihte, “Şeriata dayalı Devlet düzeni” olmamıştır. Olamaz. Bu, Tanrı Adına(!?) Devlet Erkini kullanılmasının kamuflajı olmuştur. Bunu; “Kuran’ın isteği” de iddia edilemez. “Kuran’ın isteği”; Israrla kullanın dediği Aklın Rehberliğinde; Vazettiği Prensiplerim uygulanmasıdır. (Bu, Ayetlerin doğrudan, Yasa ya da Anayasa Maddesi olması Anlamına gelmez.)
[9] Bkz. “Baş Örtmek İslam’ın Emri mi? / Mustafa Sağ” Syf: 101 vd.
[10] Matbaanın icadı 1440. “Gutenberg ilk iş olarak Kitab-ı mukaddes’i bastı.
1516’da Avrupa da Arap harfleri ile baskı yapılmaya başlandı.
Osmanlıda; Yahudiler, Rumlar, Ermeniler matbaalar kurmuşlar, .... “hatta Türkçe kitap basıyorlardı. Fakat Türklerden buna cesaret eden yoktu. Çünkü bu iş için Şeyhülislam’dan fetva, padişahtan ferman gerekti.”
“... Uzun çalışmalardan sonra, İbrahim Müteferrika matbaacılık müsaadesi alabildi .... 1139(1726) Şeyhülislam Abdullah efendi, bazı şartlarla matbaanın kurulmasına ilk fetva veren zat oldu” (Hala, Toplumu Kitabından uzak tutma pahasına, “Hattatların korunması!” Savunulabiliyor?) Fetva(!)nın, hikayesi gibi, kendisi de,Tam bir komedi.
[11] İbn Kemâl, Çaldıran Savaşı (1514) öncesinde verdiği Fetvada sonunda da şunları söyler:
“...buna göre biz onların küfür ve irtidatlarında asla şüphemiz yoktur. Ülkeleri Daru’l-Harbdir. Erkekleri ve kadınları ile evlenmek caiz değildir. Onların çocuklarının hepsi nikahsız ‘veled-i zina’dır, kesdikleri hayvanları mundardır, yenmez. Onlara mahsus olan kırmızı başlığı “Börk” zorlama olmadan sırf onların alâmeti diye giyenin, büyük ihtimalle küfründen korkulur. Çünkü bu açıkca küfür ve inkar alâmetidir.
Bunlar hakkında verilecek hüküm; Dinden dönenler hakkında verilecek hüküm ile aynıdır. Memleketleri, Daru’l Harb, malları, kadın ve çocuklarının Müslümanlarca yağmalanması helâldır...”
[12] Dünya ve gezegenler konusunda bu isin uzmanları olan Astronomi bilginlerine gelince,onların sözleri asla güvenilir Kanıt değildir.Çünkü bu sözler herhangi bir ŞER'İ Kurala değil Zan ve tahmine dayanır
Öte yandan bir konuda İslam bilginlerinin ICMA i varsa; O ICMA HAKKIN ta kendisi olup Aksi
Düşünülemez ve tartışılamaz..
.... Artık Bundan sonra hala dünya yuvarlaktır,Dünya dönüyor Diyenlerin sözleri Allah i ve Peygamberi yalanlamaya yönelik KÜFÜR ve SAPIKLIKTAN başka bir şey Olmayacaktır. Allahı Kuranı ve peygamberi yalanlayanlar ise dinden çıkmış olurlar.Bunlara tövbe teklif edilir;Dinlerler tövbe ederlerse ne ala Etmezler ve eski düşüncelerinde ısrar ederlerse KAFIR ve MÜRTED olarak Katledilirler.Geriye kalan malları-mülkleri de Kamu Hazinesine devredilir (Devamı var / karakterler Türkçe’ye çevrildi)
(Nahl58: ‘sen dağları görür,onları yerinde durur sanırsın..halbuki onlar bulut geçer gibi geçip giderler)
[13] Buhari, vudu 43 Ebu Davud, taharet 39 İbni Mace, taharet 36Nesai, taharet 56