Diğer Adıyla: [İslam Devleti] ÖZLEMİ…!?
Bu Büyük Özlem(!?); Siyasal Erki kullananlar ve Gelecekte kullanmayı düşünenler ile Dini Tepe noktada temsil edenler ve Din Adamı etiketi taşıyanların ortak özlemidir. Aralarında, -yazılı olmayan- Ezeli ve Ebedi, bir anlaşma vardır. Ortak Hedef; İslam’ın, Çıkar için, daha rahat daha verimli Kullanılmasıdır.
Cumhuriyet Tarihi boyunca ekilen tohumların; “En Verimli hasat verdiği” Dönemi Yaşıyoruz.
Aldatılan büyük çoğunluk, Gözlerinin içine baka-baka söylenen Yalanlarla uyutuluyor ve kendilerini aldatanlara desteklerini artırarak sürdürüyorlar.
VİTRİNDE GÖRÜLENLER YA DA AYSBERGİN GÖRÜLEN KISMI:
-- Allah’ın Kitabı kıyamete kadar Baki değil mi? Neden Allah’ın Adaleti ile yönetilmeyelim…?
Vitrinin “Göz alıcı yerinde tutulan” Ayetlerden bazılarını örnek olarak sunalım.
(Altı Çizili Anlamların geçtiği diğer bazı Ayetler ikinci parantez içinde verilmiştir.)
** Kuşku yok ki, biz bu Kitap'ı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik…. (Nisa 105)
** …. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir. (Maide/45) ve (Maide/47,48,49)
** De ki: "Ben Rabbimden gelen bir beyyine üzerindeyim. Ama siz onu yalanladınız. Acele istediğiniz şey benim yanımda değil. Hüküm yalnız ve yalnız Allah'ındır. … (Enam 57) ve (Yusuf/40 ,67 Kasas/70)
** Göklerin de yerin de mülk ve yönetimi Allah'ındır. … (Aliimran 189)
ve (Bakara/107 Maide/18,40,120 Enam/12 Tevbe/116 Şura/49 Zuhruf/85 Casiye/27 Fetif/14 Buruc/9)
Bu Ayetler Öncesi / Sonrası ile birlikte okunursa; bazısının, Ahretle ya da özel durumlarla ilgili olduğu görülür. Fakat “Bağlayıcı olması bakımından” tek Ayette olsa yeterlidir
Göklerin ve Yerin Yaratıcısının Allah Olduğunu bilen ve İnanan bir kişi; Bu Mülkün Sahibinin Onu Yaratan olduğunun da bilincinde olur. Bunun Tartışılacak / Açıklanacak bir tarafı yoktur. Cevaplanması gereken soru;
-- “Allah'ın indirdiğiyle hükmetmek” Nasıl Olacaktır…?
Bu Sorunun Cevabı; “Aysbergin Altıdır” Bu yazının amacı, Görülenden çok daha büyük olan, “Bu Saklanan kısmın” görülmesine yardımcı olmaktır.
ÖNCE, “TOPLUMU UYUTULMASI” GEREKİYOR…!
Peygamberimizin ölümü ile birlikte, İslam Yozlaşmaya başlamış; Halife Osman döneminde yozlaşma hız kazanmıştır. Hz. Ali döneminde, Muaviye’nin “Kan Davası(?)” nedeni ile Anarşik bir ortam yaşanmış; Emevi’ler ile birlikte, “Bilinçli olarak İslam’ın Çıkar İçin Kullanılması” dönemi başlamıştır.
Gerçek Alimler, Susmuş / Susturulmuş, İmamı Azam gibi Susmayanlar, Zindanlara atılmış ve öldürülmüştür. “Hüccet-ül-İslam(?)” Gazali (öl.1111)tarafından “Akıl Mahkum edilerek” Sorun Kökünden Halledilmiştir(!?)
İslam adına yapılan en büyük hata, ve İslam’a yapılan en büyük kötülük, Kuran’ın defalarca tekrar ettiği;
** Düşünmez misiniz…? Aklınızı kullanmaz mısınız…? Anlamındaki Soruların sorulduğu ve;
** Düşünün… Aklınızı kullanın… Anlamındaki Emirlerinin verildiği Ayetlerinin, Devre dışı bırakılmasıdır.
“İslam’ın Çıkar İçin Kullanmanın önündeki en büyük Engel olan” bu Ayetlerin üzerinin örtülmesi gerekiyordu. Bu “Örtme işi” İslam’ın sırtındaki “Büyük Kamburu ve Kara Boyası” Uydurma Hadislerle yapılmıştır.
Daha sonraki gelecek uydurmalara, Ana Kapıyı Ardına kadar açacak olan ilk Maymuncuk:
--- Sizden birinin, koltuğuna yaslanmış, verdiğim bir emir veya koyduğum yasak kendisine ulaştığında, “Bilmeyiz, Biz Allah’ın Kitabında bulduğumuza uyarız” dediğini sakın görmeyeyim. (E.D.Sunen 6 /4605)
Hadis-i Şerifidir(?) Tebliğ ettiği birçok Ayette;
** … “Ben, sadece bana vahyedilene uyarım” …
diyen Allah’ın Elçisine, daha büyük İftira ve Hakaret yapılamazdı!
(Elçinin, Aliimran/159’da ifade edilen “Yumuşak davranışı” ile buradaki “Despot İfadeyi” karşılaştırın)
Bu Uydurmayı “Sahih Hadis” kabul ettikten sonra, önünüze konulan Hadis Etiketli hiçbir ifadeye “Hayır! Bu Hadis değildir!” diyemezsiniz! İslam adına üzücü olanı, Kocaman İsim sahibi olan, bazı İlahiyat Prof.larımızın bile bu Uydurmayı “Sahih Hadis” olarak kabul etmesidir.[1]
-- Mürşidi olmayanın Mürşidi Şeytandır.
Hadis-i Şerifiyle(?) de, “Şeyhleri … Gavsları” devreye sokuyoruz.
Ve Şeyhimizin ilk emirleri:
-- “Aklını Dergahın Eşiğine Bırakacaksın”
-- “Kendini, Cenazenin Yıkayıcısının Eline Teslim Edildiği gibi, Şeyhinin Eline Teslim edeceksin.”
Bu noktadan itibaren Yunus/100 ayetinin kapsamına giriyoruz.
** …. Allah, Aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır.
Şeyhimizin sonraki emirleri! Kuran’ı Anlayarak, (Çevirisinden) okumak “Kuran Okumak” değildir. Günah hatta Haramdır.
Artık, Kuran’ın, sadece, “Düşünün… Aklınızı Kullanın…” diyen Ayetleri değil Tümü devre dışı kalıyor!
** … "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kuran'ı terk edilmiş / dışlanmış halde tuttular." (Furkan/30)
Netice, Kuran’ı dışladığımız için, Allah’ın Elçisinin Şikayet ettiği / Edeceği Toplum durumuna düştük. Bu durumda; Allah’ın Kitabında vaat ettiği hangi yardımı istemeye yüzümüz olabilir mi?
“Şefaatler, Cennetler, Huriler…” Vaatleri de peşinden uçuşunca..? Afyonla dahi bu kadar güzel uyutamazsınız!
“Robot ve Sürü” Haline getirilen toplum, “Çıkar İçin Kullanmaya da” hazır hale gelmiştir.
GERÇEK HEDEF [İSLAM DEVLETİ] KURMAK MIDIR…?
Uyutulan Toplumu; [Allah’ın Kitabı ile Yönetilen İslam Devleti] hayalinin peşine takmak zor değildir.
Bunların Karşıtları(!) “Bilinçli Aydınlar(?)” da farkında olmadan bu Uykuya ortak olmuşlardır.
-- “Şeriat Devleti kurmak amacı ile” diye başlayan Nutuklarla / Yazılarla eleştiriler yapıyorlar. Gözlerini birazcık açabileler, “İslam Devleti” Yalanının, sadece, İslam’ı çıkar için kullanmayı örten “Kirli bir Maske” olduğunu görebilirler. Görevleri bunu görmek ve Topluma göstermektir.
Suyun Başındakiler; “Dini Çıkarı için kullandıklarını” hiç itiraf etmezler. Söylemleri ortama göre değişir.
Fakat Hedefleri: “Devlet Erkini Ele Geçirmektir” Bu hedef hiç değişmez. Ama bulabildikleri ile de yetinir, Bir sonraki fırsatı kollarlar. Toplumda, “Onları omuzlarında oralara Taşıyan” Bilinçsiz büyük bir kesim, Hep olmuştur ve uzun süre olmaya devam edecektir. Bu kesimin onların gözünde “Emir’in yaptığına, Allah’tan gelen bir kader olarak katlanan, Sömürülecek Sürü olmanın ötesinde” hiç bir değerleri yoktur.
Basit bir örnek; Cuma Hutbesi; tam bir dokunulmazlık ve "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." anlayışının geçerli olduğu bir kaynaşma ortamı idi. Toplumun sorunları ortaya konuluyor, Çareler aranıyor / bulunuyordu. Halife Ömer hutbe okurken “Kadınlara verilen Mehir’in bazen aşırı olduğu, sınırlandırılması gerektiği” anlamındaki ifadesi üzerine, Hutbeyi dinleyen bir Kadın;
** … yükler dolusu mal vermiş olsanız da o maldan hiçbir şeyi geri almayın… (Nisa 20)
Ayetini hatırlatmış ve “Allah’ın ve Elçisinin sınır koymadığı Mehir’e, Sen nasıl sınır koyayabilirsin ?” anlamında bir soru ile karşı çıkmıştır. Emevilerden itibaren; Hutbe okunurken, Kişinin, Yanındakine “Sus” demesi bile uydurma Hadislerde(?) Günah / Suç sayılmıştır. Uykuya devam…!
Gerçek Hedefin, “İslam’ın Çıkar İçin Kullanılması olduğu” yazının devamında yeri geldikçe vurgulanacaktır.
ŞERİATLA YÖNETİM NASIL OLACAK…?
[İslam Devleti] özlemcilerinin(?), Başlıktaki soruya cevapları sanırım -yaklaşık- şöyle olacaktır.
-- “Elimizde; Allah’ın Kitabı; Peygamberimizin Hadis-i Şerifleri; Alimlerimizin İcma’ları, Kıyasları, Fetvaları ve Dört Hak Mezhebin verdiği Hükümler vardır. Yeni Hükme gerekirse, İslam Ülkelerinde şimdiye kadar yapıldığı gibi Biz de bu kaynaklara dayanarak gereken yeni Hükümleri koyarız…!”
-- “Dayanılan bu Kaynaklar Ne Ölçüde Güvenilebilir Kaynaklardır…?”
-- Günümüzün Sorunları; 14 asır öncesinin sorunlarının “Basitliği ve Azlığı” ile ölçülemeyecek kadar “Ağır, Büyük ve Çoktur.” Asırlar sonrasının sorunları ise; Günümüzle karşılaştırılamayacak kadar büyük olacaktır.
Bu Sorulara ve Bu başlıkta yazılanların çağrıştırdığı diğer Sorulara Cevaplar arayacağız.
Bu Açıklamalara geçmeden önce toplu cevap verelim. “Allah’ın Kitabı” ifadesi ve hep göz ardı edilen “Akıl” dışında; dayanılan bu Kaynaklara güvenilemez.. “Allah’ın Kitabı” konusunda da “Uygulanan Yöntem” Hatalıdır.
Dayanılan Kaynakların, “Güvenilirliğini”, Büyüyen ve Büyüyecek olan Sorunlara “Nasıl Çözümler bulunacağını” Savunabiliyor musunuz? Bu Savunmayı yapmadan ve “Allah’ın Kitabı kıyamete kadar Bakidir!” İfadesini, Anlamını düşünmeden tekrar ettikten sonra; “İslam Devleti” Nutuklarıyla Uyutulan toplumu etkileyebilirsiniz! Fakat bu Sorulara Tutarlı Cevaplar veremediğiniz sürece, Atılan Nutuklar “Demagoji olmanın ötesinde” bir Anlam taşımaz.
-- Tarihte, Gerçek Anlamda bir “İslam Devleti” olmuş mudur?
-- Toplumların Sorunlarına, “Şeriatla” Gerçek Çözümler bulunabilir mi? Geçmişte bulunmuş mudur? Günümüzde ve Gelecekte bulunabilir mi?
Önce “Dayanılan Kaynaklar” üzerinde Düşünelim…
DAYANILAN KAYNAKLARA NE ÖLÇÜDE GÜVENEBİLİRİZ…?
Kitap: Kuran’ın “Düşünmez misiniz? / Aklınızı Kullanmaz mısınız?” ve “Düşünün / Aklınızı Kullanın” anlamındaki Ayetleri devre dışıdır. İşlerine gelmeyen Ayetin yerine İşlerine gelen Hadisi kullanırlar.
-- “Ey Esmâ! Kadın erginlik çağına ulaşınca… Hadis-i-Şerifi(?) varken, Nisa/127,
** Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor:" … Ayetini görmek işlerine gelmez. Onların istediği, Kuran’ın öngördüğü “Mutlu ve İleri” toplum değildir. Gerçek amaçları “Siyası Gücü” ellerine geçirmektir. “İslam Devleti” özlemi(!?) Uyutma aracıdır. Kullandıkları yöntem, Biraz gizlenmiş ve şekil değiştirmiş de olsa, Ebu Cehil’lerin Fussilet/26’da açıklanan yöntemidir.
** Ve kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenler: “Üstün gelmeniz için bu Kur’ân'ı dinlemeyin, onun içinde anlamsız şeyler yapın / anlaşılmasını her türlü yolla engelleyin” dediler
Hadis: Bize kadar ulaşan “Hadis Etiketi” ifadeler, çok büyük bir oranda uydurmadır. Sahih(?) Kitaplardaki Hadislerin, “Hadis İlimleri ile İnce Elenip Sık Dokunarak” Sahihlik durumlarının tespit edildiği iddia edilir. Fakat “Hadis İlimleri” Kıstasları içinde, “Anlam ve Lafız olarak, Kuran’a uygunluğunun denetlenmesi” anlamında bir kıstas yoktur. Kuran; Aklı, “En önde gelen Değer” olarak saymıştır. “Akla-Mantığa uygun olmayan bir ifadenin, Kuran’a Uygunluğundan söz edilemez ” Bu Sahih(?) Kitaplardaki Hadislerin, büyük oranda, Akıl-Mantıkla, Kuran’la, Diğer Hadislerle açıkça çeliştiğini görmek zor değildir.
Hadisler; “İki yüz küsur yıl / Altı-Yedi nesil” boyunca, Ağızdan ağza Rivayetlerle gelmiştir. “Hadis Etiketi” bir ifade, herhangi bir nedenle, uydurulmamış, Ekleme-Çıkarma yapılmamış olsa dahi, Peygamberimizin ifade ettiği şekil ile günümüze ulaşamaz. Netice; Hadisler Kaynak olarak kullanılamaz.
Konu, “HADİS KONUSU ve UYDURMALAR” yazımızda detaylı olarak incelenmiştir.
İcma: “Bir Konu üzerinde, İslam Âlimlerinin, aynı görüşte Birleşmesi” olarak tanımlanır.
İmamı Azam gibi gerçek Âlimler, ya zindanlarda idi ya da Siyasi Otoritenin görüşüne muhalif “Görüş söyleme” ortamından yoksundular. Bunların dışındakilerin “Hepsinin Görüşlerinin Alınması da” gerçek değildir. Bu İcma(?)ların çoğu, Siyasi Otoritelerin Beslemelerinin İcmasıdır. Netice: “İcma” koca bir yalandır.
Kıyas: Anılan Kaynakların durumu böyle olunca, Neyi Neyle Kıyas edeceksiniz.
Dört Hak(?) Mezhebin verdiği Hükümler: Bir konuda, “Helalden Harama kadar” dört Mezhebe ait, dört ayrı Hüküm varsa, bunlardan ancak “Biri Doğru olabilir” Hemen her konuda farklı Hükümler vermişlerdir. Bunun sayısı yüzleri bulan “Örnek Listelerini” İnternette bulabilirsiniz.[2] Bu durumda “Dört Hak Mezhep” ifadesi anlamını kaybeder.
-- “Dört Hak Mezhepten her biri diğerlerinin Hak olduğunu kabul ederler” İfadesi de Yalandır. Mezhep önde gelenlerinin, diğer Mezhepleri, “Küfürle ithama varan” eleştirilerine ve “Mezhep Savaşlarına” Tarih Şahittir. [3]
Mezhep Çatışmalarını günümüzde de yaşıyoruz.
Bu İthamları, Çatışmaları “Yok” sayalım. “Hükümlerin Doğruluğu” Hadis, İcma … gibi “Dayanılan Kaynakların Güvenilirliğine” bağlıdır. Yukarıda yazılanların Aksini Savunabilir misiniz?
Geçmişteki Hükümlerden; “O gün için / O gün ve bu gün için” doğru olan istisnaların olması, “Güvenilmez Kaynaklara Dayanılarak Doğru Hükümler verileceği” anlamına gelmez. Ve Bu Yanlış Hükümlere dayanarak “Günümüzün ve Geleceğin Sorunlarını Çözecek yeni Hükümler verilebileceği” anlamına hiç gelmez.
** İki denizi birbiri üstüne salan O'dur. Bu, tatlı ve yürek ferahlatıcı; şu, tuzlu ve acı. Ve ikisinin arasında bir berzah, geçişi engelleyen bir perde koymuştur. (Furkan 53)
İki Denizin Karışmaması: Tekniğin ilerlemesi sonucu bulunan gerçekle; geçmişte bu Ayet için yapılan Tefsirleri karşılaştırın. Komikliğin boyutlarını görebilirsiniz.
Fetvalar: Çoğu zaman Ayetleri dışlayarak, yukarıdaki Güvenilir(!?) Kaynaklara dayandırılan Hükümlerdir. “…Örnek Fetvalar” Ara başlığında yeterli örnekleri verilmiştir.
Akıl: Gelelim, Sadece bazı Mezheplerin son sırada saydıkları Kaynağa…! Kuran’ın “Devre dışı” bırakıldığını söylediğimiz Ayetleri gereğince; “Akla Uymak Kuran’a Uymaktır.” Eşdeğer bir ifadeyle; “Bir Hüküm, Akla uygun değilse, Kuran’a da uygun değildir.”
İmamı Azam’ın, “Kişi, Arapçayı hatasız okuyabilse dahi, İsterse, Namazda, Fatiha’nın / Kuran’ın Kendi Dilinde Çevirisini Okuyabileceği” anlamındaki görüşlerinin / Fetvasının üstü örtülmüştür. Bu Fetva, Kurucu İmamı kabul ettiğimiz kendi Mezhebinde dahi uygulanmaz.
Bunun dışında, “Sadece Akılla verilen” bir Hüküm var mıdır? Bilen Bana da haber versin…
Buna rağmen; “Şeriatla / Bu Kaynaklara dayanılarak, konulmuş ve konulacak Hükümlerle Devlet Yöneteceğiz” iddiası, Komik olmanın ötesinde bir anlam taşımaz. Biraz olsun Tutarlı olabilmeleri için, hiç olmazsa “Kuran’la Devlet Yönetimini” savunmaları gerekiyor. Fakat bunu yapamazlar! Bunu yapmaları, “Hadis-İcma...” gibi en önemli Silahlarından yani Çıkarlarından vazgeçmeleri anlamına gelir.
Bu Kaynaklara dayanılarak verilen hükümler, ne ölçüde Tutarlı olabilir…? Bir de “Çıkar İçin Kılıf Hazırlama” Niyeti söz konusu ise…? En hafif cevap; “Geçmişte olduğu kadar”. Örneklerini göreceğiz. Aslında, Gerçek Cevabın, Sorunların Günümüzdeki ve gelecekteki “Gerçek Boyutlarını” hesaba katarak verilmesi gerekiyor.
SORUNLARIN GERÇEK BOYUTU…?
“Şeriatla Devlet Yönetmek” İddiasına kalkmadan önce, Sorunların, “Geçmişteki / Günümüzdeki / Gelecekteki” Gerçek Boyutlarını düşünmek ve bu Sorunlara “Tutarlı Çözümler” Üretmek zorundasınız.
Bu Noktada, Kuran ve Aklın dışında kalan kaynaklar söz konusu olamaz. Kuran açısından bakalım.
Kuran, “Tüm İnsanlığa Hitap ettiği” iddiasındadır.
1400 yıl öncesinden; Milyonlarca yıl sonrasına kadar; Dünyanın tüm değişik Coğrafyalarında, Değişik İklimlerde; Çok değişik, Irk, Dil, Din, Ananelere …. Sahip, Pek-Çok Toplum “Yaşamış / Yaşıyor / Yaşayacaktır.” Her Toplum için, Binlerce Kanuna, her Kanun için Yüzlerce Maddeye gereksinim vardır. “Yaşamış / Yaşayan / Yaşayacak” olan tüm toplumların ihtiyacı olan Kanunları bir araya getirildiğini (!?) düşünün…? Azından, Koca-koca Milyarlarca Cilt Kitap olurdu.
Tüm bu Sorunlara, Kuran’da “Açık ve Net” Cevaplar Aramak…(!?) Akıl-Mantık ve İmkan dışı bir şeydir.
Bu “Açık ve Net” Cevapların bulunamaması Kuran’ın noksanlığı değildir. Bizim, “Neyi / Nerede / Nasıl” arayacağımızı bilmememizin neticesidir.
Sorunların; “Geçmişte Nasıl Çözüldüğüne(!?)” baktıktan sonra; Günümüzde ve Gelecekte; Gerçek Cevapların,
“Kim / Kimler” tarafından, “Nerelerde / Nasıl” Aranacağını düşünelim.
SORUNLAR GEÇMİŞTE NASIL ÇÖZÜLÜYORDU…!?
Bu ara başlığın akla getirdiği ilk soru: “Gerçekten Çözülüyor muydu?” sorusudur.
Peygamberimizden sonra, ikinci asırdan itibaren, Kuran’da doğrudan cevabı bulunmayan sorunların çözümü için zamanın Alimlerine gidilmiştir. Onların verdiği Fetvalarla sorunlar çözülmüştür.
(Tüm Çözümler tutarlı mıydı? Orası ayrı konu)
Dayanılan kaynaklar genelde Hadis Rivayetleri ve Kıyastı. Önde gelen isimlerin, doğal olarak öğrencileri ve takipçileri olmuştur. Daha sonra bu ekoller Mezheplere dönüşmüştür. Ölen bu Alimlere gıyaplarında Mezhepler kurdurduk. Zamanla “İslam=Mezhep / Mezhepler İslam’ın olmazsa olmazıdır.” noktasına gelindi.
Dayanılan Ana Kaynak olan Hadislerin çok büyük oranda, “Akıl-Mantık, Kuran ve biri birleri ile Çelişen uydurma İfadeler” olduğu dikkate alındığında; varılan Hükümlerin, genelde sağlıklı ve Toplumların yararına olmaması doğaldır. Bu durum “Verilen Tüm Hükümler Yanlıştır” anlamına gelmez.
Yıllardır, Kemikleşen, günümüze kadar gelen, bazı “Aldatmalar / Uyutmalar” vardır.
-- “Mezhepsizlik Dinsizliktir.”
Bazen üstü örtülerek de söylense de ifade edilen anlam budur. Buna İnanmak Şirktir.
(Yukarıda da değinildiği gibi)
-- “Dört Mezhebin dördü de Haktır.”
-- “Dört Mezhepten her biri diğerlerinin Hak olduğunu kabul ederler”
Bu çelişkilerin özrü kabahatinden büyük savunması; “Bu Alim, Peygamberimizin Bu Hadisine, Şu Alim de, Öteki Hadisine dayanarak Hüküm vermiştir.” Hükümler Hadis’e dayandığına göre hepsi doğrudur / Haktır(?)
Bu Alimler “Bu Hadisi de, Öteki Hadisi” bilmiyorlar mı idi. Neden, “Böyle de olabilir” dememişlerde, Peygamberin sergilediği Esnekliğe / Verdiği Ruhsata Sınır koymuşlar.
-- “Kuran’ı Anlayamayız. Bir Mezhebe uymak zorundayız.”
“Kuran’ı Anlamayız” İfadesi, Kitabın “Apaçık” olduğunu ifade eden Ayetlerin inkarı ve Allah’a iftiradır.
Bu tekerlemeyi tekrar edenlerin yüzde kaçı Mezhebinin verdiği tüm Hükümleri biliyor?
Bu İfade, Mantığın ve Matematiğin de reddidir. Kuran’ın Ana Dilindeki Çevirisi (600) sayfalık bir kitaptır.
Bir Mezhebi ve verdiği tüm Hükümleri öğrenmek için, azından, bunun dört katı (4x600 sayfalık) bir dokuman okumak / anlamak zorundayız. Bunlar, Ana Dilimizde ve Toplu halde bulunmadığı için, uzun araştırmalarla yapabilecek ya da çoğumuzun hiç yapamayacağı şeylerdir. Aslında, “Ben, Atalarımın İzinden Giderim” demek yetmez, Bir de “Dört Hak(?) Mezhepten, En Doğru olanının seçilmesi” gerekir. Bu durumda, okunması gereken sayfalar tekrar dörde katlanacaktır. Ve ayrıca pek-çok “Hangisi Doğru” karşılaştırması yapmanız gerekecektir. Bunlara “Hayır” diyebiliyor musunuz? Doğrusunu yazın, Biz de öğrenelim…
Hicri 4.Asırda “İçtihat kapısı Kapandı(!?)” denildi. Bunun Anlamı “Gelecek Asırların Sorunları da Çözüldü” demek gibi bir mantıksızlık Şaheseridir. “İçtihat kapısı” kapansa da; O günden bu güne kadar “Fetva Makam(lar)ı” olmuştur. “İslam’a göre yönetiyoruz” iddiasında olan tüm idarelerde; Çoğu kez, Siyasi gücü kullananın arzusuna kılıf şeklinde de olsa; “Son Sözü, hep bu Fetva Makamı söylemiştir.”
ALLAH ADINA [KİM / KİMLER / NASIL] HÜKÜM KOYACAK…!?
** …Hüküm yalnız ve yalnız Allah'ındır. … (Enam 57)
Ayettir… Doğrudur... Fakat “Yutturulmak İstenilen Anlamda” değil!
Bugün, Allah’ın Bilebileceğimiz tüm Hükümleri Kuran’dadır. “Sorunların Gerçek Boyutu” Ara Başlığında ortaya konulduğu gibi; “Yeni Hükümler Konulması” Zorunluluğu vardır. Sorunların çözümü için, Birilerine yeni Vahiy’ler gelmeyeceğine göre, Bu Hükümler, Bu güne kadar olduğu gibi, bundan sonrada, Zorunlu olarak, “İnsan Eliyle” Konulacaktır.
Bu Gerçeği kabul ederseniz; “İslam Devleti / Allah’ın Kitabıyla Yönetme” İddiasında bulunamazsınız.
Koyduğunuz Hükümlere; “Allah’ın / Şeriatın Hükmü” derseniz, Yalan Söylemiş olursunuz.
Bu Gerçekleri şimdilik göz ardı ederek devam edelim.
Geçmişte, “Allah Adına” konulan Hükümler; Allah’ın Kitabına ve Hukuka ne ölçüde uygundu?
İslam Devleti İsteyenlerin; Bu Hükümleri, “Kim / Kimler / Hangi Makamlar koyacak…?” Sorusuna verdikleri bir ortak Cevapları yoktur. Geçmişte olduğu gibi; “Halife, Şeyhülislam / Baş kadı / Ayetullah …” ve Artı “Bunlara bağlı, dar çerçeveli bir alt kurul” olabilir diyelim. Bu “Makam(lar)” yukarıdaki kaynaklara dayanak; “Allah Adına Hüküm(?)” verecekler!
Kuran’da, açıkça cevabı olmayan bir konuda, “Allah adına Hüküm” Nasıl konulacak?
Ve Bu Hükümler, Allah’ın Kitabına ve Hukuka ne ölçüde uygun olacak?
Bu Sorunun cevabı; “Dayandıkları Kaynakların Güvenilirliği Ölçüsünde ve Geçmişte olduğu kadar” olabilir.
Fakat Asıl üzerinde durulması gereken; Hükümleri koyacak bu Makamlar Kim(ler)den ve Nasıl oluşacaktır.
Siyasi gücü elinde bulunduranlar; destekleyenlerine de çok ters gelmeyecek ve “İstediği Hükümleri verecek” şekilde kendisi oluşturmak ister. Çıkar Umanlar ve Aldatılanlar da “Kendi Büyükleri” olsun isterler. Daha özet bir cevap; “Tüm Hükümleri Bizim Şeyh… koysun!”
-- “Buyurun, Bu Yüce Makamı Oluşturun” denilse, Anlaşmazlık, daha ilk adımda başlayacaktır.
Allah Adına Hükümler koyacak bu Yüce Makam Kuruldu Varsayalım…?
Kendi Büyükleri dışarıda kalan gruplar, “Küfürle İtham” dahil, her türlü karalamayı yapacaklardır.
“Allah Adına Hüküm koyan bu Yüce Makam”; Kutsal, Yanılmaz, Eleştiri üstü ve Mutlak Dokunulmaz olmak durumundadır. Bunun neticesi, Küçük bir eleştirinin dahi “Büyük Cezası” olacaktır.
21.Asırda, Toplumlara Huzuru getirmek için, daha iyi bir yol düşünülemezdi(!?)
Yine Varsayalım; Toplumdan hiç Bir tepki gelmedi. Ve yine Varsayalım; “Allah Adına Hüküm koyacak Yüce Makamı oluşturan Kişiler”, Süper Zeki, Süper Dürüst, Çıkar duygusu olmayan, kimseye baş eğmeyen Kişi(ler)dir. Ve Kendilerine; “Buyurun Allah’ın Kitabını, Ülke için gereken tüm Hükümleri Koyun” denildi…?
Ne Yapacaklar…? Nasıl yapacaklar…?
Çok basit bir örnek; Kız kaçırma: Yaşı, Evlenme vaadi, Aldatma, Gönüllü, Tehdit, Zor kullanma, ırza geçme … Bunların olup olmadığına göre en az 14 ayrı hüküm gerekiyor.
Yukarıda da ifade edildiği gibi, her toplum için 10 binlerle ifade edilebilen sorunlara, Kuran’dan “Açık ve Net” Cevaplar bulma olasılığını; “Kişisel Zorlama Yorumlar” sınırları içine dahi sığdıramazsınız.
Netice: “Çıkar ve Benlik” duyguları İnsan varlığının yapışık ikizleridir. Kişiler için, “Çıkar duygusunun olmadığı ön kabulü” Mantığın Reddidir. Onun için, önce, Göz ardı etmek ve Varsayım Rüyalarından uyanmak; Akıl gözümüzü açıp Gerçekleri görmek zorundayız. Allah adına konulan Hükümler! Ve İslam Devleti Özlemi Koca bir Yalandır. Hedef; Siyasi Gücü ele geçirmek ve “İslam’ı Çıkar için Kullanmaktır.” Vebunun doğal sonucu; Toplumun, bilinçli olarak “Cehalete ve Sefalete” mahkum edilmesidir. Öyle bir Sahte “Kader İnancı” konulmuş ki, Yönetici, ne kadar adaletsizlik yaparsa yapsın, bu,“Allah’ın Takdiridir!” Sürüleştirilen Topluma yapılan bu Zulmün Faturası Allah’a kesilmektedir. Varılan Nokta: Kulakulluk, İmanın yozlaşması ve Şirktir.
İslam adına acı olanı; Onlar, O Makamlara; “Cehalete ve Sefalete” mahkum ettikleri Toplumun büyük kesiminin omuzlarına basarak gelmiş olmalarıdır. Ve Onların İslam’da açtıkları Yara, İslam karşıtlarının açtıklarından çok daha derindir.
Bu yolun varacağı nokta anarşidir. Eğer dış güçlere yem olacak kadar parçalanmamışsak, Bundan sonraki adım; Bu Rejimi yıkacak bir ihtilal ya da Tepedekilerin Mutlak hakimiyeti sonucu Koyu Karanlık bir baskı rejimi olacaktır. Allah, İslam'ı bu "İslam Devletçilerinden" korusun...!
Fetva Makam(lar)ının verdiği “Örnek Fetvaları” görelim.
FETVA MAKAMLARI VE ÖRNEK FETVALARI :
-- Ana Dilde İbadet:
İçimizi karartacak olanlara geçmeden, gerçek İslam’a uygun olan iki Fetva örneğine bakalım.
Selmani Farisi, Hemşerilerinin talebi üzerine, Peygamberimizin Onayını aldıktan sonra, “Namazda okunmak üzere”, Fatiha’nın Farsça Çevirisini yaparak İran’a göndermiştir. Bu, “Peygamberimizin, Ana Dilde İbadete Onayı” Anlamına gelir. Bu Tarihi gerçeği değiştirebilecek bir “Fakih ya da Fetva” düşünülemez.
“Farsça (yani Arapçadan başka bir dille) Namaz” Peygamberimizin sağlığında -Medine döneminde- İran’da başlamış, Müslüman Fatih Kuteybe’nin Buhara’da yaptırdığı Camide, en az onun ölümüne (H.94) kadar devam etmiştir.
İmamı Azam’ın; “Kişi, Arapçayı hatasız okuyabilse dahi, İsterse, Namazda, Fatiha’nın (Kuran’ın)Kendi Dilinde Çevirisini Okuyabileceği” anlamındaki Fetvası, O’nun görüşlerini 6 Kitap halinde aktaran en büyük öğrencisi Ebu Muhammed (öl.M.804) tarafından bize ulaştırılmıştır. [4]
Ehli Sünnet(?); Selmani Farisi’nin de, “Kurucu İmamları Saydıkları(?)” İmamı Azam’ın da yolunu terk etmiştir.
-- Sonraki “Fetvaları(?)” Okumadan Önce…!
“Kuran’daki Gerçek İslam ile Yaşanan İslam’ın Çok Farklı olduğunu” iddia ediyoruz. Buna “Hayır” diyorsanız; tüm bildiklerinizi unutarak, Kuran’ın Ana dilinizdeki çevirisini, “Düşüne-Düşüne” okumanızı rica edeceğim.
Yine “Hayır” diyebiliyorsanız, Bu İddianızı savunun. Biz de öğrenelim.
Sonraki Fetvalarda yazılanları; “Kuran’daki Gerçek İslam” açısından Tek-tek Değerlendirmek / Eleştirmek için, Sayfalarca yazmak gerekecek. Bu da, konunun, Yazı olmaktan çıkıp kitap şekline dönüşmesi demektir. Onun için, burada yazılan soruları, bu Fetvaları okurken, hatırda tutmanızı rica edeceğim.
-- Bu Fetvalar “Kuran’daki Gerçek İslam” ile bağdaştırılabilir mi?
-- “Uydurma Hadisler” gibi ifadeler, hala “Kaynak” kabul edilirken, “Geçmişte Yapılan Hatalar artık yapılamaz” diyebilir misiniz?
-- Günümüzde “Dini Tepe Noktada Temsil edenlerin Aydın Din Adamlar olduklarını” İddia edebilir misiniz?
-- Sadece Aydın olmak yeterli midir? Bu Fetvaları yazanların hepsi Cahil miydi? Tarih boyunca yapılanın aksine, bundan sonra, “Dini Çıkar için kullanılmayacağından” emin olabilir misiniz?
-- Allah adına Hüküm koyan(?) Makamlar, “Dokunulmazlık Zırhını” geçmişte olduğu gibi, “Çıkarları örtmek için kullanmazlar” diyebilir misiniz?
-- Aynı Kafaların koyacağı “Hükümler… Fetvalar” Toplumları yuvarladıkları çukurlardan Düze çıkarabilir mi?
-- Kuran’ın Matbaada basımı:
Bu gün 4 yaşındaki bir çocuğa: "Kuran’ın Matbaada basılması günahtır / caiz değildir" deseniz, "Bu adam üşütmüş" der gibi bakar gözünüze.
Matbaa (1440) yılında icat ediliyor. Basılan ilk kitap, “Kitabı Mukaddes” oluyor.
Matbaanın Osmanlı ülkesine girebilmesi için de, Kuran’ın basımı için de, Şeyhülislam’dan “Caizdir” Fetvası Padişahtan ferman gerekiyor. Bu nedenle, Matbaa, icadından (286) yıl sonra ülkeye girebilmiş, girişinden (148) yıl, icadından (434) yıl sonra (1874) de Kuran’ın resmen basımına müsaade edilmiştir. [5]
-- Taht için tehlikeli ise(?) Katli Vaciptir…
"Nizâm-ı memleketin bozulmasına sebep olan, fitne ve fesada teşvik edenler, bu şenî' fiilleri bizzat işlemedikleri vakitlerde dahi, katl edilebilecekleri” fetvaları verilmiş; “…karındaşları nizâm-ı âlem içün katletmek münâsibdlr…” Kanunnameleri vazedilmiştir. Bu Fetva ve Kanunnamelere dayanılarak –bazen hiçbir şeye dayanmadan- Osmanlı tarihi boyunca; “Taht için tehlike olacağı düşünülen, Yakınlar-Babalar-Oğullar- Kardeşler-Bebekler … ” katledilmişlerdir.
-- Alevi Katliamı:
Y.Sultan Selim; Çaldıran Savaşı’ndan önce, Alevi kitleleri yanına alamayacağını anlayınca, Anadolu’ya gönderdiği memurlarına Kızılbaşları tespit ettirerek, Müftü Hamza Efendi, Şeyhülislâm İbn-i Kemal gibi din adamlarına(?) hazırlattığı fetvaya dayanarak(!) 40 binden fazla vatandaşı Anadolu Alevi’sini katletmiştir.
Fetva(!)nın görünür gerekçeleri; [Şeriat ve Muhammed’in sünnetine hakaret etmek / İslam dinini ve Kuran’ı tahrif etmek / Şeriatın yasakladıklarını mubah kabul etmek / Kuran ve öteki Şeriat kitaplarına hakaret etmek, saygısızlık / Osmanlı ulemasını aşağılama, küçültmek / Camileri tahrip etmek / Ebu Bekir ve Ömer’in halifeliğini inkâr etmek / Muhammed’in karısı Ayşe’ye iftira etmek, sövmek / İslam’ın kurallarına uymamaktır.]
Ve Hüküm: Katledilmeleri Vacip ve Farzdır. [6]
-- Velilerin Kerametlerini İnkar (eden …) Dinden Çıkar?
(Hüccet-ül İslan(!?)) İmâm-ı Gazali Hazretleri İhyâ-i Ulûm’id-din adlı eserinde buyurur(muş?) ki:
“… Allah dostlarının bu hallerini inkâr eden bir ilimden, cehalet çok daha iyidir. Kaynak bir olduğu için, velileri ve kerâmetlerini inkâr, peygamberleri ve mucizeleri inkâr demektir, peygamberleri inkâr ise tamamen dinden çıkmaktır.”
-- Halifenin / Şeyhülislamın, “İslam Ülkelerini Cihada Çağrı” Fetvası:
Bu Beyanname / Fetva, Meclis-i Ali-i İlmî (Yüksek ilim Kurulu) tarafından hazırlanmış; Halife sıfatıyla Sultan Reşad; Aralarında görevdeki ve üç eski Şeyhülislam’ın da bulunduğu, En üst seviyeden 34 Alim ve Fetva Emini Ali Haydar Efendi tarafından imzalanmıştır.
Beyannâme'ninson paragrafı şöyledir:
"Ey mücâhidîn-i İslâm Cenab-ı Hakk'ın nusret ve inâyeti ve Nebiyy-i muhteremimizin meded-i ruhâniyetiyle a'dây-ı dîni kahr ve tedmîr ve kulûb-i müslimîni sermedî seâdetlerle tesrîr eylemeniz va'd-ı celîl-i İlâhî ile müeyyed ve mübeşşerdir." (Bir şey anlayan var mı?)
Bu ifadeleri şu şekilde sadeleştirebiliyormuş…
"Allah'ın açık dini adına hızla savaşa çıkan Müslümanları, her konuda başarılı kılıp yardım edeceğine onun yüce lutuflarıyla söz verilmiştir. Hz. Ahmed'in aydınlık şeriatını yüceltmek için canını ve malını feda eden ümmet-i nâciyesine arka çıkıp elinden tutmak için Hz. Peygamberin muhakaddes ruhu hazır ve mevcuttur"
Birazcık Düşünelim mi…?
-- Halk, bunları anlayabilir mi? Neye Çağrıldığını Ne Yapılacağını Nasıl Bilecek…?
-- Allah Adına verilen Sözler? Haşa… Allah mı Onları aldattı yoksa Onlar mı Allah ile Halkı aldattı…?
-- En Üst(!?) düzeydeki 36 İmzanın Temsil ettiği(!?) İslam, “Kuran’daki Gerçek İslam” Olabilir mi…?
-- “Hilafetin Tüm İslam Alemini Temsili?” Asırlardır Aldatıldığımız Koca bir Yalan değil midir…?
-- Kurtuluş Savaşı Komutanlarının Katli:
İslam’ın emri; “Bir İslam Ülkesine Saldırı olmuşsa” Ülkenin ve tüm vatandaşlarının, Canı ile Malı ile tüm olanaklarını kullanarak buna karşı çıkmalarıdır. Mustafa Kemal ve O’na güvenen komuta kademesinin yaptıkları da budur.
Vahdettin’in İzmir’in işgalinden sonra, İzmir valisi Kambur İzzet'e çektiği telgraf:
" Yunanlılar dostumuz olup bize yardıma gelecekler. Medeni insanlar. Onlara her türlü yardımı yapınız" Aynı Vahidettin’in "Hatt-ı Hümayun"u ve hükümetin bir bildirisiyle”, birlikte 5 Nisan1920 günü yayımlanıp Anadolu'da da İngiliz uçaklarıyla dağıtılan ve Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah Efendi'nin imzasını taşıyan "Fetvây-i Şerife(!?)" [7] göre, özetle;
İslam halifesi (Vahidettin) Dünya nizamının sebebidir(!?)
Kurtuluş Savaşı veren Mustafa Kemal ve Arkadaşları ise; Padişahın sadık tebasını hileler ve tezvirler ile kandıran ve yoldan çıkaran; Padişahın yüksek emirleri olmadan ahaliden asker toplayan, askerî iaşe ve teçhiz bahanesiyle baskı ve işkencelerle halkın mallarını yağmalayan, Tanrı'nın kullarına zulmeden, bazı köyleri ve bölgelere hücum ile tahrip eden, nice masum kimseleri katleden, yüksek halifelik makamına ihanet eden, halkı fitneye fesada sevk eden (…) Şerir Şahıslardır. Eşkıyalardır.
Bunların kötülüklerinden memleketi ve Halkı kurtarmak vacip olup gerekirse kitle halinde öldürülmeleri meşru ve farzdır. Halkın Adil(!?) halifemiz Vahidettin Han Hazretlerinin çevresi etrafında toplanıp bunlarla çarpışması Vaciptir Halife Hazretleri tarafından adı geçen eşkıya ile çarpışmakla görevlendirilen askerler çarpışmaktan kaçınır ve firar eylerlerse asi olur büyük günaha girerler şiddetle cezalandırılmaları hak olur. Halifenin askerleri eşkıyayı katlederse gazi, eşkıya tarafından katledilenler Şehit ve Şefaate nail olurlar.
Yurtsever ve Gerçek Din Adamları, Ankara Müftüsü M. Rıfat Efendi (Börekçi) ve 153 Müftünün, bu ihanet Fetvasına karşı çıkan Fetvalarında, Özetle;
“...savaşan ve dini vazifesini yerine getiren İslam halkına karşı düşman tarafını tutarak İslamlar arasında fitne çıkararak silah kullanan Müslümanlar şeriatça günahların en büyüğünü işlemiş ve fesada yönelmiş olurlar.
Bu suretle düşman devletlerinin zorlamaları ve kandırmalarıyla olaylara ve gerçeklere aykırı olarak çıkarılmış bulunan fetvalar İslam halkı için şeriatça muteber olmazlar …” denilmektedir.
-- Dünya Yuvarlak değildir ve Dönmüyor?
Medine İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Abdülaziz bin BAAZ, (1975)de 2.baskısı yayınlanan İlmi(!) eserinde; “Dünyanın Yuvarlak olmadığı, Dönmediği, Güneşin döndüğü, Gezegenlere gidilemeyeceği” İspat ediliyor(!?). Savunmaların sağlamlığı(!) kadar, Büyük Prof. Din Aliminin(?) “Mantığındaki Şahaneliğe” de dikkatinizi çekmek isterim.
Kilise 1632 de “Dünya yuvarlaktır. Dönüyor” diyen Galileo’yu ömür boyu ev hapsine mahkum etmişti.
Prof. BAAZ, “Aynı Sapıkları(!?)” (343) yıl sonra, Kafir ve Mürted olarak Katledilmeye Mahkum ediyor.
Asrın Fetvasının Özet Alıntılarını [8] okuyabilirsiniz.
-- Diyanetin Başörtüsü Fetvası:
Dini “Tepe Noktada Temsil edenlerin” Kendilerinin ve Onları o Makama getirenlerin çıkarları için; “İslam’ı, Siyasi Gücün Ayakları altına bir Paspas gibi Sermeleri” İslam Açısından Çok Acıklı bir Durumdur.
Atatürk’ün kurduğu ve İlk Başkanlığını M. Rıfat Börekçi’nin yaptığı Diyanet İşleri Başkanlığının, Tarihteki temsilcileriyle(!) “Aynı Çizgiye gelmesi” hem İslam, hem Bizim ayrı bir Yaradır.
-- “Başörtüsü Allah’ın Emri midir?” Sorusunun Cevabından önce;
-- “Allah’ın Emri Nedir?” Sorusunun Cevabı verilmeli, Tanımı yapılmalıdır.
Bu Soruyu, Her ortamda, Defalarca sordum. Tutarlı bir Cevabı Verilmedi. Tanımı yapılmadı.
Buyurun; Önce tutarlılığını savunabileceğiniz bir Tanım yapın. Sonra da; “Başı Örtmek Allah’ın Emridir” İddianızın, Tamınıza ve Kuran’a Uygunluğunu savunun. Hodri Meydan…!
Örtünme Konusu,bir Yazımızda [9]detaylı olarak işlenmiştir. Sadece bir bölümünün Özetini vereceğim.
Bizim “Allah’ın Emri Nedir?” Sorusuna Cevabımız / Tanımımız:
-- Allah’ın Kitabında, Açıkça YAP ya da YAPMA dedikleridir.
Bu Tanıma göre, “Başörtüsü Allah’ın emridir” diyebilmek için; Kuran’da “Başınızı ya da Saçınızı Örtün” anlamında bir ifadenin olması gerekir. Kuran’da bu anlamda bir ifade yoktur. Hatta doğrudan Başörtüsü anlamında bir kelime de yoktur. Nur/31’de geçen ifade:
"... v-elyeDRrinBne biHuMuRihinne alaaCuYuuBihinne..."
".... Örtülerini Göğüsleri üzerine koysunlar / vursunlar...."
Ayette geçen: HuMuRi =Örtülerifadesi,HıMaR=Örtü‘ifadesinin Çoğuludur.
HıMaR (Genel Örtü) Anlamındadır. Şapka, Yazma … Çorap gibi “Özel Örtü” anlamında değildir. Genel örtünün Kullanıldığı yerle birlikte anılması gerekir. “Masada / Başta / … da” kullanılıyorsa; “Masa / Baş / … Örtüsü” ve benzer şekilde başta kullanıldığında, “Hımar-ür-Res” denilmesi gerekiyor.
HıMaR kelimesi, “Özel Başörtüsü” anlamında bir kelime olsa dahi “Başınızı / Saçınızı Örtün” anlamında bir ifade olmadan “Başörtüsü Allah’ın Emridir” diyemeyiz.
Aldatma sadece bu Noktada değildir.
-- Örtülmesi istenilen yer, Baş / Saçlar değil “Göğüs açıklığıdır”
-- Başta mutlaka örtü olduğu varsayılarak; “Çekin / Sarkıtın / Uzatın …” anlamında bir ifade kullanılmamıştır. Bu şekilde anlam verilmesi saptırmadır. Kullanılan ifade, “Koyun / Vurun …” anlamında bir ifadedir.
Diyanet, bu konuda, değişik tarihlerde, biraz da zamanın atmosferine uyan Fetvalar vermiştir. Okuduklarımda “Başörtüsü Allah’ın Emridir” İddiası savunuluyor. Nur/31 Ayetinin ilgili bölümüne verilen anlamlar;
** … Baş örtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler…
** … Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar…
Önce, Ayete verilen Anlamlarda Saptırmalar yapılmıştır.
Ve Asıl Savunma(!) Ayetin “… Süslerini / ziynetlerini, görünen kısımlar hariç, açmasınlar. …” anlamındaki ifadesinin “Sınırlamasında” yapılıyor.
Dayanakları; [Hz. Âişe şöyle demiştir: “Ebû Bekr’in kızı (ablası) Esmâ ince bir elbise ile örtülü olarak Rasûlüllah’ın huzuruna girdi. Rasûlüllah ondan yüzünü çevirdi ve kendi mübarek yüzünü ve ellerini işaret ederek; “Ey Esmâ! Kadın erginlik çağına ulaşınca vücudunun şurası ve burası dışında kalan yerlerinin görülmesi caiz değildir.” Buyurdu] Hadis-i-Şerifi(?)dir.
“Ayetteki görünen kısımlar bu hadisle açıklanmıştır” buyuruyorlar!
İlla da “Hadis-i-Şerife” dayanacaksanız, Müslümanların “Birlikte Abdest Aldıkları” tarihi gerçeği var. Bunun anlamı, en azından “Abdest Uzuvlar Açıktı” demektir.
Gerekçe: “Erkekler Tahrik Olmasın diye(!?)” Yani “Komşu Kuzunu kapat. Bizim Köpek kapar.” Sen Köpeğini bağla. Özrü Kabahatinden büyük cinsinden bir gerekçe..
Kadınlarda, Yaratılışı farklı tek organ olan “Göğüsler” hariç, Erkek ve Kadınların aynı ölçüde “Tahrik olma / Tahrik edilme” durumu vardır. Sınırlama olacaksa, “Bakışlara Sınırlama” getireceksiniz.
Hadislerle / Uydurmalarla “Allah adına Hükümler” verebilir misiniz?
Allah, Ezeli Bilgisi ile, “Kadınlar konusunda bu Durumlara geleceğimizi” Bildiği için, bu Kapıyı Kapatmıştır.
** Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor:" …(Nisa/127) Ve Ölçüyü de kendisi veriyor.
** Ey ademoğulları! Size, gereken yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Ama takva giysisi en hayırlısıdır. İşte bu, Allah'ın ayetlerindendir. Düşünüp öğüt almaları umuluyor (Araf 26)
“Düşünüp Öğüt Almak…” Bunlar, Kuran’ın devre dışı tutulan Ayetlerindendir.
Daha Hayırlı olan; “Takva Giysisi” Nedir…?
İslam’ın Hedefi; Erkek / Kadın tüm fertlerinin; Bilinç ve Ahlak olarak; Eşleri dışındaki tüm karşı cinleri, “İnsan / Kardeş / Saygı değer bir Kişilik” olarak görebilecek düzeye gelebilmesidir.
Bu “Düzeye” yaklaştığımız oranda, bu Saçmalıklara da Sınırlamalara da gerek kalmayacaktır.
Utanılacak bir durum…? Karşı Cinsi, İlla da “Erkek ya da Dişi” olarak görüyoruz. “İnsan olarak göremiyoruz” Bu konuda “Kafir” diye nitelediklerimizin çok gerisindeyiz.
Konunun; “Görülmeyen ve Hep Örtülen” Yönü “Toplumun İmanına Saldırılması ve Tahrip edilmesidir.”
İslam’da İman açısından “İnanılması Gereken bir Şeye, Örn. Hesap Gününün varlığına” İnanmamak Ne kadar tehlikeli ise; “İnanılmaması Gereken bir Şeye, Örn. Allah’ın Emri Olmayan bir şeye Allah’ın Emridir diye ” İnanmak da o kadar tehlikelidir. Çıkar için, “Toplumun İmanı Tahrip edilmeseydi” Sadece Başörtüsü değil, birçok Sorun, Sorun olmaktan çıkardı.
-- Kuran, Başka Dile Çevrilemez…(!?)
Bu Anlamsız “Çevrilebilir mi?” Sorusuna, yakın zamanlara kadar “Hayır” Cevabı verilebiliyordu…!
Şeyhülislam(!) Mustafa Sabri Efendi; Mısır’a, kaçtıktan sonra; “Kuran’ın tercüme edilebileceği ve tercümenin Namazda okunabileceğini”Savunan, Mısırın Din bilginleri: Şeyh Muhammed Abduh, Tantavi ve Cami-ül-Ezher Başkanı Meragi’nin fikirlerine karşı “Tercüme edilemez” Savaşı vermiştir.
Beyrut’ta bastırdığı kitabında, Türkiye ve Milli Mücadele hakkında, Kin dolu çok ağır ifadeler kullanmıştır. [10]
1990-93 Yılların Türkiye’sinde, Türkiye gazetesinin (Bir Bilen) Köşesinden aydınlatmalar(!?) [11]
DİYANETİN GÖREVİ “İSLAM'DA ÖZE DÖNMEKTİR” …
Diyanetin yaptığı ise, tam tersidir. “İslam’ın Özünden daha çok Uzaklaşması…?”
15 yıl kadar önce, Diyanet İşleri Başkanı; “uydurma Hadislerin Ayıklanacağını” söylemişti.
Bugün “Ey Esmâ! Kadın erginlik çağına ulaşınca…”Uydurmalarına dayanarak Fetvalar veriyorlar.
12 Bakanlığınkinden ve 7-8 Bakanlığın toplamından daha büyük bütçe… Vakıf aracılığı ile ve Camilerden toplananların yekununu Allah bilir. Devenin, “Boynun Eğri… / Nerem Doğru ki…” Hikayesinde olduğu gibi, Diyanetin doğru tarafını -varsa- bilen anlatsın, anlamaya çalışalım.
Sadece birkaç örnek…
-- Yerleşik 4 bin Nüfuslu beldelere 8-9 İmam kadrosu.
-- Kuran Kurslarında, Kuran’ın Orijinalini okumayı öğrenme dışında; “Bilinçsiz Ezber” için, Milyonlarca Çocuğun yıllarının harcanması...? Bunun İslam’ı ve Kuran’ı “öğrenmeye” ne ölçüde faydası vardır?
-- İslam’la hiçbir ilgisi olmayan “Paralı Namaz Kıldırmak” için, her yıl, Milletin Milyarlarının harcanması?
Bu Tabloyu, Kuran’ın Neresine Nasıl Sığdırabilirsiniz?
Bu devasa bütçe, her kesimin vergisinden oluşuyor. Bunun ne kadarı helal ediyor…? Helal Para da olsa, Kuran’a ters olan bu uygulamaların; Bir de Haram para ile yapıldığını düşünün…?
Yapılan şey, Kendilerini O Makamlara Getirenlerin Ayakları Altına, İslam’ın “Kırmızı Halı gibi” serilmesidir.
İSLAM'DA HÜKÜMLER NASIL KONULACAK…?
Yukarıda; Dayanılan Kaynaklar, Hüküm Koyan Makamlar, Uygulanan Yöntemler ve konulan Hüküm Örnekleri İncelenerek, Hiç birinin, “Kuran’daki Gerçek İslam’la Bağdaşmadığı” ortaya konulmuştur.
Diğer taraftan; Sorunların Çözümlerinin; “Açık ve Net” olarak Kuran’da bulunamayacağı gerçeği ve Kuran’ın “Tüm Zamanlarda, Tüm İnsanlığa Hitap ettiği / edeceği” iddiası vardı…
Bu Gerçeğe ve İddiaya “Evet” diyenlerin, Bu Noktada, şu Soruların Cevaplarını vermesi gerekiyor.
-- Allah adına Hükümler konulabilir mi?
-- Konulan Hükümler; Tüm Zaman ve Coğrafyalarda yaşayan Her Toplumda geçerli olabilir mi?
-- Toplumların Sorunlarının Çözümü için; “Kuran’daki Gerçek İslam’a Uygun” Hükümler; Hangi Makamlar tarafından, Nasıl Konulacaktır?
Evet… Kuran, “Tüm Zamanlarda, Tüm İnsanlığa Hitap etmiştir” ve etmeye devam edecektir.
Muhkem / Açık Hükümlü Ayetleri ile konulan prensipler; “Geçmişte / Günümüzde / Gelecekte” Geçerli olan / olacak genel prensiplerdir.
Müteşabih Ayetlerinde; öyle ifadeler kullanılmış ki, Hem ilk muhataplarına yabancı gelmemiş hem işaret edilen buluş / keşif yapıldığında, Ayetin ifadesi ile bire-bir paralel olduğu görülmüştür. Örneğin, açıkça “Dünya dönüyor” denilemezdi. Bu İfade, o zamanın insanınca “Anlamsız / Kabul edilmez” bir ifade olurdu. Bunun Neticesi, Kuran’da, onların gözünde, “Anlamsız / Kabul edilmez” bir ifade olurdu...
Ve Kuran’a bakış açımız, “Kuran’ın istediği gibi”olmalıdır. Örnek olarak;
** (Savaşa) gücünüz yettiğince kuvvet hazırlayın. Ordugâhlarda atlar besleyin. Böylece hem Allah'ın düşmanını hem kendi düşmanınızı hem de bunlardan başkalarını korkutabilirsiniz. (Enfal/60)
Savaşa“gücünüz yettiğince kuvvet hazırlamak…?”;Bunun o devirdeki örneği, “Oklar / Atlar...” idi. Bu günün İstihbarat, Füzeler ve Jetler… devrinde; bunların, Çağımızda, en ileri Teknikle üretilenleri olacaktır.
Daha genel bir tanımla, Kuran’ın bu ifadesinden, Tüm zamanlarda ve Her konuda, Araçların ve Gereçlerin yapımında, Diğer Toplumların Önünde olmamız gerektiğini anlamalıyız.
Tekrar vurgulayalım…! “Allah Adına Hüküm Koymaya kalkmak…?” Yalan, Aldatma, Topluma yapılacak büyük kötülük ve Allah’a Hakarettir.
Bazı Ana Prensipler dışında, Hiçbir Hükmün, Her Zaman, Her Toplumda Geçerli olduğu söylenemez.
Her Toplumun Yönetilmesi için, “Gerekli Kanunlar / Kurallar / Hükümler…”; O Toplumun, Objektif ölçülere göre Seçtiği ve daima etkin olarak Denetleyebildiği Temsilcileri tarafından konulacaktır.
Bu Temsilciler, Liderlerin(!?) etkisinin sıfır olduğu, genel oyla seçilen bir “Parlamento” ve Sivil toplum kuruluşlarınca seçilen; iki yılda bir, üçte biri yenilenen bir “Bilim Kurulundan” oluşabilir. [12]
Kural / Hüküm konulmadan, “Bilim Kurulunun” ilgili birimlerince, “Ana Çerçeve” hazırlandıktan sonra, “Parlamento” tarafından Kurallar / Hükümler konulur.
** “Hükümlerin Konulmasındaki Dayanaklar / Prensipler” neler olabilir…?
-- Kuran’ın, “Açık Hükümlü Muhkem Ayetleriyle konulan” Genel kapsamlı Prensipler.
-- Yukarıda da ifade edildiği gibi; Kuran, genel kapsamlı pek çok Ayetinde; “Düşünmez misiniz…? Aklınızı kullanmaz mısınız…?” diye Sorular Sormuş, “Düşünün… Aklınızı kullanın …” diye Emirler vermiştir. “Bilime / Bilene, Her şeyde Adalete / Dengeye” Çok büyük değer verildiği ifade edilmiştir.
Bu nedenle, Herhangi bir Kuralın / Hükmün konulmasında, “Açık Hükümlü Muhkem Ayetlerle konulan” Bu Prensiplere; Kökeni ne olursa olsun, “Hak İfade eden” Prensiplere; “Objektif Akla, İlmi ve Genel Hukuk Kurallarına” dayanılmışsa; “Adalet ve Toplumdaki Dengeler ” dikkate alınmışsa; Bunun anlamı, Yine “Kuran’a Dayanılmış” demektir. Ek bir özellik olarak, Yapılan Tüm Eleştirilere, Hüküm koyan makamın “Tutarlı cevaplar verilebilmesi” aranır.
Uygulanan bu yöntemde; Ne “Kaynakların Güvenilmez olduğu”, Ne “Hükümlerin Kuran’a ve Gerçek İslam’a uymadığı” ve Ne de “Sorunlara Gerçekçi çözümlerin bulunamadığı” iddia edilebilir.
Tabii, her zaman daha güzel yöntemler önerilebilir.
Bu Makamların; Kutsallığı / Eleştiri üstü olmaları söz konusu değildir. Konulan Hükümler Allah / Şeriat adına olmayıp, “Ulus Adınadır.” Şu Ayete / Şu Hadise göre değil; Şu Kanunun Şu Maddesine göredir.
Bir Dinin; “Hak Din” olup olmadığının; en önemli Göstergesi; O Dinin Kitabında yapılan Yaratan Tanımı’nın; Objektif Aklın sorabileceği sorulara “Tutarlı Cevaplar” verebilmesidir. Ya da, Objektif Aklın ortaya koyacağı Yaratan Tanımı ileçelişmemesidir. Kuran’ın Yaratan Tanımı’nda bu çelişkinin olmadığı rahatça söylenebilir
DİPNOTLAR :
[1] Sayın Prof. A.BAYINDIR
http://www.suleymaniyevakfi.org/kutsanan-gelenek-ve-Kuran/kitap-ve-hikmet.html
adresindeki yazısında bu uydurma “Sahih Hadis” olarak kabul ediliyor.
[2] http://kufe.blogcu.com/4-mezhep-arasindaki-100-fark/4559433
[3] MEZHEPLER KONUSU
[Dört Hak Mezhep] Ara başlığı ve DipNot [2]
[4] ANA DİLDE İBADET MESELESİ / Y. N. ÖZTÜRK / Yeni Boyut Y. 7.Baskı -2002 Sayfa:90,121,115
[5] Kuranı Kerimin Türkçe Açıklaması / Osman Keskioğlu / Giriş s.19-21
Cevdet Paşa “Taassup erbabının itirazından korkulduğundan” bahseder. Fetvaları(!) lütfen okuyun..
[6] http://www.navkurd.net/nivisar/mehmet_bayrak/osmanli.htm
Sadeleştirerek özetlersek; (yukarıda) zikredilenler ve benzeri söz ve eylemleri, tarafımdan ve bütün İslam Alimlerince açıkça bilinmektedir. Biz, Şeriat Kitaplarımızın verdiği haklara dayanarak fetva verdik ki onlar kâfirler ve dinsizler topluluğudur. onlara sempati gösteren, bâtıl dinlerini kabul eden ve yardımcı olanlar da Kâfir ve dinsizlerdir. Bunları kırıp topluluklarını dağıtmak bütün Müslümanlar için vacip ve farzdır. Müslümanlardan ölenler Şehittir ve yeri cenneti ala’dır. O kâfirlerden ölenler yeri ise cehennemin dibidir. Bunların hali kafirlerin hâlinden çok kötüdür. Kestikleri; ok, Şahin ve köpekle avladıkları murdardır. Onların gerek kendi aralarında, gerekse başka topluluklarla yaptıkları nikahlar geçerli değildir. Bunlara miras bırakılmaz. Sadece İslam Sultanının, onların tümünü öldürüp, mallarını, miraslarını, kadınlarını evlatlarını alma hakkı vardır. Onların tövbe ve pişmanlıklarına inanılamaz hepsi öldürülmelidir. Onlardan olduğu bilinen ya da onlara giderken yakalanan herkes öldürülmelidir. Bu topluluk hem kâfir ve imansız, hem de kötülük yapacakları bilindiğinden öldürülmeleri vaciptir.
[7] https://www.facebook.com/note.php?note_id=257179172077&id=93562984367&ref=mf
[8] “Günesin Hareket halinde olduğuna, Dünyanin dönmediğine ve gezegenlere gitmenin mümkün olmadiğina dair nakli ve hissi deliller.” (Medine İslam Üni. yayını)
Dünya ve gezegenler konusunda bu isin uzmanları olan Astronomi bilginlerine gelince, onların sözleri asla güvenilir Kanıt değildir. Çünkü bu sözler herhangi bir Şer'i Kurala değil Zan ve tahmine dayanır
Bir konuda İslam bilginlerinin İcmai varsa; o İcma hakkın ta kendisi olup Aksi düşünülemez ve tartışılamaz. (??)
Yüzyılımızın birçok yazarı ve öğretim üyesi arasında,“Güneş sabittir Dünya yuvarlaktır ve döner” Düşüncesi yayılmış bulunmaktadır. Bu konuda Bir çok soru soruldu ve sonun da konuyla ilgili kısa ve özlü bir eser yazarak İnsanları bu Sapık düşüncelerden uzaklaştırmak ve gerçeğe Yöneltmek gerektiğine Kanaat getirdim..
Artik Bundan sonra hala “Dünya Yuvarlaktır, Dünya Dönüyor” diyenlerin sözleri Allah’ı ve Peygamberi yalanlamaya yönelik Küfür ve Sapıklıktan başka bir şey Olmayacaktır. Allah’ı Kuran’ı ve peygamberi yalanlayanlar ise dinden çıkmış olurlar. Bunlara tövbe teklif edilir. Dinlerler tövbe ederlerse ne ala Etmezler ve eski düşüncelerinde ısrar ederlerse Kafir ve Mürted olarak Katledilirler. Geriye kalan malları-mülkleri de Kamu Hazinesine devredilir
Dünyanın yuvarlak olduğuna ve döndüğüne ilişkin iddia sadece Dinsel nakiller acısından Saçma olmakla kalmaz görsel kanıtlar ve Gözlemler açısından da Saçmalık olarak ortaya çıkar. Şöyle ki: Müslüman-Kafir tüm insanlar hiç aralıksız Günesin aksam bir yerden battığını, sabahsa başka bir yerden doğduğunu Görmektedirler. Bu İnsanlar Dünyanın da sürekli ayni yerde durduğunu görmektedirler ki Ne beldeler yer değiştiriyor, ne de Dağlar. Eğer sanıldığı gibi Dünya dönseydi Beldeler, dağlar, nehirler denizler sürekli yer değiştiriyor olacaktı.
(Örnekler verilir) … Kıble (Kabe) … Mekke de ki Ünlü Nur dağı … Medine de ki Uhud dağı ve Dünyanın diğer onca dağı Bunların bu güne kadar hangisi yerini değiştirmiş ya da baş aşağı durmuştur ? Böyle bir şey olabilir mi ? Yani şu basit gözlem bile “Dünya yuvarlatır dönüyor” diyenlerin Nasıl bir Sapıklık içinde olduklarını göstermeye Yeter..
… Eski din ulemamızın eserlerinden Özellikle tefsirlerinden uzun alıntılar yapıyor ….
Prof’dan alıntıya burada Nokta koyalım.
Dağların … “Yer değiştirmesi” için, bazılarını hareket ederken bazılarının durması ya da farklı hızlarla hareket etmesi gerekir. Böyyük Alim; bu basit gerçeğin dahi farkında değil.
** Sen dağlara bakar da onları donuk, durgun görürsün. Oysaki onlar, bulutların dolaştığı gibi dolaşmaktadır. Her şeyi güzel ve mükemmel yapan Allah'ın sanatıdır bu. … (Neml 88)
[9] KADIN, ÖRTÜNME ve BAŞÖRTÜSÜ...
http://www.kurandakigercekislam.com/index.php/islam/18-genel/8-kadin-oertuenme-ve-basoertuesue
[10] TÜRK DİLİ İLE İBADET / Besim ATALAY s:61-62 (dip not)
“Alman askerleri sulh muahedesinin ağır olmasına rağmen hükümetlerine isyan etmediler, Kemalciler isyan etti” s:128 “Mustafa Kemalin İzmiri almasının İslamlara ne faydası olmuştur.” s:129 “Müslüman olmayan bir devlet Kemalcilerin ... yaptıklarını yapmaz” s:150 “Dinimize dokunmayan(!) bir devletin idaresine girmek, bunların idaresine girmekten daha ehvendir.” s:151
[11] DİL ve DİN / Cengiz ÖZAKINCI / Otopsi / 4.Basım 2000S.233-235
[Herkesin Kur’anı anlamasını tavsiye etmek büyük sapıklıktır. / Kur’an’ı Kerim hiçbir dile, hatta arapçaya bile tercüme edilemez / Kur’an’ı Kerim’in manası tercümeden anlaşılmaz (Halka nasıl anlatıyorsunuz?) / Tercüme ile Din öğrenmeye kalkışan kimse, imanını kaybedebilir ve ebedi cehenneme düşebilir / Bir kimse Kur’an’ı Kerim’den anladığına uyarsa İslam’a uymuş olmaz / Kur’an tercümesini okumak fayda yerine zarar verir / Kur’an’ı kendi görüşüyle açıklayan doğruda olsa hata etmiştir]
[12] Özet olarak açıklamaya çalışalım.
Parlamento: Seçim kanunu, objektif ve adaletli temsil prensiplerine göre hazırlanmalıdır. Seçim barajı max. %3 olabilir. Seçim Listeleri beldedeki tüm kayıtlı üyelerin katıldığı ön seçimle, Mv. sayısının bir buçuk katı olarak belirlenir. Seçimde, belde Vekil sayısının yarısı kadar tercih kullanılır.
Etkin denetim: Uygun oranda seçmenin isteği üzerine, bazı vekillerin vekillikleri, gösterilen gerekçeler yerinde bulunursa, Yüksek Mahkemece süresi dolmadan düşürülebilir.
Bilim kurulu: İlgili Üniversite Fakülteleri ve Meslek odaları tarafından belirlenen İki kat aday arasından, Meslektaşları tarafından seçilir.