İslam’ı Çıkar için kullanmak…!?  Çok Rahat ve Lüks bir Hayat yaşamanın en kolay yoludur.
Kuran’daki Gerçek İslam
’ın yaşandığı bir toplumda bu mümkün değildir. Onun için, İslam, çok büyük boyutlarda yozlaştırılarak, Neredeyse, tamamen ayrı Din olan Yaşadığımız İslam’a dönüştürülmüştür.
Toplumların, “Dinlerini Ana Dilleri ile Yaşaması” engellenerek, Kitapları ile bağları koparılmış;  Allah’ın Elçisi “Çok-çok” Yüceltilerek Görülmez / Toz edilmiştir. Ondan boşalan yere, Gavs’larımız …. Şeyhlerimiz kurulmuşlardır. Fakat Onlara Elçinin yetkileri yetmemiş, Allah’ın yetkilerinin de büyük bir kısmını kullanmaya başlamışlardır.
Netice, Allah’ın kullarını kendilerine kul etmişlerdir. “Kul edenler” dünyadaki hedeflerine ulaşırken, “Kul edilenler” En Büyük Günah olan Şirkin, derinliklerine yuvarlanmışlardır.

Bu Gerçeğin yazımızda Somut olarak görüleceği kanısındayız

Şefaat Konusu; Şirke açılan “Ana Kapılardan Biri” olduğu için önemlidir.
Konu ile ilgilenenleri daha detaylı düşünmeye götürecek Sorular ve bazılarına verdiğim Cevapları vardır. Eleştirileriniz, bu Sorulara vereceğiniz Cevaplar ve ekleyeceğiniz  “Yeni Sorularınızla”  Konu üzerinde daha ciddi düşünülmesine ve daha iyi Anlaşılmasına “Yardımcı Olacağınızı” umuyorum.

Şefaat; [Şe.Fe.Aa = Şın.Fe.Ayn] Kökünden geliyor.  Kök Anlamı; “Bir Nesneyi kendi Benzerine eklemek veya katmak” olarak Tanımlanmıştır. (Müfredat شفع  md.) Türevleri Kuran’da 26 Ayette geçer.[1] 
Kök Anlamı Dikkat Çekicidir. Bir Şeyi, “Aksi / Zıttı” olan bir şeye değil, yani “Cehennemliği Cennetliğe” değil, “Benzerine” Eklemek / Katmaktır …!

Zamanla, Anlam Kayması yaşanarak,  bugün gelinen noktada;  "Yüksek mevkide bulunan birinin düşkün birine yardım etmesi, onu koruması, onun korunmasına aracılık etmesi, onu yalnız bırakmayıp ona destek olması" anlamında kullanılan bir terim olmuştur.[2]  Ve Şefaatin “Din / hesap Günü Yapılacağı” kabul ediliyor.
Bu durumda, “Şefaatin Allah’ın İznine Bağlı olduğu…” Anlamı verilen Ayetlere, Öncesi-Sonrası da dikkate alınmadan, bakıldığında;  Şefaatten bahseden diğer Ayetlerle ve “Düşünün, Aklınızı Kullanın” Anlamındaki Ayetlerle ve Allah’ın “Mutlak / Hak” olan Adaleti ile “Çelişmesi” kaçınılmaz olur.
Şefaatin, “Kafalardaki ve Gerçek Anlamı”,
ayrı bir Ara Başlıkta verilmiştir.

Görünürde / Protokol da “En Büyük Şefaatçi”, [Şefaat Ya Resulullah] Mahyaları astığımız Peygamberimizdir.
Tatbikatta, Şeyhler Evliyalar … Gavslar;  Allah’ın Elçisini çok geride bırakmışlardır(!) Bunlar, -haşa- Allah’a ait bir çok yetkiyi de kullanırlar.. Bu ifade, bir Müride dahi “Abartılı ve Olamaz” dedirtebilir. Yazımız dikkatle okunursa, “Evet, Doğruymuş…”  ya da en azından “Acaba?” demek Noktasına gelineceği kanısındayız.

Kafalardaki “Yaratan ve Allah’ın Elçisi Kavramlarında da”, büyük oranda  “Anlam Kayıpları / Kaymaları” olmuştur. Bu Kayma ve Kayıplar, Şefaat ve Şirk hastalıklarının  “Yaşama Ortamını” oluşturmuşlardır. Bu Nedenle; Bu Kavramların; Akıl ve Kuran tarafından onaylanan, “Doğru Anlamları” ile;  Peygamberimizden önceki ve günümüzdeki “Yozlaştırılan Anlamları” üzerine, kısaca durmanın yerinde olacağı kanısındayız.  

KAFALARDAKİ  ve  GERÇEK  “YARATAN”  ANLAYIŞI :

İnsan, “Doğası Gereği” Görmediğine inanmakta hep zorlanmıştır. İnanmak durumunda kaldığında bunu kafasında somutlaştırmıştır. Bunun yansımasını Ayetlerde de görebiliriz.
**  Musa, …"Rabbim, göster bana kendini, göreyim seni." Dedi: "Asla göremezsin beni. Ama şu dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse, sen de beni görebileceksin." Rabbi dağa tecelli edince onu parça parça etti. …. (Araf 143)
**  …."Ey Mûsa! Biz, Allah'ı apaçık görmedikçe sana asla inanmayacağız." …. (Bakara 55)
**  …."Allah bizimle konuşsaydı yahut bize bir mucize gelseydi ya!..." (Bakara 118)
**  İbrahim de şöyle yakarmıştı: "Rabb'im, göster bana, nasıl diriltiyorsun ölüleri?" (Rabbi) "İnanmadın mı?" diye sordu. "İnandım, dedi, ancak kalbimin tatmin olması için..." …. (Bakara 260)
Kuran’ın Müşrikler dediğiilk muhatapları Allah’ın varlığını biliyorlardı.
**  Eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorarsan yemin olsun, "Allah" derler… (Lokman 25)
Bunu bilmeleri Müşriklerin Atalarına yetmiyor. Somut / Görebilecekleri bir “Dayanağa(!)” gerek duyuyorlardı. Bunu, Lat, Uzza … ve Menat’ları Allah’ın yanına yardımcılar koyarak karşılıyorlar. Gerekçeleri;
**  …."biz onlara, bizi Allah'a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz." … (Zümer 3)

Kuran; “Alemlerin Rabbi, Her Şeye Gücü Yeten, Her Şeyi en iyi Bilen, Hiçbir Şeye (Ortağa / Yardıma / Yardımcıya …) İhtiyacı olmayan, Her şeyin / herkesin muhtaç olduğu, Mutlak adalet Sahibi… Bir ve Tek olan” Gerçek Yaratan İnancını,[3]   işte bu zemin üzerine kurmuştur.
Yaratılanlara bakarak,  “Akıl Gözü ile Yaratan’ı Görebilmek İçin ”; Objektif Aklın, “Allah Var mı?” Sorusu dahil, her soruyu Kendisine rahatça sorabilecek kadar Bağımsız kullanılması gerekiyor. Aklın Bağımsız kullanılması aynı zamanda Kuran’ın da emridir. Ve Objektif Aklın,  “Kitabım, Yaratan’ı Nasıl Anlatıyor?” Sorusunun Cevabını, Kuran’da Araması gerekiyor. Kişi, bu aramayı, Ancak, Tüm Duyduklarını / Bildiklerini  “Unutarak, Yok Sayarak” Kitabının, “Ana Dilindeki Çevirisini Okuyarak”  yapabilir.  Eğer bu yapılamıyorsa; “Gerçek Yaratan Anlayışı” Kafalarda yer bulamaz.

Gerçek Tevhid İnancı, Peygamberimizden sonra yine Yozlaşmaya başlamış; Emevilerle birlikte, bilinçli olarak Toplumun Kitabı ile bağı koparılmış, Örtülmüş, Bozulmuştur.
Kuran’ın  Müşrikler dediğiilk muhataplarının Atalarının, Allah’ın yanına koydukları, Lat’ların Uzza’ların yerine, Bizim Atalarımız Şeyhleri, Evliyaları….Gavsları koymuştur. Şeyhlere...  Mürit olanların; “Müşrik olmadığını” ve hatta “Müşriklikte Lat…lara İnananlardan Geride Olduğunu” İddia edebilir misiniz?[4]

Günümüzde, Toplumun büyük bir bölümünün Kafasında, Gerçek Tevhid İnancı değil; “Ortakları-Yardımcıları olan” bir Allah inancı vardır. Ki bu, Farkında olmasak da, bu Allah’ın  “Ortağa Yardımcıya ihtiyacı olduğu” anlamına gelir. Ve İlahlık Yetkisinin,  Yaratma hariç, Nerdeyse hepsini, “Ortaklarına Devreden” Bir Yaratan Anlayışı(!?) vardır.

KURAN’DAKİ  “ELÇİ - PEYGAMBER”  TANIMI :

Kuran’a göre Elçinin Durumu: Vazifesi, Yetkisi…?  Elçi, Ne Yapabilir, Ne Yapamaz…?
KURAN’IN BİLİNÇSİZ İNKARI…! Yazımdan özetleyerek alıyorum.
 ---  Allah’ın Elçisi de Bizler gibi bir İnsandır.Bizlerden Farkı; “İlahımızın Bir ve Tek İlah olduğu …. O’na Vahyedilmiştir.” Tabii ki, İslam’ın Tek Kaynağı olan, “Kuran’ın Tebliği”  Büyük bir Farktır.
**  …. De ki: "Ben de sadece sizin gibi bir insanım. İlahınızın bir tek ilah olduğu bana vahyediliyor. … (Fussilet 6  Kehf 110)
---  Kendisine /  Başkasına ne yapılacağını ve Gaibi Bilmediği, Melek olmadığı, Allah’ın Hazinelerinin yanında olmadığı, Sadece Kendisine vahyedilene uyduğu, Uyarıcı ve korkutucu olduğu  … Tekrar-tekrar ve  açıkça ifade edilmiştir.
**  …. bana ne yapılacağını da, size ne yapılacağını da bilmem; ancak bana vahyedilene uyarım. Ve ben, apaçık bir korkutucudan başka bir şey de değilim. (Ahkaf 9)
**  …. "Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem! Size ben bir meleğim de demiyorum. Ben! Yalnız bana vahyedilene uyarım " (Enam 50)

--  Vazifesi; Sadece “Vahyolunanı, Güzel / Yumuşak ifadelerle Tebliğ Etmekle” Sınırlandırılmıştır. Bunu yapmaz ya da Vahyi değiştirirse Cezasının Çok Ağır olacağı ihtar edilmiştir. Davetten sonraki sorumluluk Çağrıya Uymayanlara ya da Yozlaştıranlara aittir. Elçi Onlara Vekil ya da Bekçi değildir. Peygamber olmasına rağmen, Toplumun yönetiminin  “Danışma İle Olması” emrini almıştır. Hesap Sorma İşini Yaratan Kendi üzerine almıştır.
**  Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et.…. (Nahl 125)
**  Allah'a itaat edin, Resule itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim Resulümüze düşen sadece apaçık bir tebliğdir. (Maide 92)
**  Resule düşen, tebliğden başka bir şey değildir. (Maide 99) ve (Aliimran 20  Şura 48  Yasin 17 Ahkaf 23)
**  …. Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. … (Maide 67)
**  Âlemlerin Rabbi'nden bir indiriştir o. Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi, Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik. (Hakka 43-46)
**  Allah'tan bir rahmet sayesindedir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba-saba, katı yürekli olsaydın senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi.  …. iş ve yönetim konusunda da onlarla şûraya git. …. (Aliimran 159)
**   ….. Seni onlara koruyucu yapmadık, onların vekili de değilsin (Enam/107)
ve (İsra 54  Yunus 108 Enam 66 …)
**  …. O halde tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer. …..(Rad 40)

---  “Kuran’ı Değiştirme ….”  Taleplerini Reddetmiş. Allah da  “Bunu Yapamayacağını” açıkça bildirmiştir.
**  …. bize ulaşmayı ummayanlar şöyle dediler: "Bundan başka bir Kur'an getir yahut bunu değiştir." De ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım."  (Yunus 15)

---  Müşrikler; Israrla Mucize getirmesini istemişlerdir.
**  Dediler ki: "Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya!"  … (Taha 133)
Ve (Enam 37 Rad 7,27 Enam 109 Ankebut 50 Yunus 20  Bakara 118  Enbya 5)
---  Yüz çevirmeleri, Allah’ın Elçisine çok ağır gelmiş, İnanmaları için bir İşaretin gelmesini çok istemiştir.
Rabbi tarafından Sert şekilde eleştirilmiştir.
**  Eğer yüz çevirip gitmeleri sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa, yerin içinde bir delik yahut gökte bir merdiven ara da onlara bir mucize getir. Allah dileseydi onları doğru ve güzelde birleştirirdi. Artık cahillerden olma.
(Enam 35)
---  Buna rağmen, Müşriklerin Mucize İstekleri hep reddedilmiş, Allah’ın takdirinde olduğunu bildirilmiştir.
**  …. Hiçbir Resul, Allah'ın izni olmadıkça herhangi bir mucize getiremez (Rad 38)  (İbrahim/11 Ankebut/50)
**  …. De ki: "Gayb, Allah'ın tekelinde. …." (Yunus 20)
Bir çok Ayette;  “Yaratılan Ayetlere”  dikkatleri çekilerek, Düşünmeleri / Gerçekleri görmeleri istenmiştir.
---  Mucize isteklerinin Reddedilme Nedeni:
**  Eğer istersek gökten üzerlerine bir mucize indiririz de boyunları onun önünde perişanlıkla eğilip kalır. (Şuara 4)
**  Bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir. (İsra 59)
--- Kendileri gibi bir insanın“Peygamber olarak gönderilmesini” Akılları almamıştır.
**  "Sen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğru sözlülerden isen, hadi bir mucize getir."
(Şuara 154)
---  Peygamberlik / Kitap, “Bir İnsana İnecekse(!)”  Neden bir Kodamana İnmedi(?)
**  Ve dediler: "Şu Kur'an, iki kent içinden büyük bir adama indirilmeli değil miydi?" (Zuhruf 31)

Elçinin, Tek ve En Büyük Mucizesi Kuran’dır. Bazen söyleyip geçiyoruz. Fakat bunun bilincinde değiliz.

Allah’ın çizdiği sınırları; Elçisinin; Vazifelerini, Yetkilerini, Yaptıklarını - Yapmadıklarını - Yapamadıklarını düşünün?   Birde Gavsların, Evliyaların, Şeyhlerin … “Yapabildiklerini(!?)”  -daha doğrusu-  Bizim Onlara yaptırdıklarımızı(!) düşünün?  Aklınızı Kullanma yetkiniz Elinizden Alınmamışsa, Akıl Terazinizde Tartın…

Allah’ın Elçisi ısrarla; “…Yalnız bana vahyedilene uyarım…” diyor. Kuran’da geçen “Resulüne Uyun” ifadeleri, “O’nun Uyduğuna / Tebliğine / O’na vahyedilene uyun” demektir. İçine, çok büyük oranda Uydurmaların karıştırıldığı “Hadis Etiketli ifadelere uyun” demek değildir.

KAFALARDAKİ  “ELÇİ - PEYGAMBER”  ANLAYIŞI :

Yukarıdaki Başlıkta, Elçinin Ne Olduğu, Vazifeleri, Yetkileri Ayetlerle açıklanmıştır.
Toplumlar, Gözle Görülmeyen Yaratan’da, “Somutluk / Görülebilirlik”  ararken, Görülebilen / Bir İnsan olan Elçide, “Uluhiyet” arıyorlar. Onlara göre, kendi içlerinden Sıradan bir İnsanın Elçi olarak gönderilmesi  “Kabul edilebilir bir şey” değildir. En azından tanıdıkları bir Kodaman olmalıdır.
**  …bir grup kodaman …"Bize göre sen, bizim gibi bir insandan başkası değilsin. …  ayak takımımızın basit görüşlü insanlarından başkası ardına düşmüyor. Sizin bize hiçbir üstünlüğünüzün olduğuna inanmıyoruz. Aksine, sizi yalancılar sayıyoruz." (Hud 27)
**  Ve dediler: "Şu Kur'an, iki kent içinden büyük bir adama indirilmeli değil miydi?" (Zuhruf 31)
**  “bizim gibi bir insansın”
itirazı devam eder. (İbrahim/10 müminun/47 Furkan/7  Şuara/154,186  Yasin/15)
Bazen İsteklerde ölçü hepten kaçabilir…
**  Dediler ki: "Bizim için yerden bir pınar fışkırtmadığın sürece sana asla inanmayız. " Yahut senin, hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı. Onların aralarından şarıl-şarıl ırmaklar akıtmalısın.  Yahut iddia ettiğin gibi göğü, parçalar halinde üzerimize düşürmelisin, yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza dikmelisin. Yahut altından bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin. Ancak senin göğe çıktığına, okuyacağımız bir kitabı bize indireceğin zamana kadar, asla inanmayız! …. (İsra/90-93)
Yukarıda Açıklandığı gibi; Elçinin;
**  “…Sizin gibi bir insanım…”  (İbrahim/11  kehf/110  Enbiya/3  Müminun/24,33 Fussilet/6)
deyip farkı açıklaması yeterli olmamıştır.
Ve Yine Toplumu, Elçinin Kendilerine,  “Vekil / Bekçi”  Olmadığını anlamak istememiştir.
(Enam/66,104,107  Yunus/108  İsra/54  Şura/6,48  Hud/86  Mutaffifin/33)
Ve Israrla Elçiden Mucize İstenmiştir. 
(
Bakara/118  Enam/37,109  Yunus/20  Rad/7,27  Taha/133  Enbiya/5  Şuara/154 Ankebut/50)
Neden Mucize gönderilmediğinin Cevapları verilmiştir.
(Bakara/145 Enam/25,35,37,109,158  Araf/146  Yusuf/105  Rad/38  İbrahim/11  Nahl/13,65  İsra/59 ….)

Yaratan İnancında olduğu gibi; 
Gerçek Peygamber İnancı da, Peygamberimizden sonra yine Yozlaşmaya başlamış; Emevilerle birlikte, bilinçli olarak Toplumun Kitabı ile bağı koparılmış,  Peygamberimiz adına, Akıl-Mantık ve Kuran’a taban tabana zıt; O’na iftira ve hatta hakaret olan, “Hadis Etiketli” yüz binlerce Yalan uydurulmuştur. Ayetlerle, tüm Mucize İsteklerinin reddedilmesine karşın; önceki Peygamberler adına söylenen Yanlış-Doğru tüm Mucizelerin  “Daha Büyüğü(!)”  Peygamberimiz adına da uyarlanmıştır.
Ve Allah’ın Elçisi O kadar Çok Yüceltilmiştir ki…!?  Toz edilmiş / Görülmez olmuştur.

Boş kalan o Makama; Şeyh, Efendi …ve Gavs’larımız Rahatça kurulmuşlardır. Elçiden geriye, sadece O’na yapılan iftiralar, Onun adına Uydurulan Yalanlar kalmıştır. “Hadis Etiketi” yapıştırdıkları bu Yalanları  “Tepe-tepe kullanmak”  Onlara yetmemiştir. Haşa, Allah’ın “vekilliği / Yardımcılığı”(!?) görevini de üslenmişlerdir.  Allah’ı süresiz izine göndererek(?);  Allah’ın, İşlerine gelecek tüm Yetkilerini de kullanmaya başlamışlardır.
Bu durumda, Onların Toplumun gözünde Sıfırlanmaları gerekirken; Ne kadar “Büyük Yetki” kullanıyorlarsa, “O Kadar Büyük Evliya… Sayılmışlardır”[5]
Toplumları; tüm bunlara Nasıl İnandırmışlar?  Ve Nasıl İnanmışlar?  Sonraki Ara Başlıklarda açıklanacaktır.

Hedef;  “İslam’ın Çıkar İçin Kullanılması” ise…?  Yapılamayacak Şey Yoktur…

“İslam’ın Çıkar İçin Kullanılmasına”  tekrar dönmek üzere,Peygamberin Makamına Oturttuğumuz ve Allah’a Vekil yaptığımız; Şeyhlerimiz, Evliyalarımız … Gavslarımız  “Neler Yapabiliyor?” Sorusu üzerinde Düşünelim.

KENDİ  İFADELERİNE GÖRE;  ŞEYHLER  EVLYALAR … GAVSLAR  NELER YAPABİLİR…?

Sorunun Cevabı iki Kelimelik bir cümledir. Yapamadıkları yoktur…  
Bir Kaynaktan[6] özetleyerek alıyorum.

*  Hadis Ulemasına Göre:

İçinde Şefaat Bölümü olmayan Hadis Kitabı yoktur. Şefaat Meşrudur(!?)
Peygamberimize mahsus kapsamlı Şefaat; 1-Mahşerde  2-Doğrudan 3-Cehenneme konulacakların ve 4-konulmuş olanların Cennete konulması  5-Cennettekilerin derecesinin yükseltilmesi Şefaatleri… Peygamberden başka Kimler, Bu (5) gruplardan hangilerine Şefaat edebilir?
Bu Kimler arasında “Melekler, Diğer Peygamberler, Şehitler, Salihler ” var
Ve Şefaat edilecek gruplar artırılır… “Medinelilere, Çok Salavat getirenlere vs” mahsus Şefaatler eklenir. Bunlar Tümüyle Hadislere(?) dayandırılır.
(Gerçek Yaşamı, Kuran’daki Elçi … Başlığındaki Ayetlerle Çizilen Çerçeve içinde geçen, Allah’ın Elçisi bunları Söylemiş olabilir mi? Hadis Ulemaları bu Ayetleri bilmiyorlar mı?)

*  Akaid Kitaplarına Göre:
Ekoller, kendi görüşlerini savunmak, karşı görüşleri çürütmek için, Ahret yaşamı ve Şefaat konusu kitaplara geçirilmiştir. İmamı Azam’a atfedilen “Fıkhı Ekber’e” (bile)  Peygamberimizin,  “…Büyük Günah işleyenlere (dahi) Şefaat buyurması Hak ve Sabittir” ifadesi yazılmıştır. Aliyül Kari şerhinde,  Diğer Peygamberler, Melekler, Veliler, Alimler,  Fakirler, (Öbür Dünyada Zengin olacaklar(!?)) Sabredenler, Küçükken ölen Çocuklar da Şefaatçiler listesine eklenmiştir.
Büyük Günah işleyenler, Ateşe atılmadan önce de sonra da  -Şefaatle- cennete konulabiliyor.

*  Şeyh-Mürit İlişkisi ve Tasavvufa Göre Şefaat:
Şeyhlik, Tasavvuf çadırının orta direğidir.  “Alemin nizamını ayakta tutan şeyhlerdir. Şeyhlik kesilirse alemin nizamı bozulur ve kıyamet kopar.” “Mürit, mürşid-i kamilin elinde, gassal elindeki meyyit (yıkayıcısı elindeki ölü) gibi olmalıdır. … Bir mürit, satılmış bir köle gibi kendisini şeyhine teslim etmelidir.  Şeyhi kendisine, oğlundan kızından … canından (her şeyinden) daha sevgili olmalıdır. …”  
Mürşit ne yaparsa yapsın, mürit onu hayra yormalı, hatayı kendisinde aramalı saygısını korumalıdır.
“Müridin iradesi yoktur. Şeyhin iradesi vardır.” … “Mürit, şeyhinden izin almadıkça, şeyhi o mecliste bulunsun bulunmasın, orada ve hiçbir mecliste konuşmamalıdır.”  … Şeyhinin hatası kendi sevabından daha hayırlıdır.
“Şeyhin eli hakikatte Resul-ü Zişan’ın elidir. Müridin kendisini Şeyhe teslim etmesi, Allah’a ve Peygambere teslim etmesi ile eşdeğer sayılmalıdır” … Şeyhin yanında Nafile Namaz kılmamalıdır. “Hakiki Şeyhten yüz çevirmek Cenabı Haktan yüz çevirmek gibidir.”
Fetih/10 Ayetindeki  “… sana biat edenler Allah’a biat etmişlerdir ….” İfadesi,  Şeyhe biat edenler Allah’a biat etmişlerdir şekline çevrilmiştir.  Şeyh, dilediği an Allah ile konuşabildiğine göre(!?), yaptığı şey, şer gibi görünse de (Şer değil Hayırdır.) Allah’ın emri ile yapılmıştır.
(Haşa, Şeyhleri… “Allah’a Denk” yaptığımıza göre Neden Allah’ın yetkilerini kullanmasınlar!??)
Şeyh, günde bin kere kovsa bile, Mürit, gerekirse her şeyini feda ederek, yalvar-yakar izinin toprağına yüz sürmelidir.  
(Sadece verilen bir örneği özetleyelim.)
A. Geylani’nin;  … ben şarkta bulunduğumda elim garptaki müridimin başı üstündedir…
(Milyonlarla Müridi olduğuna göre, demek ki Milyonlarla da eli varmış! )  
Ayıbını sezersem örterim.  Allah, müritlerimden hiç birini ateşe koymayacağına bana söz verdi. Müritlerimin hepsi geçinceye kadar Cehennemin kapısında duracağım. … Kabirde hiçbir Müridimi korkutmamaları için Münker ve Nekir Meleklerini yakaladım. … dediği aktarılır.

Özet alıntımızı burada noktalayalım.
Kuran’daki Elçi… Ara Başlığında, Peygamberimizin yetki ve görevleri konusunda Ayetlerin Çizdiği sınırlarla, Şeyhlerin… kendileri için Buyurduğu(!), bu “Sınırsızlıkları” Lütfen Akıl Terazinizde Tartın.
Ve Allah’ın,  “Yalnız sana Kulluk eder ve yalnız Senden Yardım dileriz” (Fatiha/5) Ayeti ile Takdir ettiği Onurlu Kullukla;  Şeyhlerin…her türlü hakareti yapabildikleri; Sürü seviyesinin çok altındaki Onursuz, “Kendilerine Kulluğu / Köleliği”  yine Akıl Terazinizde Tartın.
Bu tartmayı yapabilen ve “Düşünebilen bir Kişiye”  Şeyhlerin… Yapacakları Şefaat(!)  hakkında fazla bir şey söylemeye gerek yoktur kanısındayım.

ŞEFAATİN,  KAFALARDAKİ  ve  GERÇEK  ANLAMI…

Kafalardaki,
Yaratan / Elçi / Şeyh…”  ve “Kuran’daki Elçi” Anlamları yukarıda Açıklandı. Buna göre,
Şefaatin Kafalardaki Anlamını;  “Allah, Sevgili Kullarına (Şeyhlere… Gavslara), İzin Verecek, Bu Sevgili Kullar; Dünyada iken, Sevdiği ya da Kendisine Hizmet eden Kullara Şefaat edecek. Şefaat edilen Bu Kişiler, işledikleri Büyük ve Küçük Günahlarından dolayı, Cehenneme konulmuş olsalar dahi, Şeyhin … isteği üzerine, Allah Onları Oradan alıp Cennetine koyacaktır.”  Şeklinde özetleyebiliriz.
Hesap Günü, Hiçbir Kişi tarafından, bu anlamda bir şefaat kesinlikle söz konusu değildir.
Bu Tanım; Şefaat Teriminin Kök Anlamına uymadığı gibi; Anılan ve Anılacak Ayetlerle; “Düşünün, Aklınızı Kullanın” Anlamındaki Genel Kapsamlı Ayetlerle;  “Kurandaki Elçi”  anlamı ile;  Akıl ve Mantıkla, kaçınılmaz olarak, “Her Adımda”  Çelişecektir. 
“Şefaat İzni Verilenler”  ve “Şefaatin Gerçek Anlamı” için yapılacak Tanımlarda bu Çelişkiler olmamalıdır.
Ve yapılacak bu Tanımlar; “Sadece Allah’a ait Olan” Şefaatle karıştırılmamalıdır.

Şefaat İzni Verilenler: “
Herhangi bir Sıfatı olsun ya da olmasın; Dürüst, İyi Niyetli, Toplumu aydınlatabilecek ve Doğru yolu gösterebilecek İlme ve Ruha sahip olan Kişilerdir.” Şeklinde tanımlanabilir.    
Allah’ın Hoşnut olduğu kulları: “Belki yeterince bilinçli olmayan, İyi Niyetli, İyiliksever, Adalet duygusuna sahip ve Doğruyu arayan kullarıdır.” Diyebiliriz.
Şefaat İzni Verilenlerin, Allah’ın Hoşnut olduğu kullarına Yardımı / Şefaati: “Dünyada, onları, İyiye ve Doğruya Yönlendirmektir.” Bu yönlendirme neticesinde, Onlar için, yepyeni bir ufuk açılabilir. Hayatlarını yeni bir düzene koyabilirler. Geçmişteki hata ve günahlarını, olabildiğince düzeltir, tazmin eder, tövbe edebilirler. Hayatlarındaki bu değişikliğin, “Hesap Gününe mutlaka bir Yansıması” olacaktır. Bu Yansımaya, Onları “Doğruya Yönlendirenlerin” Yardımı / Şefaati diyebiliriz. Allah’ın Ezeli Takdiri gereği, bu “İyi yönde değişimin” elbette bir karşılığı olacaktır. Bu “Karşılık”, Ne olacaktır / Nasıl olacaktır? Burasını Sadece Allah Bilir.  Bu konuda Söylenenlerin ve Söyleneceklerin hiç birinin, Gerçek olarak bir değeri yoktur.

Şefaat İzni Verilenlerin yapacakları; Önce kafalarda “Gerçek Tevhit İnancının” yerleşmesine yardım etmektir. Sonra da Kuran’la Öğüt vermek / Aydınlatmaktır. Bırakalım “Şefaat edeceğim” havasına girmeyi; Öğüt verdiği Kişilere göre “daha üstün oldukları” anlamında bir İmada bulunmaları dahi söz konusu değildir.

Doğruyu aradığı için, Allah’ın razı olduğu ve Allah’ın izni ile Dünyada “Doğruya Yönlendiren” Kullar olduğu gibi; Eğriyi aradığı için, Allah’ın razı olmadığı, Çıkar vb. düşüncelerle, “Günaha Yönlendiren” Kullar da vardır.
**  Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verendir. (Nisa/85)
Her iki durumda da bu “Yönlendiren Yönlendirilenlere” hesap gününde pay vardır..

Kafalardaki Şefaat, Şefaat izni verilenler ve Gerçek Şefaat Derken “Buradaki Tanımlar”  kastedilmektedir. Değerlendirme ona göre yapılmalıdır. Şimdi,  “İslam’ın Çıkar İçin Kullanılması”  noktasına dönebiliriz.

HEDEF;  İSLAM’IN  ÇIKAR İÇİN KULLANMASIDIR…!

Allah
’ın Elçisini Çok-çok Yüceltip(!?)  Görünmez eyledikten sonra, Makamına kurulan Şeyhlerimiz … Gavslarımız aynı zamanda Allah’ın Vekilleri(?) idiler. Ellerinde bir “Sihirli Değnek / Maymuncuk” vardı. Bu Maymuncuk, İçinde, “İstedikleri Her İfadeyi Bulabilecekleri”  Elçi adına Uydurulan “Hadis Etiketli” Yalanlardır.
İlk yapılması gereken şey, “Toplumun Sürü haline getirilmesidir” 
Öyle bir Sürü ki… Ne kadar çok ezersen, Sana o kadar çok bağlansın…
Ve bunun tek Yolu; Kişilerin  “Bağımsız olarak Aklını Kullanmasının”  ve Kitabının,  “Anadilindeki Çeviririni Okumasının” önlenmesidir. Yani Kitapları ile Bağlarının Koparılmasıdır. Yapılanlarda bunlardır.   

Daha sonraki gelecek uydurmalara, Ana Kapıyı Ardına kadar açacak İlk Maymuncuk:
--- Sizden birinin, koltuğuna yaslanmış, verdiğim bir emir veya koyduğum yasak kendisine ulaştığında, “Bilmeyiz, Biz Allah’ın Kitabında bulduğumuza uyarız” dediğini sakın görmeyeyim.
(E.D.Sunen 6 /4605)
Hadisi Şerifidir(!?)  Doğrusu, Uydurması,  Allah’ın Elçisine İftiraları / Hakaretleridir...
(Elçinin, Aliimran  159’daki “Yumuşak davranışı” ile buradaki “Despot İfadeyi” karşılaştırın)
Bu Hadise(!?) İnandıktan sonra, önünüze konulan Hadis Etiketli hiçbir ifadeye  “Hayır! Bu Hadis Değildir!” diyemezsiniz!  İslam adına En üzücü olanı, Kocaman İsim sahibi İlahiyat Prof.larımızın,  Bu Uydurmayı “Sahih Hadis”  olarak kabul etmesidir.[7]
Artık, “Mürşit” ve “Şefaat” Konulu tüm Hadisleri(?)  bu Ana Kapıdan Buyur edebilirsiniz…?
“Buyur edilecek” İlk Hatırlı Misafirlerden biri;
---  Mürşidi olmayanın Mürşidi Şeytandır.  Hadis-i Şerifleri(?)dir…
Kişi, bu Hadise(?) uyarak bir Mürşide  “Mürid” olmak, yani  “İradesinin kullanımını Şeyhine devretmek” zorundadır.  Şeyhin dedikleri karşısında, “Acaba” diye Düşünme Hakkını bile kaybetmiştir.
Ve Şeyhin İlk Emirleri;
*  “Aklını Dergahın Eşiğine Bırakacaksın” 
*  “Kendini, Cenazenin Yıkayıcısının Eline Teslim Edildiği gibi, Şeyhinin Eline Teslim edeceksin.”

Artık  O, “Aklını Kullanmayan / Kullanamayan”  bir Robottur.
Kişiler ve Toplumlar olarak;
**  …. Allah, Aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır. (Yunus 100) 
Ayetinin kapsamına giriyoruz. 
Kuran’daki Gerçek İslam’ın Hedefi; “Toplumların, Sevgi bağları ile kenetlenmiş olarak, geniş imkanlar ve Mutluluk içinde Yaşamasıdır.” Bu gün, “Dünyanın En geri kalmış, Sevgiden Mahrum, [Allah-ü Ekber] diyerek  Din Kardeşini boğazlayan” Toplumları olmamızın tek açıklaması vardır. Yaşadığımız Din, “Gerçek İslam” değildir. Ve üstümüze yağdırılan “Pislikler”  bu Ayetinin Hükmünün Gerçekleşmesinden başka bir şey değildir. 
Kuran’ın sadece  “Düşünün… Aklınızı Kullanın…” diyen Ayetleri değil Tümü devre dışı kalıyor…
--  “Nasıl Olur?  Ayda 1-2 hatta 3 kez Hatim yapan Müridler vardır” itirazı olabilir…
Her Topluma Kendi içlerinden Elçiler, Kendi Dilleri ile Mesajlar gönderen Yaratan;  Kuran’ı İlk Muhataplarının Dili ile  “Anlaşılması için Arapça olarak”  göndermiştir. (Yusuf 2 …) 
“Kuran’ı Anlamak ile Bağımız Kesiliyor.” Kuran’ın Ana Dilindeki Çevirisini okumak “Kuran Okumak” Sayılmıyor. Günah hatta Haram Sayılıyor. Bu durumda,  “Günde bir Hatim de Okunsa da” değişen bir şey olmayacaktır.  Netice Allah’ın Elçisinin;
**   … "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kuran'ı terk edilmiş / dışlanmış halde tuttular." (Furkan/30)
Diye Şikayet ettiği / Edeceği Toplum durumuna düştük.
Kuran’ın “Tümü devre dışı kaldığına” Bu Ayeti ile Kendisi de Tanıklık ediyor.

Bu Yapılanların; “İslam’ı Çıkar İçin Kullanma” dışında Gerçekçi bir Açıklaması olamaz.
 
Kendileri Dünyada Krallar gibi Varlıklara Sahip olmanın karşılığı olarak, Bize “Şefaat / Cennet / Huriler” vaat ediyorlar. Ve “Fakirler öbür dünyada Zengin olacak.” diyorlar. Onların yaşadıklarını öbür tarafta yaşayacaklar.
Öyle bir  “Alış-Veriş” ki, Verende Memnun Alanda …!?
“--  Bu, Allah’ın Rızası mı Bir Alış-Veriş mi?” ve “Bu Alış-Veriş, Temiz mi Kirli mi?” Bu Soruların Cevaplarını sonraki Başlıklarda vermeye çalışacağız.

GENEL KAPSAMLI AYETLER:  “Düşünün… Aklınızı Kulanın…”

Kuran
, pek-çok Ayetinde  “Düşünmez misiniz?  Aklınızı Kullanmaz mısınız?”  Anlamında Sorular Sorar ve  “Düşünün…  Aklınızı Kullanın…”  Anlamında emirler verir.
Büyük noksanımız ve Toplum adına büyük kaybımız; bu Ayetlerin gereği -neredeyse hiç- yerine getirilmez.
İşlenen konu ile doğrudan ilgili Ayet yok ise, -bazen olsa da- hemen Hadislere, Mezhep ya da Eski Ulema görüşlerine göre hüküm verilir. 
Şefaat konusunu ilgili Ayetlerle göre değerlendirmeden önce, bu “Genel Kapsamlı” Ayetler Hükümlerine uyarak,  “Yaratan’ın Mutlak Adaleti”  açısından, Şefaat konusuna bakalım.

YARATAN’IN  MUTLAK  ADALETİ ve  ŞEFAAT…

Şefaat
Teriminin, Toplumumuzun Büyük bir bölümüne göre anlamı; yukarıda, Kafalardaki Şefaat Anlamı; olarak Tanımlanan ya da ona çok yakın bir Anlamdır. Bu Olguyu(!) Yaratan’ın Mutlak adaleti açısından değerlendirmek zorundayız.

**  Kıyamet günü için adalet terazilerini kuracağız Hiç kimseye zerre kadar haksızlık edilmeyecek. Hardal tanesi kadar bir şey olsa onu ortaya getiririz. Hesapçılar olarak biz yeteriz!
(Enbiya 47)
**  Artık kim zerre ağırlığınca İyilik yapmışsa onu görür. Ve kim zerre ağırlığınca Kötülük yapmışsa onu görür. (Zilzal 7)
Ve (Nisa/40,124  Yasin/154  Araf/6-9  Müminun/102  Lukman/16  Karia/5-9)

Yaratan; Tüm Alemleri,  [Müthiş bir Denge]  Üzerine yaratmıştır. Atomun  “Mikro Yapısından”;  Güneş, Dünya, Ay, Yıldızlar…. Yani Evrenlerin “Makro Yapısına kadar” her şeyde, bu “Müthiş Dengeyi” görebiliriz. Bu [Müthiş bir Dengenin] Kurucusu olan Yaratan’ın Kendi Adaletinde “Dengesizlik / Haksızlık” yapacağı düşünülemez. Yaratan’ın Adaletinin  “Mutlak-Doğru-Hak-Dengeli…”  olması, Yaratan olmasının “Olmazsa olmaz” Şartlarından biridir. Netice olarak, Yaratan’a bilinçli olarak İnanan herkes, O’nun Adaletinin; “Mutlak-Doğru-Hak-Dengeli…”olduğuna da İnanmak durumundadır.
 
Konunun diğer bir boyutu, Allah’ın “Takdirinin  / Sünnetulah’ın” değişmezliğidir. Yüce Yaratan,  Ezeli-Ebedi ve Sınırsız Bilgisi ile Olmuş-Olacak her şeyi bilir ve Ezelden Takdir etmiştir. Bu Mutlak Adaletin ve Değişmez Kuralların gereği; Kişinin; Serbest iradesi ile yaptıklarının neticesi olarak, bu “Mutlak-Doğru-Hak-Dengeli…”; Adalet gereği Cezalandırılması Takdir edilmişse bu Takdirin değiştirilmesi söz konusu olamaz.   

Bu  “Mutlak Adalet”  Tablosu üzerine, yukarıda anılan, Kafalardaki Şefaat Anlamını yerleştirebilir miyiz?  
Sorusu üzerinde düşünelim… 

Kuran’ın Tanımladığı en büyük günah şirktir.  Kişi, Sıhhati yerindeyken; Hür İradesi ve Gerçek bir Pişmanlıkla Tövbe etmediği sürece Şirkin Affı söz konusu değildir. Bu Büyük Günahın  “Şefaatle Affı”  ise hiç söz konusu olamaz. Şirkten sonra gelen Büyük Günahları, “Haksız yere Adam Öldürmekten” Başlayarak sayabilirsiniz. Bunlar Kul / Toplum hakları ile ilgili günahlardır.
Sadece Allah’a karşı yükümlülüğümüz olan (Namaz Oruç Haç … gibi) İbadetleri Yapmayarak ya da gerektiği gibi Yapmayarak işlenen Günahlara gelince,  Allah bu İbadetleri emretmiş fakat diğer günahlarda olduğu gibi, “Yapmazsanız Cezası Şudur” dememiştir. Bunların Hesabı tamamen Allah’a aittir. Dilerse hepsini silebilir.
Burada, üzerinde durulması gereken günahlar; Kişilere / Topluma karşı işlenen Büyük / Küçük Suçların Karşılığı olan Günahlardır.
Dünyadan Somut bir örnek verelim.  “Birçok Tanığın gözleri önünde işlenen bir Cinayetin Katiline Beraat Kararı Verildiğini ” Düşünün.  Bu durum karşısında, Kişilerin / Toplumun, Düşünceleri / Tepkileri Ne Olur…?

Büyük ya da Küçük Günahının karşılığı olarak; Cehenneme konulması Takdir edilen bir Kulunu;  Şeyh… İstedi diye, Allah’ın “Cehennemden Alarak Cennete Koyacağını” Düşünebilmek…?  Dünyada yapılmasından dahi iğrendiğimiz  Adaletsizliği / Saçmalığı, “Mutlak-Doğru-Hak-Dengeli” Adaletin Sahibi Yaratan’a yaptırıyoruz…?  Bu Düşünce, Allah’a İftiranın ötesinde bir Hakarettir.
Haşa! Böyle bir Allah, Kuran’ın İslam’ın Allah’ı olamaz.

Küçük bir Günahta olsa, Allah Kul Hakkını doğrudan affetmez.[8]  Başka bir Kulu İstedi diye hiç affetmez.
Bu Ara Başlıkta Anlatılanları bağımsız olarak Düşünebilen bir Kişi; Sadece,  bu Anlamda bir Şefaatin olamayacağını değil, Buna İnanmanın Şirk olduğunu da kabul etmekte zorlanmaz kanısındayım.   

ALLAH RIZASI MI  ALIŞ-VERİŞ Mİ…?
 
Ne Demiştik…: 
“Kendileri Dünyada Krallar gibi Varlıklara Sahip olmanın karşılığı olarak, Bize Şefaat / Cennet vaat ediyorlar. Öyle bir  “Alış-Veriş” ki, Verende Memnun Alanda …!?”

Kuran’daki Gerçek İslam
ile İslam adına Yaşadığımız Din, Biri-birinden çok farklıdır. İslam Toplumlarının “Geri Kalmışlığının”  baş Nedeni de budur.
Kuran’da; İbadetlerimiz ve Topluma katkılarımız için,  “Şu Şekilde Olanı / Yapılanı, Bu Şekilde Olanına göre, Şu kadar Derece ya da Şu kadar Kat daha Sevaptır”  Anlamında Tek Kayıt bulamazsınız. Yaşadığımız Din’de ise, “Bu Kayıt” Her Amelin Bağlandığı bir Zincir olarak her adımda karşımıza çıkar.
Camide kılınan Namaz, Evde kılınana göre,  Ön Saflarda kılınan, Arka Saflarda kılınana göre (...) Derece / Kat daha Sevaptır(!?) Şu Dua, (…) defa okunursa (…) Muratların olur…!  Adam, Cami dolduktan sonra gelmiş, Labirent bulmacalarında olduğu gibi,  dolana-dolana  geçebildiği kadar ön saflara geçer…!
Bu ve Benzeri Düşünceler - Hareketler “Şunu Yapacağım, Okuyacağım; Şu Kadar Sevap Kazanacağım” Hesabına yani Alış-Veriş Düşüncesine dayanır. Bu düşüncelerin meyveleri olan ibadetlerde, Gerçek Anlamda Allah Rızası düşüncesinden eser bulamazsınız.  İşin acı tarafı, Bu Kişiler bunun farkında değildirler. Farkında olsalardı, “Ön Saflar, Erken Gelen Din Kardeşimin Hakkıdır” diyebilen bir Adalet Düşüncesine sahip olurlardı. Yani, çoğu kez bizim Kaptığımız / Aldığımız Başkasının Hakkıdır. Ve bu Sevaplar, Bize “Bu Haksızlıkların Kazandırdığı(!?)” Sevaplardır(?)

Kişiler; “İbadetlerini, Topluma Katkılarını / Yardımlarını Yaparken, Okurken / Yazarken…”  Kafalarını, Ne ölçüde,  “Sevap / Günah, Cennet / Cehennem…”  Hesaplarının dışında tutabiliyorlarsa, O Ölçüde Allah Rızasına Yakındırlar ve Bunun Bilincindedirler. Bu aynı zamanda; Yaratan’ın, “Mutlak, Hak ve Doğru” olan Adaletine  “Gerçek İnancın” bir Sonucudur.      

Allah Rızası…? Sadece Bilinçsiz olarak söylediğimiz“Niyet ettim Alla Rızası için (…)” ifadesinde kalmıştır.
İslam adına yapılan hemen her Şey; Gerçek İslam’dan Uzaklaşmak pahasına; Bilinçli(?) ya da Bilinçsiz  “Ne Yaparsam / Nasıl Yaparsam Daha Çok Sevap Kazanırım”  Hesabına dönüşmüştür.

Bu öyle bir Kirli Alış-Veriştir ki…“Yalnız sana Kulluk eder ve yalnız Senden Yardım dileriz” (Fatiha/5) Ayeti ile Tanımlanan ve Yalnız Allah’a yapılan Onurlu Kulluğu ve Israrla “Düşünün…  Aklınızı kullanın…” diyen,  Kuran’daki Gerçek İslam’ı yaşamayı veriyoruz... Karşılığında, “Aklını dergahın eşiğine bırak…” diyen; Şeyhlere… Gavslara yapılan Robot Kulluğu / Her Şeyini vermeye hazır Gönüllü Köleliği Ve “Şefaat / Cennet” vaatlerini satın alıyoruz…!  Daha Gerçekçi bir ifade ile, “Şirki” Satın alıyoruz.
Buyurun… Bunların “Gerçek Olmadığını”  Savunun…?

AYETLERDE ŞEFAAT…

Şefaatten bahseden ayetleri; 
1- “Kimsenin, Kimse için; Hiçbir bedel Ödeyemeyeceği / Şefaat edemeyeceği”  kesin ifadeli Ayetler; 
2- Dolaylı / Değişik ifadelerle Şefaatten bahseden Ayetler 
3- “Allah tarafından izin verilenler Şefaat edebilir”  anlamı verilen Ayetler
olmak üzere Üç Ana Gruba ayırabiliriz.

Bu Ara Başlık okunurken;  “Şefaatin Kafalardaki ve Gerçek Anlamı”  Ara Başlığında yapılan;
“Kafalardaki Şefaat Anlamı  /  Şefaat İzni Verilenler  /  Allah’ın hoşnut olduğu kulları ….”
Terimlerinin Tanımları  Ve Değerlendirmenin  “Yaratan’ın Mutlak Adaleti ve Şefaat…” Ara Başlığında açıklanan “Bakış Açısı” ve Prensiplere göre yapıldığı dikkate alınmalıdır. Ve Eleştiriler buna göre yapılmalıdır.

1- Hiçbir Kimse, Bir Başkası için hiçbir bedel Ödeyemez.

**  Yoksa Allah'tan başka Şefaatçiler mi edindiler?
…. (Zümer 43)
**  De ki: "Şefaat, tümden ve sadece Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü / yönetimi O'nundur. Sonunda O'na döndürüleceksiniz."
(Zümer 44)
**  … sonra arş üzerinde egemenlik kurmuştur. O'nun dışındakilerden size ne bir dost vardır ne de bir şefaatçı. Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?  (Secde 4)
Zümer 43 de sorulan sorunun cevabı Zümer/44 ve Secde/4 de; “Şefaatin ve Hükümranlığın,Tümüyle ve Sadece Allah’a ait olduğu” Vurgulanarak verilmiştir. Ve “Düşünmemiz İbret almamız” İstenilmiştir.
**  Bir gündür ki o, bir benlik bir başka benlik için hiçbir şeye güç yetiremez. O gün, buyruk yalnız Allah'ındır! (İnfitar 19)
**  Din Gününün Sahibi / Hükümranıdır. (Fatiha 4)
Tek başına bu Ayetler, Din / Hesap gününde;  Hiç Kimseye Şefaat etme İzninin verilmeyeceğinin ve Allah’tan başka hiç Kimsenin Yardım-Şefaat edemeyeceğinin Açık ve Yeterli Kanıtıdır. Herhangi bir yaratılana, “Takdir edilen bir Cezanın Affına Aracı Olma” yetkisinin verileceğini düşünmek, Hükümranlıkta Allah’a Ortak tanımak
 Ve Yaratan’ın -haşa- “Yardımcıya İhtiyacı olduğu”  anlamına gelir.
**  Ve korkun o günden ki, hiç bir benlik bir başka benliğin herhangi bir şeyi için karşılık ödemez; hiç bir benlikten Şefaat kabul edilmez, hiç bir benlikten fidye alınmaz. … (Bakara 48)
**  Kimsenin kimse yerine bir şey ödemeyeceği, kimseden fidye kabul edilmeyeceği, Şefaatin hiç kimseye yarar sağlamayacağı ve onların hiç bir yardım göremeyecekleri o günden korkun
. (Bakara123)
Ayetlerin ifadeleri Açık ve Nettir. Ve (Bakara/254  Enam/51,70  Rum/13  Secde/4)
 
2- Dolaylı / Genel Anlamda Şefaatten Bahseden Ayetler

**  Allah'ın yanında bir de kendilerine zarar veremeyen, yarar sağlayamayan şeylere kulluk ediyorlar ve şöyle diyorlar: "Bunlar bizim Allah katındaki Şefaatçilerimizdir." ….
(Yunus 18)
Şefaatçiler edinmek, bu Ayette de kınanır, yasaklanır. “Bu Şefaatçimizdir” dediğimiz an, Şirke adım atıyoruz. O’nun “Şeyh” olması “Lat ya da Uzza” olmasından daha hafif bir durum değildir.
**  Rahman katında söz almış olandan başkaları Şefaat imkânı bulamazlar. (Meryem 87)
Allah’a Ortak koşanların, Allah katında Söz almalarının (Ayet:78) Kendilerine Şefaat edilmesinin (Ayet:81) imkansızlığı vurgulanıyor.
**  O gün Şefaat yarar sağlamaz. Ancak Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse müstesna (Taha 109) 
**  Göklerde nice melekler var ki, Şefaatler hiçbir işe yaramaz. Allah'ın, dilediği ve hoşnut olduğu kimseler için izin vermesinden sonraki durum müstesna … (Necm 26)
Surede, Müşriklerin Putlarına Melek (dişi) isimleri verdikleri, Onlardan Şefaat bekledikler anlatılır. Reddedilir.
**  … Onlar, O'nun hoşnutluk verdiklerinden başkasına da Şefaat etmezler. … (Enbiya 28)
“Şefaatin Gerçek Anlamı” için yapılan Tanım Çerçevesinde;  “Dünyada Doğruya Yönlendirme”  yerine; “Şefaatin Kafalardaki Anlamı”  tanımında olduğu gibi; “Ahrette yapılacak Şefaat”  olarak aldığımızda Çelişme kaçınılmazdır.
**  … Zalimlerin ne bir dostu vardır ne de sözü dinlenir bir Şefaatçıları. … (Mümin 18) 
**  Artık yarar sağlamaz onlara Şefaatçilerin Şefaati. (Müddesir 48)
**  … ortaklar olduklarını sandığınız Şefaatçılarınızı da yanınızda görmüyorsunuz. … (Enam 94)
Şefaatçi sanılanlar,  “Lat, Uzza … Şeyh. Evliya”, Ne ya da Kim olursa olsun; O gün Şefaat umanların yanında olmayacak. Ve (Araf/53  Şuara/100  Yasin/23 Hud/25  )

3- “Allah’ın İzin verdikleri Şefaat edebilir”  Anlamı verilen Ayetler.

Önce, bazı hatırlatmalar yapalım.
**  Yoksa Allah'tan başka Şefaatçiler mi edindiler? …. (Zümer 43)  sorusunu Tekrar hatırlayalım…
Bu Soru, “Allah'tan başka Şefaatçiler edinmenin” yasaklanmasıdır.
En Büyük Şefaatçi bildiğimiz;  Şeyhlerin… de Politikaları gereği, En Büyüklüğüne “Hayır” diyemedikleri Peygamberimize Yaratan’ın hitabı;
**  Üzerine azap sözü hak olanı, ateşe dalmış olanı sen mi kurtaracaksın? (Zümer 19)
Ayetin Açık Anlamı… Kişiye, Günah(lar)ı karşılığında ceza Takdir edilmişse; 
1-Bu Takdir değiştiril(e)miyor. 
2-Şefaat Terimine,  “Takdir edilen bir Cezanın, İzin verilen(!?) Aracının İsteği üzerine Affedileceği” Anlamı vermek Yanlıştır. 
3-Peygamber dahi Aracı olamadığına göre, Başkası için “Affa Aracı Olmak”  hiç Söz Konusu Olamaz.

**  Alış-verişin, dostluğun, şefaatin olmadığı o gün …” (Bakara 254)
Hesap Gününde “Şefaat … in Olmadığı” bir önceki Ayette Kesin ve Açık olarak İfade edildikten sonra;
**  … O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim Şefaat edebilir? O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da! … O'nun Kürsüsü / Hükümranlığı, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır.
(Bakara 255) Buyruluyor…
Ayetteki,  “Kim Şefaat edebilir?” diye Meydan Okuyan bu Sorunun Cevabı; “Hiç Kimse’dir”   
Çünkü, Şefaatin olmadığı Hesap gününde, “Şefaat İznin verilmesi…?” Söz konusu olamaz.
Bu “Olamazlığın”, Kinayeli bir ifade ile altı çiziliyor. O Hesap Gününde yargılama, “Önden gönderilenler ve Arkada bırakılanlara göre” olacaktır. Bu Ayette, (Ayet-el-Kürsi)  Allah’ın “Yaratan Özellikleri” çok güzel özetlenmiştir.  Böyle bir İznin verilmesi Yaratan olma Yetkisinin devri ya da paylaşılmasıdır. Bu da,  Allah’ın “Ortağa Yardımcıya İhtiyacı var” anlamına gelir.
Hesap Gününde;  “Şefaat’in, Kayırmanın, Dostluğun, Alış-Verişin olmadığı; Hiçbir Bedelin, Fidyenin ödenemeyeceği, Kimsenin bir başkasını Yükünü taşıyamayacağı…” Sadece (Bakara 254) Ayetinde değil, (Bakara/48 123 281 İbrahim/31 Enam/70  İnfitar/19 Şuara/88 İsra/15) ve birçok Ayette Açıkça İfade edilmiştir.
**  “Allah’ın İzin verdiği”  İfadesi geçen Ayetlere; “Bazı Kullara, Hesap Günü Şefaat etme İzni verilecek, Bunlar, Sevdikleri, İstedikleri ya da Allah’ın hoşnut olduğu Kulların Takdir edilen Cezalarının Bağışlanması için Aracı olacaklar” Anlamı verilmesi, zikredilen bu Ayetlerle Açıkça Çelişir.  Ve Ayrıca, Allah’ın, “Mutlak-Doğru-Dengeli-Hak”  Adaletinin İnkarı Anlamına gelir.

Yukarıda açıklandığı gibi, İzin; Hesap Günü değil, Dünyada;  “Herhangi bir Sıfatı olsun ya da olmasın; Dürüst, İyi Niyetli, Toplumu aydınlatacak ve Doğru yolu gösterecek İlme ve Ruha sahip olan Kişilere” verilecektir.  Allah’ın Hoşnut olduğu, Doğruyu arayan kulları;  Bu  [Doğruya Yöneltme]  Neticesi, Söz ve Davranışlarını, “Allah’ın Razı Olacağı” Düzeye yükseltebilir. Bu durumun Hesap gününe yansıması;  bir yönü ile, “İzin verilen kulun Yardımı / Şefaati”  olarak değerlendirilebilir. Ve bu Ayetler arasında bir Çelişki de söz konusu olmaz.
“Şefaat İzin verilen” ifadesi geçen Ayetler;  bu durum dikkate alınarak, Öncesi / Sonrası ile dikkatle okunursa, “Aynı Neticeye Varmak” zor olmaz kanısındayım.  

Örnek olarak, (Sebe 23) Ayetini Öncesi ve Sonrası ile özetlemeye çalışalım.
Ceza, ancak bir Günahın / Suçun Karşılığıdır. (Sebe 17) Suç yoksa Ceza da yoktur.
Bilinçsiz olarak bazen kendimiz için  “Kötü olanı” istiyoruz. (Sebe 18)  İbret almamız için, bu dileğimiz bazen yerine getiriliyor. Aklımızı kullanmadan yapılan bu dileğimizin neticesi kendimize Zulüm oluyor. (Sebe 19)
"Allah dışındaki o bir şey sandıklarınızı çağırın”diye meydan okunuyor. Onlarım gökte ve yerde bir hükümranlığı olmadığı, desteği olamayacağı vurgulanıyor. (Sebe 22)
Bunlardan  “Şefaat beklemek” Allah’ın Mutlak Hükümranlığına onları ortak etmektir.  Onları “Bilinçsiz olarak” Allah’a ortak koşmaktır. Daha açık bir ifade ile Şirktir.
**  O'nun katında, bizzat kendisinin izin verdiği kimseden başkasının şefaatı yarar sağlamaz. Kalplerinden korku giderilince: "Rabbimiz ne dedi?" derler. "Hakkı söyledi, …" (Sebe 23)
Kimsenin  “İşlediği Suçtan”  bir başkası sorumlu olmayacaktır. Yaratan’ın Mutlak Adaleti gereği bu ayırım hak ile yapılacaktır.(Sebe 25,26)
O “Çağırılanlara”  Şefaat İzni Verilmesi, Onların İstediği Kişilere verilen cezaların affedilmesi…!?
Bu Rahman’ın Mutlak Adaletine de sığmaz… Bunu yapan(!) Yaratan, -haşa-  “Hakkı Söylemiş”  olmaz.
Bu aynı zamanda,  Affedilenin “Hakkını yediği Kula bir Zulüm olur.” Allah Zulüm yapmaz.
Devamla 27 31-34 Ayetleri de okuyabilirsiniz.

**  O'nun berisinden yakardıkları, Şefaate sahip olamaz! Hakka tanık olanlar müstesna. Onlar, ilimden nasiplenmekteler. (Zuhruf 86)
Allah’ın astlarından Şefaat bekleyenlerin “Şefaat Göremeyecekleri” vurgulanmaktadır. Sirke sapan Kişilerin “Hakka Tanık olması” düşünülemez. Ancak “İlimden Nasibi Olanlar”; Dünyada, Allah’ın Razı olduğu Kişileri “Doğruya Yönlendirerek” Onlara yardımcı olabileceklerdir.

Buraya kadar okuyanlara Teklifim: Sizce, Şefaat Teriminin Anlamı olarak; “Şefaatin Kafalardaki ve Gerçek Anlamı”  Ara Başlığındaki Tanımlardan hangisi Doğrudur ya da Doğruya yakındır? Hala, Kafalardaki Şefaat Anlamının Doğru olduğunu Savunabiliyorsanız;  Yukarıda Tüm Yazılanları; Zikredilen Ayetleri dikkate alarak, bu Düşüncenizi yeniden gözden geçirin. Buna rağmen “İnancınızın Doğru Olduğu” Kanısında iseniz,  Son Sözlerimi de okuduktan sonra,  “Burada Yazılanların Yanlış Olduğunu”  ortaya koymak size düşer.

“KAFALARDAKİ ŞEFAAT ANLAMINI”  SAVUNANLARA SON SÖZLERİM…

Bu Tanımı Anımsayalım
.  “Allah, Sevgili Kullarına (…a), İzin Verecek, Bu Sevgili Kullar; Dünyada iken, Sevdiği ya da Kendisine Hizmet eden Kullara Şefaat edecek. Şefaat edilenler, işledikleri Büyük ve Küçük Günahlarından dolayı, Cehenneme konulmuş olsalar dahi, Allah Onları Oradan alıp Cennetine koyacaktır.”
Bu İnancın, bir an; “Doğru Olduğunu” varsayalım. 
Yaratan, Zümer Suresinde, 43. Ayetten önce;
**  Allah, kuluna Kafi değil mi, yetmiyor mu?...
(diye soruyor) / Allah'ın yol gösterdiğini kimse saptıramaz … (diyor, Sadece Allah’ın Yeteceğini açıklıyor)  / (Ve cevabını veriyor) … “Bana Allah yeter!” ... /  Kuşkusuz, bu Kitap'ı biz sana insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Sen onlar üzerine vekil değilsin.
(Zümer 36,37,38,41) Dedikten sonra;  43. Ayette, Can alıcı Soru Soruluyor;
**  Yoksa Allah'tan başka Şefaatçiler mi edindiler?….(Zümer 43)
Bu Soru ile“Şefaatçi Aramak” Yasaklanıyor.  Ve sonraki Ayetle, “Şefaat’in Tek Adresini”  gösteriliyor
**  De ki: "Şefaat, Tümden ve Sadece Allah'ındır. …
(Zümer 44).
Ayetlerin İfadesi Açık ve Nettir. Bu Ayetlerden Haberiniz yoksa  -diyemeyeceğim-  şimdi haberiniz oldu.
Bu Ayetleri Tebliğ eden Allah’ın Elçisi; “Mürşit Aramayı Teşvik eden”;
--  “Mürşidi olmayanın Mürşidi Şeytandır” İfadesini Söylemez, Söyleyemez…
Tüm Bunlara rağmen; Bu “Ayetlere”  İnanmıyor;  “Mürşidi olmayanın Mürşidi Şeytandır” İfadesini  “Sahih Hadis kabul ediyorsanız. Ve, bir Şefaatçiniz varsa Ya da Bir Şefaatçi arayacaksanız?... Önce;
 --  “Kim Allah’ın Sevgili Kulu dur ve Şefaat edebilir?”  Sorusunun Cevabını arayacaksınız.
“Kimin Allah’ın Sevgili Kulu” olduğu bir Gaiptir. Ve Gaibi sadece Allah bilir.
Yukarıdaki Ayetlerdeki Mesajları veren Allah’ın Kitabı;  “Şefaatçilerin Özelliklerini ve Adresini” vermez. Bu Ayetleri Tebliğ eden Allah’ın Elçisi de vermez. Fakat, bu Ayetleri değil de bu Uydurmaları  “Sahih Hadis”  kabul ediyorsanız…?   “Bu Bilgileri veren” Hadis Etiketli başka Uydurmalar da önünüze konulabilir.
 Ve Farkında olmaksızın;  “Gerçek Şeyh, Bizim Şeyh…”  Kerametleriyle dolu bir Havuza daldırılabilirsiniz…
Bu Havuza adım atmak, Şirke adım atmaktır.
Ve Tek Kurtuluş Reçetesi; Tüm Bildiklerinizi, Söylenenleri kafanızdan Atarak / Unutarak;
Kuran’ın Ana Dilinizdeki Çevirisini / Mealini, Düşüne-Düşüne Okumaktır…
Gerekirse; Bir daha - Bir daha Okumaktır.

Kişi olarak Benim Yapabileceklerim -maalesef- bu kadar.
Bu Şirk Dünyasının Gerçek Fotoğrafını, “İnananların Gözlerinin Önüne Koymak” Diyanetin görevidir.
--  Diyanet, Hangi Görevini Ne Ölçüde Yapıyor…?
Ve Bu Soru, Toplum olarak, “Mutlaka ve Kısa Sürede”  Cevaplamamız gereken bir Sorudur. 

DİYANET NEDEN SUSUYOR...?

[Kuran’daki Gerçek İslam ile İslam adına Yaşadığımız Din, Biri-birinden çok farklıdır.…] demiştik.
Genel bir ifade ile Diyanetin Vazifesi; “Toplumun Gerçek İslam’ı yaşayabilmesi için, Gereken Her Şeyi Yapmaktır” diyebiliriz. Peki;
--  Diyanet bu Vazifelerini yapıyor mu…?
Küçük bir-iki noktanın gözümüzden kaçmış olabileceğini düşünerek;  “- Hiç Birini” demeyelim. Fakat;
--  “Yapılması Gereken en önemlilerini yapmıyor”  dersek hata etmeyiz.
Tarikat ve Şefaat Konuları Yaşadığımız İslam’da “Şirke açılan İki Ana Kapıdır” Bu konularda Diyanetin Toplumu Israrla ve Sürekli olarak Uyarması ve Aydınlatması gerekiyor. Diyanet; “Bu Vazifesini hiç Yapmıyor”  Neden…?   Bu sorunun Cevabı çok basittir. Onları O Koltuklara atayan Siyasi Güç ve kendilerinin de içinde olduğu Din Adamları(?)  “İslam’ı Çıkarları İçin Kullanıyorlar” Toplumun Aydınlatılması, Bunların Çıkarlarına karşı çıkmak anlamına gelir.

Diyanetin Vazifesi, Yaptıkları, Yapmadıkları… Konu ayrı bir Yazıda [9] işlenecektir.

DİPNOTLAR :
[1] Bakara 48 123 254 255  Nisa 85  Enam 51 70 94  Araf 53  Yunus 3 18  Meryem 87  Taha 109  Enbiya 28  Şuara 100  Rum 13  Secde 4  Sebe 23 Yasin 23  Zümer 43 44  Mümin 18 Zuhruf 86  Necm 26  Müddesir 48  Fecr 3    
[2] Hakkı YILMAZ  Necm/26 Yorumundan
[3] 
YARATANI TANIMAK 
[4] 
Müşrikler Allah’a İnanıyorlardı. “Bizi Allah’a yaklaştırsınlar, Bize Şefaat etsinler” diye, Allah’ın yanına Lat’ları Uzza’ları koymuşlardı. Biz de aynı gerekçelerle, Şey’hleri Evliya’ları koyduk. Buraya kadar durumlar eşit. Lat’lar “Sinek bile yaratamıyorlar, Sineğin Kendilerinden kaptığını geri alamıyorlardı.” Şeyh’ler de “Sinek bile yaratamıyorlar, Fakat isterlerse Mürit’in Ciğerini dahi söküp alabiliyorlar” Her Mübarek(?) (K.S). için yüzlerce, Büyükleri için binlerce “Keramet Hikayesi” var. Hangi Mürit bunlarda biri için “Hayır, Yalan” diyebilir. “…Şeyhler Evliyalar…” Ara başlığında anlatılan örnek;
--  A. Geylani’den “Allah, müritlerimden hiç birini ateşe koymayacağına bana söz verdi. Müritlerimin hepsi geçinceye kadar Cehennemin kapısında duracağım. Kabirde hiçbir Müridimi korkutmamaları için Münker ve Nekir Meleklerini yakaladım.”
--  Üye / Mürit kazanma toplantılarında anlatılan –belki yüzlercesi olan- “Keramet”lerden başka bir örnek;
 Cehennem Melekleri bir “Nur talebesini Cehenneme götürürken”  Saidi Kürdi’nin Ruhu önlerine dikiliyor; “Durun” diyor “Sizin Ne yaptığınızdan haberiniz var mı? O götürdüğünüz bir Nur Talebesidir.” Ve Cennet Meleklerine dönüyor. “Siz orada ne bakıyorsunuz?” diye soruyor. Bu Emir yerine getiriliyor, Cennet Melekleri, Nur Talebesini Cennete götürüyor
--  Belki Yaratma yetkisi hariç, -haşa- “Allah’ın Tüm Yetkilerini” kullanıyorlar. “Tevhid İnancı” Tamamen Sıfırlanmıştır.
Eğer bunlar Şirk değilse, Şirk Tanımı Nedir?
[5] 
“Kulun, Allah’a Vekil olması ve O’nun Yetkilerini kullanması…?” İfadesi, ağır ya da Gerçek dışı görülebilir.
Dipnot [4]de verilen örnekleri hatırlayın. Bunlara inanabilen bir kişi, Farkında olmadan; “Kulun Allah’a Vekaletine ve O’nun yetkilerini Kullandığına” da İnanıyor demektir.
[6]  Kur’an’a Göre Şefaat
/ Mehmet DURMUŞ / Anlam Basın Yayın – 2010 Kaynakları veriliyor. Sayfa: 5-12
[7]  Sayın  A.BAYINDIR’ın,
http://www.facebook.com/photo.php?v=10150774585154850
 adresinde izlediğim “Hadis İnkarcıları…”  Videosu üzerine, Sitesinin [Ziyaretçi Defteri] bölümüne
http://www.kutsalkitaplar.net/index.php/site-ds-kaynaklar-3/ismail-hueseyinoglu/22981-say-n-abduelaziz-bayindir-a-hadisler-konusunda-acik-mektup
adresindeki yazımı kopyaladım.Cevaplarında
http://www.suleymaniyevakfi.org/kutsanan-gelenek-ve-Kuran/kitap-ve-hikmet.html
adresindeki yazılarını önerdiler. Bu Uydurma Hadis, o yazıda “Sahih Hadis”  olarak geçiyor. Bunun Eleştirisini
http://www.kutsalkitaplar.net/index.php/site-ds-kaynaklar-3/ismail-hueseyinoglu/22982-say-n-abduelaziz-bayindir-a-hadisler-konusunda-acik-mektup-2
adresindeki yazımla yaptım. Daha Sonra; Allah her Şeyi Bilmez / Bilir Konusunda yazışmalarımız oldu. İsterseniz,
www.kutsalkitaplar.net
Sitesinde  [Site dışı Kaynaklar] > [İsmail HÜSEYİNOĞLU] Menü Listesinden takip edebilirsiniz.
[8]  Affa layık bir Kişi, bu Haksızlığı için, ölmeden önce “Helallik” ister. Haksızlığının farkında değilse ya da herhangi bir nedenle “Helallik” istenememişse, Yaratan -dilerse- mağdur Kişinin zararını fazlası ile kapatır, / yada karşılıksız olarak, mağdur Kişi hakkını gönül rızası ile helal eder. Kul Hakkının Affı, ancak bu noktadan sonra olur.
[9]Yazısının Link’ı konulacak

Yorum ekle