-- “Hüküm Allah’ındır” Anlamındaki Ayetleri, “Toplumların Allah’ın Hükümleri ile / Şeriatla(!) yönetilmesi Gerekiyor.” Şeklinde anlamak ne ölçüde doğrudur?
Bu bilgi çağında, hala, bu ve benzeri düşüncelere İnananlar / İnandırılanlar vardır.
Bu Kişilerin, eleştirel bir düşünce ile Kendilerine:
-- Bunun Tarihte bir örneği var mıdır?
-- Uygulanması mümkün müdür? Nasıl olabilir?
Ve benzeri soruları sorabildiklerini sanmıyorum.
Hatalı isem, bu Soruların Cevaplarını versinler ya da verilmiş cevapları göstersinler.
Ya da Soruları birlikte düşünelim.
Allah’ın Kitabındaki Hükümlerin,“Tüm Toplumların Hayatında eksiksiz Uygulanmasını” istemek?
İlk bakışta“Güzel bir Duygu” gibi görülüyor.
Allah, Kitabında, defalarca; “Düşünmez misiniz? Aklınızı kullanmaz mısınız?” diye sorulduğuna ve“Düşünün, Aklınızı kullanın” diye emirler verildiğine göre, Yukarıdaki Soruların cevaplarını aramak durumundayız.
Allah’ın Hükümlerinin,“Toplumların Hayatındaki uygulanması” Nasıl olacak…?
Haşa …! Allah Dünyaya İnecek, “Padişah, Kral …” olacak;
Meleklerden, “Parlamento’su Başbakanı …. Kolluk kuvvetleri …” olacak…?
Ve Uygulama, Bunların eli ile mi olacak…(!?!)
Dünyadaki uygulama, Hep, “İnsan Eli ile olmuştur”
Ve bundan sonra da “İnsan Eli ile olacaktır…”
İşte “Nasıl…?” sorusu bu noktada devreye girer.
Peygamberin dönemini tartışma dışında tutalım.
Bu güne kadar, “Bu Hükümlerin tam olarak Uygulandığı” bir zaman dilimi ve bir toplum olmuş mudur?
“Evet” diyebiliyorsanız… Buyurun, Savunun…?
-- Ne zaman, Hangi toplumda, Nasıl?
Hayır, Olmamıştır. Bunun örneğini bulamazsınız!
Olan Nedir…?
Olan, “Allah adına(!) Asırlar boyu Uygulanan Zülümdür”
Bir an için, Toplumu yönetenlerde, “Menfaat, Benlik duygularının olmadığını(!?) Varsayalım.”
Ve Allah’ın Kitabını ellerine vererek, “Buyurun, Bu Kitaba göre Ülkeyi yönetin” diyelim.
Ve bu arada geçen 1400 yılı, gelecek -belki- on binlerce yılı düşünelim…
Bu zaman içinde, Dünyanın çeşitli iklimlerinde, Yaşamış / Yaşayan / Yaşayacak olan; çeşitli Irklara mensup, -belki milyonlarca- toplumu ve her toplumun biri-birinden farklı binlerce ihtiyacını düşünelim?
Kuran’da, Tüm bu ihtiyaçlara “Verilmiş / Verilen / Verilecek, Açık ve Net Cevapları” bulabilir misiniz?
Bırakın bu Soruya“Evet” cevabını vermeyi, bunu düşünmek dahi mantık dışı bir olgudur.
Bu, Kuran’ın noksanlığı değildir. Bu “Net Cevabı” Kuran’da aramak kişinin noksanlığıdır.
Bu Soruların / Sorunların Açık ve Net Cevapları / Çözümleri için, milyonlarca cilt kitaba ihtiyaç vardır.
Ve hepsinin “Vahiy olarak gönderilmesini düşünmek?” Bu da mantık dışı bir olgudur.
Ve en can alıcı soru:
Bu Açık nasıl kapatılacak?
“Allah Adına, bu Hükümler, Kim(ler) Tarafından ve Nasıl Konulacak?”
Dünyada, “Kullardan / İnsanlardan” başka bunu yapacak var mıdır?
“İyi Duygularla Programlandığını (!) Varsaydığımız” Yöneticiler;
“Toplum Yararına Gereken Hükümleri Koyacağız” derlerse, Bu,“Allah Adına Yönetim” olmaz…
“Hükümleri Allah Adına Koyacağız” derlerse…? Yalan Söylerler…“Allah’a iftira ederler…”
Ve bu noktada, “İyi Duygularla Programlanan Yöneticiler Varsayımı Hayallerinden” uyanarak gerçeğe dönmek zorundayız.
İnsanda; “Benlik, Makam, Menfaat …” duyguları vardır. “İnsan çok Nankör’dür” (İbrahim/14 İsra/67)
“Allah Adına Hüküm koyan, bu, Kişi / Kişiler / Kurumlar” doğal olarak, tüm eleştirilerin üstünde, bir Kutsallığa, Dokunulmazlığa sahip olacaktır. Bunun neticesi, En küçük bir“Eleştirinin” karşılığı en büyük “Ceza” olabilecektir.
Böyle bir yutturmacılık, “Allah Adına / Allah’ın yönetimi(!?)” olamaz…
** Allah Adına Aldatarak, Dinin Çıkar için kullanılması;
** Toplumun Sömürülmesi, Geri bırakılması, Yozlaşması,
** Kulun kula kulluğu, İslam’ın Yozlaşması;
** İmanın Yozlaşması ve Şirk… (Kişinin / Kişilerin / Kurumların “Allah Adına Hüküm koyabileceğine” İnanmak Şirktir.)
** Ve dahası… olabilir.
Hala, “Hayır…! Allah Adına / Allah’ın yönetimi olur!” diyebiliyor musunuz?
Nedenlerini ve Nasıl olacağını Detaylı olarak anlatın… Görelim.
Anlatmıyor musunuz / Anlatamıyor musunuz…?
Bir Mantık tutarlılığı içinde bunu anlatamamanın iki nedeni olabilir.
1- Birilerinin, Kişileri “Kuranla Aldatma” çabasına ortak olmak.
2- Kendisinin aldatılmış / şartlandırılmış bir piyon olması.
Bu durumlarda, kendileri gibi düşünmeyenler için,“… Ahlaksızlık” ithamları kendilerine döner.
Bu durumlar dışında, Hiç olmazsa, Kendileri gibi düşünmeyenleri, bu şekilde itham etmenin, “Zan’dan da öte” bir şey olduğunu bilmelerini ve bundan -azından- vazgeçmesini beklemek hakkımızdır.
Evet…“Hüküm Allah’ındır…”
Fakat bu; “Ben İslam Devletiyim / Allah’ın Hükümleri ile Yönetiyorum” Aldatması değildir.
Değişmez / Değiştirilemez “Sünnetullah” dediğimiz hükümleri koyan;
Kullarına; “Düşünme / Akıl / Fikir / Eğriyi Doğrudan ayırma” yeteneği veren;
Muhkem Ayetleri ile Açıkça; “Ana Prensipleri koyan, Eğriyi-Doğruyu gösteren,” Yüce Yaratan;
Kitabında defalarca tekrarlanan;“Düşünün… Aklınızı kullanın…” Emirleri ile Onları, “İyiye Güzele Hayra ve Doğruya” yönlendirerek, Onların,“Mutlu bir yaşam sürmelerini” istemiştir. Ve azdıklarında Kahredici Azabı Hak olmuştur.
İşte Çerçeve budur. Çözüm formülü buradadır.
Vatandaş olarak, Yaratan’ın verdiği yetenekleri kullanarak,“Yönetime layık olan kişileri” seçeceğiz.
Seçilenlerde, aynı yeteneklerini kullanarak, “Toplumun mutlu yaşayabilmesi için” Ana prensipler doğrultusunda gerekli kuralları koyacaklardır.
Fakat, Bu kuralların adı; “Şu Ayet, Şu Hadis … yani (Hüküm Allah’ındır) aldatmacası“ olmayacaktır.
“Şu Kanunun Şu Maddesi…” olacaktır.
Burada, Mutlaka devrede olması gereken; “İki Ana Sigorta” vardır.
1. Toplumun Bilinç Düzeyinin yeterli Seviyede olması.
Bilinç Düzeyinin göstergesi “Diploma” değildir. Uydurma olduğu sırıtan Hadis(!)lerle, “Cemaati İrşad(!) eden” İlahiyat Diplomalı Hocalar(?) vardır.
Gerçek anlamda Bilinçli bir Tolum; Lider(!) Sultasına, Bunun basamağı olan Partiler Kanununa tavır koyar. Genel Merkezin -doğrusu Genel Başkanın- yazdığı Listelere; Dini Çıkarlarına kullanmak için, Kürsülerde, Allah Peygamber nutku çeken, Adaylara / Partilere oy vermez. Çıkarı için oyunu satmaz. Yönetici olarak, Karakter, Yetenek Sahibi Kişileri Seçmek için çaba gösterir.
Ve Vazifesi Seçmekle Bitmez. Seçtiklerini takip eder, Denetler. Gerektiği zaman ve yerlerde, Gereken Tavırları koyar. Ve Seçilenler de bilir ki,“Halk yararına, Dürüst ve Verimli Çalışmazlarsa” bir daha seçilemezler. Hatta günleri dolmadan gidebilirler.
2. Gerçek Anlamda Laik bir Ortam.
Gerçek Laiklik, her şeyden önce, “Kişilerin İnançlarının Güvencesidir.”
İbadet; tamamen Yaratan’la Kulu arasında olmalıdır. Kuran’daki Gerçek İslam’a göre; Kulun ibadetine, Diğer Kullar, herhangi bir nedenle karışamazlar. Buna rağmen, bazı mezheplere göre, Din ve Allah adına, -örneğin: Namaz kılmayanlara-“Ölüm Cezası” bile verilebilmektedir.
Her Dinin ve Mezhebin; Bazı Toplumlarda,“Azınlık olabileceğini” düşünmek durumundayız. Çoğunlukta olduğumuz toplumda; “Ben Dinimin Kurallarını Uygulayacağım” dayatmacılığı, yaparsak; Azınlıkta olduğumuz Toplumlarda da, bize aynı Dayatmanın Uygulamasına Onay vermiş oluruz. Bu tutumun Toplumların hayatına “Huzur getireceğini” kimse savunamaz.
Fakat Gerçek Laiklik ortamında; farklı Mezheplerde olanlar, hatta azınlık ve farklı Din’de olanlar dahi, Dinlerini gönüllerince yaşayabilirler. Dolayısı ile Toplumu meydana getiren farklı Düşünce ve İnanca sahip olan Kişiler, bir arada ve daha Huzurlu ve kaynaşmış olarak yaşayabilirler.
Gerçek anlamda, Bilinçli, Laik bir ortamda, Huzur içinde yaşayan bir Tolumda; Üretim daha fazladır. Halkın üretimden alacağı pay daha büyük, Kişiler arasındaki dağılım daha Adaletli olacaktır. Yönetimdeki çıkarcıların çevresindeki, -Birinci ve ikinci halkadaki yandaşları hariç- Oyunu satarak vb yolardan çıkar sağlayanlara dahi daha fazla pay düşecektir.
Şu anda; “Bilinçli bir Toplum olmanın -hatta bunu hayal etmenin-” çok uzağındayız.
Sadece biz değil, Tüm İslam Toplumları olması gereken yerin çok gerisindedir.
Ve şu can alıcı sorunun gerçek cevabını vermek zorundayız.
“-- Geri kalışımızın Nedeni: İslam mıdır? İslam adına yapılan (İslam dışı) Uygulamalar mıdır?”
Sorunun,vereceğiniz cevap, “İslam’dır” İse…? Bunun kaçınılmaz sonucu:“İslam Geri Bir Din’dir. İslam’a inanmak gericiliktir” Hükmüdür.
Bu Soruya, Bilinçli olarak İslam’a İnananların vereceği Gerçek cevap, “İslam adına yapılan (İslam dışı) Uygulamalardır” Bunun kaçınılmaz sonucu ise,“Uygulanan / Yaşanan (İslam dışılıktan) Kuran’daki Gerçek İslam’a dönmektir.”
-- Bu olabilir mi? Nasıl?
Çok zor olduğu kesindir. Zorluk “İslam’ı Çıkarı için Kullananların, Çok büyük Güç olmasından” geliyor.
Bunu anlatmak, başlı başına bir yazı -hatta Kitap- konusudur.
Saygılarımla